|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 Kayıt teknolojisi, Edison’un Aralık 1877’de ilk insan sesini 2-3 dakika kapasiteli teneke silindir üzerine “Ayşe’nin Kuzusu” şarkısıyla kayıt etmesinden bu yana çok büyük bir yol kat etmiştir. Günümüzde dünyanın en ünlü sanatçılarını oturma odamıza kadar getiren dijital teknolojiyle saatlerce müzik dinleyebiliyoruz. Bize ulaşan sesler hem çok yüksek kalitede, hem de bir senfoni orkestrasının ortasında oturmaktan tutun da bir stadyumda en sevdiğiniz rock yıldızını dinlemeye kadar farklı ve uç seçeneklerde olabiliyorlar. Bu alandaki son gelişmelerin yeryüzündeki iletişime ve her tür müziğin üretilir üretilmez dünyanın her ucuna ulaşmasındaki katkıları çok açık. Ama aynı zamanda bu teknoloji, hızla büyüyen bir müzik piyasası ve inanılmaz bir rekabet ortamı, sanatçıların sömürülmesi ve kayıtların yasa dışı kopyalanması gibi bazı ekonomik ve sosyal sorunları da beraberinde getirmiş, adeta kendi kendini sokan bir akrep gibi müzik endüstrisini tehdit etmeye başlamıştır. Buna rağmen, müzik dinleyicilerinin bakış açısından değerlendirildiğinde, müzik kayıt teknolojisindeki gelişmelerin zarardan çok yarar getirdiğini kabul etmek gerekir. Bu aşamada, bahsettiğimiz gelişmeleri kısaca listeleyip onları ekonomik ve sosyolojik açıdan irdelemek yerinde olur. Silindire Karşı Disk Edison’un fonografı bulmasından kısa bir sure sonra, Bell ve Tainter mum kaplı silindir kullanarak 1885’te “Grafofon”u icat ettiler. Bunu 1887’de Emile Berliner’in “Gramofon”u takip etti. Ne Edison ne de grafofonun mucitleri kopya yapamazken, Berliner ilk kez 1888’de bir çinko master diskten sert kauçuk vulkanit kopyalar yapmayı başardı ve 1893’te 1000 adet gramofon ile 25,000 plak sattı! Bu arada Guglielmo Marconi adından genç bir İtalyan 1894’te yirmi yaşındayken antenli kıvılcım ileticisi icat ederek radyo tarihine geçti. Kayıt endüstrisindeki diğer gelişmeler 1904’te Odeon şirketinden 10 dakikaya erişen çift taraflı diskler, 1906’da Columbia’dan daha az hışırtılı esnek ve ince lamine plaklar, 1912’de ise Edison’un elmas iğneyle çalınan ve yassı disklerden daha yüksek akustik kaliteli mavi Amberol silindirleri olarak sıralanabilir. Gelişmeler başka alanlarda da devam etti. Örneğin Theodor Case, 1916’da sinema endüstrisi için çok elverişli olan film’e ses kaydı sistemini icat etti. Tüm bunlar I. Dünya Savaşının yaklaşmakta olduğu ve ses iletilerinin insanlara müzik ulaştırmaktan başka amaçlarla kullanıldığı bir zamanda gerçekleşmekteydi. Fakat savaş eğlenceyi engelleyemedi ve Caz Çağının gelmesiyle yayın ve kayıt endüstrisi daha da gelişerek şirketler ekonomik güç için kıyasıya bir yarışa başladılar. Radyo da aynı zamanda gelişmekteydi; canlı yayınlar nedeniyle 1921’de plak satışlarında azalma görüldü. Mikrofonların sağladığı efektler ve hoparlör ile amplifikatörler sayesinde ise büyük kitlelere canlı yayınlar yapılabildi. Bu atılımlar beraberinde büyük sanatçıları da getirdi. Elektrik Çağı 1925’den itibaren orkestra kayıtları ve sesli film yapılmaya başlanmış, dolayısıyla ses ve görüntü aynı anda insanlara ulaşmaya başlamıştı. 6 Ağustos 1926’da Warner Bros. müzikal sahneleriyle ilk tam boy film olan Don Juan’ı yaptı. 1927’de ise ticari amaçla yapılan, ilk kez hem müzik hem de konuşma içeren The Jazz Singer (Caz Şarkıcısı) filmi ortaya çıktı. Bu arada, daha iyi mikrofonlar, daha az parazit, bas-refleks prensibi, radyo yayını için transkripsiyon diskleri ve dinamik aralığı genişletmeye yarayan safir iğneli pikap ile yayın ve kayıt teknolojisindeki gelişmeler devam etti. 1931’de, Leopold Stokowski ve ünlü Philadelphia Orkestrası bu teknolojiyi kullanarak asetat disklere kayıt yaptılar. Aynı yıl dünyanın en büyük ses kayıt stüdyosu olan EMI Londra’da açıldı ve Alan Blumlein İngiltere’de stereo kaydın patentini aldı. Kitleler İçin Müzik 1930’larda müzik yayınları kitlelere çeşitli şekillerde ulaşmaya başladı. Muzak şirketi üç kanaldan evlere ayda 1.5 dolara müzik yayını yapıyordu. New York’un WNEW adlı ilk müzik ve haber istasyonu 1935’te açıldı. Teknolojik gelişmeler diskcokeyliği, program yapımcılığı, menajerlik, ses teknisyenliği ve radyo spikerliği gibi yeni iş alanlarının ortaya çıkmasına sebep oldu. Plak ve radyo gibi medya kanallarıyla kitlelere ulaştırılan müzik beraberinde, özellikle genç nesiller üzerinde büyük etkiler yaratacak olan ‘star’ları da getirecekti. Rock'n Roll Çağı 1940’lı ve 50’li yıllar Rock and Roll’un yükselişine şahit oldu. Bu endüstriyi kontrol eden altı büyük plak şirketi vardı: Columbia, Victor, Decca, MGM, Mercury ve Capitol. 1953’te, Elvis Presley Sun Stüdyo’da kayıt yaparak yapımcısıyla birlikte tüm dünyadaki hayranlarına ulaşarak büyük gelir elde etmeye başladı. Bu sadece yeni bir müzik türü değil, aynı zamanda Amerika’da başlayıp dünyaya yayılan yeni bir yaşam şekliydi. Genç nesiller aynı müzikleri dinleyip aynı sosyal gruba dahil olarak kendilerine bir kimlik oluşturdular. Canlı konserler sayesinde hayranlar bir araya gelip aynı heyecanı paylaşmaya ve paylaşım neticesinde de bu heyecanı daha şiddetli yaşamaya başladılar. |
||
|
||
| Kaset, Kasetçalar ve Video II. Dünya Savaşından sonra radyo ve kaset çalarlardaki gelişmeler hızla devam ederek 1958’de stereo kayıtta dünya standardı oluşturularak ilk LP’ler satılmaya başlandı. Aynı zamanda Koss tarafından geliştirilen stereo kulaklıklar sayesinde insanlar başkalarını rahatsız etmeden müzik dinlemeye başladılar. Kayıt teknolojisindeki ilerlemeler televizyon ve video gibi görsel iletişim araçlarının da ortaya çıkmasına sebep oldu. Artık kaset-çalar ve videolar ile birlikte kaset ile video kasetler de evlerde sıkça rastlanır olmuş ve müzik kayıtları görsel malzemelerin de eklenmesiyle zenginleştirilerek kitlelere ulaşmaktaydı. Kişisel dinleme çağını başlatacak bir başka icat ise birçok müzik meraklısı tarafından taşınacak olan ‘walkman’ veya taşınabilir kasetçalardı. Artık insanlar her yerde ve her zaman müzik dinleyebilecekti. Kuşkusuz kaset satışları da artık plak satışlarını aşmıştı. Bu cep boyutlu teknoloji harikası 1988’in ‘Discman’inden 1991’in DAT Walkman’ine, 1992’nin MiniDisc’ine, ve 1999’un dijital Discman’ine kadar gelişti. Digital Devrim Tüketici müzik endüstrisi 1980’li yıllarda bilgisayar devrimiyle birleşerek 1982’de lazer teknolojisi kullanan CD ve 1985’te de CD-ROM’u getirdi. Dijital Audio Tape (DAT) 1987’de ortaya çıktı ve ilk kez CD satışları LP satışlarını geçerek CD ve kaseti iki baskın format olarak 1988’e getirdi. Bu tarihten itibaren uzunçalarlar (LP) artık antika olma yolunda ilerleyeceklerdi. Dijital radyo 1990’da Kanada’da başlayarak, 1994’te ortaya çıkacak olan dijital televizyonun gereksinim duyduğu dijital surround sesi beraberinde getirdi. DVD (Digital Video Disc) standardları 1995’te oluştu ve DVD-çalarlar 1996’da sunuldu. Bu gelişmeler en son filmleri evlere taşıyarak, sinema atmosferini gelişmiş ses sistemleriyle birlikte herkesin oturma odasında oluşturdu. Görsel ve işitsel öğeleri bilgisayar ile birleştiren gelişmeler 1997’de bilgisayar kullanıcılarının internetten müzik dosyaları indirip bilgisayarlarının belleklerinde saklamalarını olanaklı kılan MP3.com ortaya çıktı. Artık birçok işlem sadece bir tek aygıt ile yapılabiliyordu. Gelişmeler bugün de artan bir hız ve yoğunlukta devam etmekte. Yeni üretilen teknolojik ürünler daha yenisi ortaya çıkar çıkmaz neredeyse geçersiz olabiliyor. Ekonomik olarak insanların büyük bir çoğunluğunun bu yenilikleri zamanında takip etmeleri pek olanaklı değil. Bu yüzden üretici firmalar da değişken talepleri takip etmek ve piyasadaki yerlerini korumak için amansız bir mücadele içindeler. Teknoloji Toplumun hizmetinde mi? Teknoloji sözcüğünün kökenine baktığımızda eski Yunan sözcükleri ‘tekne’ (üretmek, yapmak) ve ‘logos’ (mantık) ile karşı karşıya geliriz; fakat anlam itibariyle bunu topluma hizmet etmek üzere üretilen bilgi olarak yorumlarız (Atabek, 2003). Her yeni gelişmenin olumlu ve olumsuz yanları olduğu bir gerçek. Tıpkı Ying ve Yang felsefesinde olduğu gibi her iyinin içinde kötü, her kötünün içinde de iyi vardır. Bu düşünce tarzını kullanarak teknolojinin müzik alanına ne gibi artılar ve eksiler getirdiğini de daha açık bir şekilde görebiliriz. Radyo, 1920’lerde ve 30’larda caz müziğinin yayılmasına hizmet etmişti. İlginç olan, 1924’te Gershwin’in Rhapsody in Blue adlı eseri yayınlanana dek, bu müzik türünün uygunsuz olarak nitelenerek yasaklanmasıdır (Lebow, 1995). Radyo aynı zamanda müzikal, opera ve tiyatroyu evlere getirerek, ekonomik seviyesi bunları canlı izlemeye uygun olan belli sayıdaki ayrıcalıklı insanlar yerine milyonlarca dinleyiciye ulaşmalarını sağladı. Radyo, televizyon ortaya çıkana kadar haber, eğlence ve spor olaylarını takip etmek için temel iletişim aracıydı. İnsanlara hizmet etmek üzere üretilen her teknoloji gibi radyo da aynı zamanda para kazanmak için bir araç oldu. Radyo istasyonlarının hayatta kalmalarını sağlayan tabii ki şirketlerin ödediği reklam ücretleriydi. Bu reklamlar sayesinde şirketler de kazançlarını artırmaktaydılar. Reklamlardaki ürünlerin her zaman insanların yararına olup olmadıkları ise tartışma konusu. BBC ise finansmanını her radyo, ve daha sonraları da her televizyon kullanıcısının ödediği vergilerden elde ediyordu (Lebow, 1995). Fonografın icadı ve onu takip eden gelişmeler sayesinde sıradan insanlar da müzik dinleyebiliyorlardı. Daha önceleri ise bu tür müzikler ancak belli sosyal seviyedeki insanların ulaşabildiği etkinliklerde izlenebilirdi. Gramofonu icat eden Emile Berliner, bu olayın potansiyelini fark edebilmiş ve teknolojiyi ulaşılamayan sanat ve sanatçıları evlere getirebilmek için kullanmıştı. 1898’de Berliner tarafından Hanover’de kurulan Deutsche Grammophon Gesellschaft, Caruso, Chaliapin ve Dam Nellie Melba gibi o dönemin en büyük şarkıcılarıyla plaklar yapmıştı. İlk kez müzikseverler sanata sadece konser salonlarında veya operada değil, kendi evlerinde ulaşabiliyorlardı. Bu olay bugün için de geçerli. Hem de daha hızlı bir şekilde gerçekleşmekte, çünkü müzik alanındaki ürünleri ve sanatçıları çeşitli medya araçları sayesinde ortaya çıktıkları andan itibaren takip edebilmekteyiz. Böylelikle yeni müzikler kayıt edilir edilmez kitlelere ulaşabilmekte. Yeni kayıt teknolojileri sayesinde operaların tamamını 2 veya en fazla 3 CD’de dinleyebiliyoruz. Bunu, sadece bir senfoninin başını kaydedebilen ilk plaklarla karşılaştırdığımızda ortaya cıkan gelişme daha da çarpıcı oluyor. Deutsche Grammophon 1913’te Beethoven’in 5. Senfonisini kaydettiğinde, ki bu tarihi bir olaydı, eser her tarafı sadece 5 dakika olan çift taraflı 4 plak halinde satışa sunulmuştu. Dünyanın en büyük orkestra şefi ve bir CD şampiyonu olan Herbert von Karajan 1981’de ilk klasik müzik eserini CD’ye kaydettiğinde “teknoloji sanata hizmet eder, geriye kalan herşey geçici bir ışıktır” (technology serves art, everything else is gaslight) demişti. Bu cümle, teknolojiye olumlu yönden bakan bir bakış açısının ürünüdür kuşkusuz. Dijital kayıt teknolojisi sadece insanları sanatçılarla buluşturmakla kalmaz, bunu olabilecek en orijinal ve doğal şekilde yapar. İyi bir ses sistemiyle CD’den dinlenen müzikte canlı halinden çok daha fazla detay duyabileceğimiz kesin. Tabii ki bu canlı olarak dinlediğimiz bir orkestranın veya sanatçıyı tüm hareketleriyle yakından izleyebildiğimiz bir konserin yerini tutamaz. Ancak teknoloji sayesinde istediğimiz sanatçıyı istediğimiz zamanda ve mekanda izleyebilme olanağımız var; bu da hafife alınacak bir avantaj değil doğrusu. Ayrıca bu teknoloji sayesinde çok eski ve değerli kayıtları yeniden düzenleyerek, artık aramızda olmayan büyük sanatçıları ve eserlerini genç nesillere aktarabiliyoruz. Böylelikle geçmişi günümüze taşıyarak aynı zamanda ölümsüzleştiriyoruz. Mobil kayıt stüdyolar sayesinde canlı konser kayıtları yapmak ve onları canlı olarak yayınlamak da mümkün. Böylelikle sanatçılarla izleyicileri anında buluşturup zaman, para, ve enerji kaybını da önlemiş oluyoruz. Gerek maddi gerekse lojistik nedenlerden dolayı ünlü sanatçıların konserlinin tüm insanlara ulaşması zaten olanaklı değil. Kayıt teknolojisi sayesinde kaydedilen canlı konserler sanatçılar için de avantajlı, çünkü aynı kaydı tekrar tekrar stüdyoda yapmak zorunda kalmıyorlar; ayrıca geriye kalan başarılı bir canlı kayıt da stüdyoda yapılan kayıttan daha inandırıcı ve heyecanlı olmakta. Bu heyecanı dinleyici de o günkü gibi paylaşmaktadır. Kayıt endüstrisi “Büyük Beşler” (Big Five) diye adlandırılan kayıt şirketleri grubu tarafından yönetilmekte. Bu grup kollektif olarak 2000 yılında gerçekleşen toplam 39 milyon dolarlık müzik satışlarının 30 milyon dolarlık kısmından sorumlu. Bu şirketler sırasıyla Sony Music Entertainment, Universal Music Group, BMG Entertainment, Warner Music Group, ve EMI Recorded Music. Bu şirketlerin güçlerini Napster, MusicNet, ve MTV’nin internet radyosu gibi şirketlerle birleştirerek çevrimiçi (online) olarak da güçlü bir varlık elde etmeye çalışmalarına rağmen, 2000 yılında müzik kayıtlarının dünya piyasasındaki satışı ilk kez düştü. Uluslararası Fonografik Endüstrisi Federasyonu’na (International Federation of the Phonographic Industry) göre dünyanın en büyük müzik piyasasına sahip Amerika Birleşik Devletleri tüm müzik satışlarının %38’ini elinde tutuyor, fakat %1.5’lik bir devalüasyon ve satışlarda da %4.7 oranında bir düşüşle karşı karşıya. Öyle görünüyor ki neredeyse bedavaya internetten müzik indirebilmek satışları etkilemiş. Internet aracılığıyla insanlar ayrıca sanatçıların fotoğraflarına, özel hayatlarıyla ilgili çeşitli bilgilere, söyleşilerine, idol saydıkları kişilerle sohbet yapma olanaklarına, son çıkan CD’lerin eleştirilerine ve daha birçok bilgiye kolaylıkla, para ödemeden, ve evlerinden dışarıya çıkmadan ulaşabiliyorlar. Aslında burada teknolojinin yarattığı bir ironi ile karşı karşıyayız: teknoloji şirketlere para kazandırıyor ama aynı zamanda da farklı kanallardan aynı ürünleri insanlara sunarak onların karlarını azaltıyor. Ancak internet bir taraftan ücretsiz müzik sağlarken, bir taraftan da bir reklam ve pazarlama aracı olarak müzik yayıncılarına ve plak şirketlerine para kazandırıyor. Orijinal kayıtlara sahip olmak isteyen müzikseverler internet aracılığıyla arzu ettikleri CD’leri veya DVD’leri sipariş edebiliyorlar. Bu aktiviteler ayrıca iş olanakları da sağlıyor. Örneğin elektronik ortamda dağıtım yapılabilmesi için müzik dosyalarının hazırlanmasıyla ilgili teknolojik servisleri yürütecek elemanlara gereksinim yaratılmış oluyor. Telif Hakları ve Yayıncılık İnternette müzik kayıtlarına rahatlıkla ulaşılabilmesi beraberinde telif hakları ve korsan yayıncılık gibi sorunları da getiriyor. Canlı konserler dışında artık dijital bir ürün olan müziğin elektronik ortamda çok rahat dağıtımı yapılabildiği için internet aslında müzik endüstrisi için bir tehdit oluşturmakta. Çünkü müzik ürünlerinin dağıtımı yasadışı yollardan da yapılabiliyor. Bunu durdurmak veya kontrol etmek kolay olmuyor. mp3 gibi teknolojiler de yaratıcıların haklarını ihlal ederek müzik endüstrisinin yaşam zincirini tehdit etmekte. Elektronik olarak çoğaltılıp dağıtımı yapılabilen kayıtlar neticesinde ne besteciye, ne söz yazarına, ne müzisyenlere, ne de kayıtta emeği geçen herhangi başka bir kişiye ücret ödemeden eserler satılabilmekte. Dolayısıyla bundan elde edilen gelir de esas yaratıcıların cebine değil, bu korsan yayıncıların cebine giriyor. Müzik endüstrisi mp3’ün yarattığı sorunlarla boğuşmak durumunda. Bir savaş yöntemi İsveç’te bir plak şirketi olan IFPI tarafından bulundu. Bu şirket birkaç arama robotu aracılığıyla interneti izliyor. Yasadışı bir site ile karşılaştığında, bu sitedeki mp3 dosyalarının silinmesi için talimat gönderiliyor. Bu yapılmazsa, internet sağlayıcısı siteyi kapatıyor ve sorumlu kişi de polise bildiriliyor. İsveç’te bu şekilde 1000’den fazla site kapatılmış durumda (Ahlin and Larsen, 2001). |
||
|
||
| Teknolojinin Olumlu Katkıları İnternetin müzik alanındaki olumlu katkılarına da bakalım. Korsancılığa ortam sağlamasına rağmen internet genç bestecilerin birbirleriyle ve tüm insanlarla iletişim kurmalarını sağlayacak bir ortam da hazırlıyor. Bu yolla genç besteciler müziklerini başkalarıyla paylaşabiliyor ve kendi kendilerini de pazarlayabiliyorlar. Kayıt stüdyosu için gerekli malzemelerin maliyetinin de düşmesi neticesinde daha çok insan müziklerini bilgisayar ve MIDI (Musical Instruments Digital Interface) ile kaydetme ve çoğaltma olanağı buluyor. Genç besteciler kendi sitelerini oluşturarak CD’lerini pazarlayabilirler. Müzik dosyalarının dijital formatta olması müşterilerle ve meslektaşlarla daha etkin iletişim sağlamakta. Fakat bunun da kötü amaçlarla kullanılmaması için kontrol altında tutulması şart. Bu çalışmaların da korsanların eline düşmesi yine bestecilerin maddi ve manevi kaybına yol açar. Yeni iletişim sistemleri kullanıcılarının bilgilerini birbirileriyle paylaşmaları için ortaya çıktıysa da, bu bilgilerin yasadışı yollardan para kazanmak için kullanılması amacı ortadan kaldırır. İletişim teknolojilerinin gelişimi müzik ve mekan algılarında da farklılık yarattı. Tobler’e gore, CD-ROM’lar aynı anda birçok teknoloji kullandığından algı farklılıklarının incelenmesi için iyi örnek olabilirler. İnsanlar interaktif CD-ROM kullandıklarında, izleyici olmaktan çıkıp yaratıcı olmaya başlarlar ve pasif tüketici olmaktan çıkarlar. Bu özellikle çocuklar için elverişli, çünkü onlar ne kadar çok duyu organlarına hitap edilirse o kadar çabuk öğrenebilirler. Görsel materyal ve animasyonun varlığı onların öğrenme yetilerini ve hafızalarını geliştirir. Bu sadece çocuklar için geçerli değil. Her yaş grubundan insan öğrenmeyi kolaylaştıran ve daha ilgi çekici kılan çok kanallı yöntemleri tercih eder. CD-ROM’ların ayrıca çok miktarda bilgiyi sadece bir diskte saklayabilme özelliği vardır. Bu teknolojiler sayesinde bilgisayar aracılığıyla evde video veya film üretmek de olanaklıdır. Bir ülkenin ekonomik gelişimi teknolojik alanlardaki, özellikle de iletişim ve enformasyon sistemlerindeki gelişmelerle yakından ilgili olduğundan, müzik ve kayıt teknolojileri alanlarındaki yeniliklerin dünya insanına getirdiği olumlu katkılar yadsınamaz. Burada esas zorluk etik bir bakış açısı bulmak ve bu teknolojilerin olumsuz sonuçlar doğuracak şekillerde kullanılmalarını engellemektir. Esas amaç, karşılanabilir ücretlerle müzikseverlere kaliteli müzikler ulaştırmak fakat ulaştırırken de bu müzikleri yaratan sanatçılardan çalmamak olmalıdır. Bunu sağladığımız zaman müzik korsanların hizmetinde değil, teknoloji müziğin hizmetinde olur. Referanslar: *Ahlin, T. W. and Larsen, K., Electronic Commerce in the Music Industry and Steel Industry in Sweden, VINNOVA – The Swedish Agency for Innovation Systems, Stockholm, 2001. * Atabek, Ü., İletişim ve Teknoloji, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2001. * Atabek, Ü., “Yeni iletişim teknolojileri ve yerel medya için olanaklar”, Yeni İletişim Teknolojileri ve Medya, Habercinin El Kitabı Dizisi 3, IPS İletişim Vakfı Yayınları: 6, Istanbul, 2003. * Barbrook, R., “Review of John Alderman’s Sonic Boom: Napster, P2P and the Battle for the future of Music”, Register or Login, Mark D. and Dawson, V., “Communication Technologies and the Public * Historian”, Antenna, April, 2000. Register or Login Dolfsma, W., “How Will the Music Industry Weather the Globalization Storm?”, * Firstmonday, Peer-Reviewed Journal on the Internet, May 2000 Register or Login Koenigsberg, A., “The Birth of the Recording Industry”, adapted from “The Seventeen Year Itch”, U.S. Patent Office Bi-Centennial, Washington D.C., 1990. * Lebow, I., Information Highways and Byways, IEEE Press, New York, 1995. Murray, Michael F., “Old Music/New Technology: Increasing Student Access to Music Literature Using the World Wide Web”, Register or Login * Schoenherr, S., “Recording Technology History”, Register or Login * Sibley, J., “Musicians’ Exchange”, Register or Login Tobler, Beatrice., “Jump in and Xplore: The perception of music and space in music * CD-roms”, Changing Sounds: New Directions and Configurations in Popular Music, Museum of Communication, Berne, Switzerland. *http://www.unibas.ch/volkskunde/volo/Jump.pdf *http://www.deutschegrammophon.com/home.htms Kaynak:Aslı Giray Edit:Rockium |
||