TURKROCKER.com FORUM - ÜLKENİN EN GÜNCEL ROCK-METAL SİTESİ (Arsiv Ana sayfa) => Edebiyat

Konu: şiirlerimiz

Sayfa: 1 [ 2 ]

06.06.2008 14:31:14

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595
baktığın yerde karanlık bir tomurcuk bırakıyorum
çarşılar avuçlarında aykırı
sokakların lisanı adımlarında
gelme, geldiğinde her şey yitiriyor kendini
vurgun: ölümlerin en kostağı
vurgun ölümlerden kaçgun yanımız
konaklarda boğulmuş eski bir ana
şöyle buyurur:

sen seç kendine bir hayat
ve öylesine yaşa, nasılsa
kaldığın yerden vurgun sürdürür
ve hep bak kendine
birörnek aynalara asi bir suret bırak
baktıkça gözlerin
kendini öldürür...
gelme & M.M

06.06.2008 14:32:56
Senelerce, senelerce evveldi;
Bir deniz ülkesinde... ve belki de
birbirine aktardığım defterlerin hepsinde
bu şiir vardı:
Senelerce, senelerce evveldi;
Biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık

uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde
bir Kadırgada iki korsan
tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında
birbirimizi yaralarından tanıdık
dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık
konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında
duruyordu aramızda
oysa konuşsak yada dokunsak birbirimize
çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık
batık gemilerin deniz diplerini saran
umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze
birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden
ürküyorduk
bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında
bilmeden
birbirimize doğru ilerliyorduk.
Kadırga-M.M

06.06.2008 14:34:51
ödünç hançer öldürmez beni

bir küfür gibi kara
kayış dilini ver
binlerce kez açıklasam da
dilini çözemediğim ihanet
gel bir daha bende dene kendini
ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte
ne ben yenebiliyorum seni
yazıldığın mevsime çok su ver kendi izinden
giden yolları suçlarından arındır
arkanda kaldı seni ilerde bekleyenler
unutkan şiirler, kopmuş alıntılar
hiçbir zaman kullanamadığın hatıralarla
kendine yazdığın yaşam öyküsü!
ah, bu kadar aşk herkesi yanıltır
gelme üstüme
boşalmış yeminlerin bileği
ben sandığın sözcüklere vuran aksimdir
ödünç hançer öldürmez beni
ya başka bir silah seç kendine
ya bırak başkasının ellerine
ölüm aşkın işidir
kork benden sevgilim
ahretin olurum senin
bu kadar çok seven öldürmesini de bilir
ben seni
çok yanılmış kalplerin sağlamlığıyla sevdim
gücümdü güçsüzlüğüm
ey, izini sürdüğüm ruhumdaki kara gölge,
büyüttüğüm oğullarımı bir bir elimden alan hayat
yanıltma beni, beni bana yakıştır
son darbeden önce ilk sözü söyleyemeyen!
kolay değil ödenmiş hayatın katili olmak
kör eder hançerini içimin gücü
ölümü göze alan yaşamasını da bilir
M.M

06.06.2008 14:35:51
sol el saklı bıçak
kanadım gittim kendimden
kendimi bir başkasının ölüsü sanarak

bütün karşılıkları birden çalışan simgeler gibi
aynı güne düşmez kaybettiklerimizin mevsimi
bazı aşklar yalnızca ayrılıkları için bile değer
yaşlanınca hatırlamak
yaşlanınca hatırlamak
biledikçe biliyorsun
bir zamanlar sol elde tuttuğun bıçağın
ertelenmiş hayaleti
kapanmamış göğsünde
yıllar sonra yeniden kanayacak

bunun için aşk
bunun için şiir tutan sol elim
ayrılırken içimi kazıdığım saklı bıçak

eylül bitiyor sevgilim
uzun eylülü ömrümüzün
bir kitap gibi bitiyor
seni kanıyor sol elim
seni şimdi
başkalarının gözlerine emanet ediyorum
saklı bıçak- M.M

06.06.2008 14:37:17
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.

Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri...
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler...
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.
yalnız bir opera- M.M

06.06.2008 14:38:03
Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Ne tuhaf, vaktim olmazdı
yalnızlığı bunca bilirken
kendimi hiç yalnız sanmazdım
çevremde hep birileri vardı,
ben hep birilerinin yanındaydım
günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
elde olmayan nedenle
sudaki halkalar gibi genişleyen
küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
birbirimizi çok sevdik hep
yıllarla azala azala

şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem,
yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime
eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım,
şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara
telefonun başına geçiyorum
alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası
gün ölüyor meşgul numaralarla
şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem,
şimdi ne kadar yalnız...
yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız.

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
her zaman yalnızdım, bunu biliyorum
büyücü ellerimin kara sanatı yazı
en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu
bağışlamasız sanarken kendimi
en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını
tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini
denenmemiş başlangıçları göze aldım,
hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı
mutfağı beklemek hep bana kaldı
bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp
her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata
hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim
odalarınıza, ruhlarınıza
buraya

eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim.
Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana,
yalnızca, Merhaba, deseniz,
o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz,
bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size
sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun
sanki beni yeniden sevdiniz
ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda,
yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de
isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna
ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki
bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım
o yıkanmış zamanlara...

yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler
her zaman yalnızdım
kitaplar kadar yalnız
yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım
herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına

her zaman yalnızdım
yanardağlar kadar yalnız
ey kafiye sevenler,
şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

nankörlük etmeyeyim gene de,
yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız

evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı
gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni
yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde
yalnızlık için çalar telefonlar kapılar
İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok
iş var
M.M

06.06.2008 14:39:04
Kimdi kimdi kalan
Giden mi suçludur herzaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman

Her geçen gün bir parça daha
Aldı götürdü bizden
Aynı kalmıyordu hiçbir şey
Değişiyordu herşey
kendiliğinden

Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden

Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de
bu yüzden gitmiştir zaten
terkeden-M.M

06.06.2008 14:47:05
git
sessizliğim kabullenişten öte isyandandır
sözlerim saklı, ağır
küfürden beter hatırlamak seni
özlemek sadece sığınmak eski aciz benliğime
sana ihtiyacımdan mıdır sanırsın
sensizlikte vurdum ben binlece kez kendimi
bir daha sever mi sanırsın
yüreğimi ellerimle parçaladım sevemesin diye seni
kendi kendimin celladıyım
vurula vurula vurmayı
anladım
yok tesellisi ne de avuntusu, çaresi
katiliyim ruhumun
aramaz gözlerim seni
kan içinde yine ellerim
saplı kalır içimde kendi bıçağım
bitmez ecel geceleri
öldürene dek kendini
ruhumun
tek tek vuruyorum beynimdeki
herkesi
kimse kalmayana dek
ellerim yine kan içinde

08.06.2008 09:09:54
Biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
Gölgeler akşamüstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk

Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...

Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

M&M

19.06.2008 14:50:21
kelimelere ihtiyacım var bu gece
tıpkı diğer geceler gibi sadece buna sığınıyorum
savunmaktan öte bu kez
sadece kelimelere sığınıyorum
beni saklasınlar diye
bilmesinler diye
hiçbir zaman anlamasınlar
anlaşılmak
yargılanmak
bu kez ne hissediyorum
öfke mi nefret mi
acı mı yoksa kızgınlık mı
hiçbir şey değil
anlamdıramıyorum
sanırım
kimsesizlik sardı beni
içimi kıran bişiler var
belki de kelimelere dökmekte
susmakta bir
susmak
acımı al
gece
acımı al
şarkı
kimsesiz belki
yine kendine dönen
yine ben
hiçbir çıkışı yok
yine aynı nokta
yine aynı dönemeç
sıkışıp kaldım
dışarısı yok
çıkmaz sokaklar şehri
aynı noktaya
ulaşmak
içimde biriken bu siyahlığın içinde
debelenip duruyorum
siyahlığın içinde
anlamdıranıyorm
tanımını istemiyorum
açılımını da bilmek
hiçbir şey bilmek istemiyorum
en çok kendimi
en çok beni
çünkü
nefret ediyorum.
nefret ediyorum
nefret ediyorum
çünkü sadece bana
nefret öğretildi

19.06.2008 17:02:06
yapamıyorum
fırlattığım kelimelerden
ötürü suçlu ben değilim
susmayacak bu düşünceler
atmam gerek ne varsa içimde
biriken
yapamıyorum
biriktiremiyorum
biriken siyahlık
beni her
defasında boğuyor
siyahlığın içinde kendimi
aratmaktan
yoruldum
benden
ne varsa bana
ait hepsi geçmişe aittir
benden
geriye hiçbir şey
kalmayana dek
fırlatıyorum içimdeki kelimeleri
geceye
yazmaktan yorgun düşene dek
yapamıyorum.

19.06.2008 17:05:17
gel dön geri artık
kim küstürüp kaçırdıysa seni
saklandığın yerden çık
bak yine kimse yok burda
ne üzülecek ne kırılacak kalp
ne eseri var dünden ne yarından
ne de umut ne de hayal
gel dön geri artık
istersen
bana
geri dön
(ben)

20.06.2008 17:13:48
Çocuk gitme
geri dön
gözlerindeki güneşi
özledim
imkanları imkansızlıklara
kurban verdik
imkansızlığının eseriyiz
çocuk
gitme
geri
dön
gözlerindeki güneşi
özledim...


uzaklardasın belki de
yine bir soluk ötemde
yine dikiliyor hayaletin
git
git yine
burası
ıslak yine
nemli bak
yine bulutlar toplanıyor
yine duymuşlar geldiğini
yine yağmaya başladı
yağmur

21.06.2008 16:45:55
Eskiyi geri çevirebilir misin zaman?
hiçbir şeyi yerine koyamıyorum
eskiyi geri verir misin bana zaman?
herşeye rağmen
hayat bazen herşeyi değiştirir ve tüm yaşantın değişir
ama karşılığında en değerlisini alır
ve
en sevdiğini
zaman
(bedel)
.

24.06.2008 15:52:05
Bir dumanın havaya karışması
önce belirginliğini koruyan
güçlü bir edayla salınıp
havaya yavaşça kendini bırakması
yavaşça dağılması
gözden kaybolana dek
geriye sadece kokusu kalır
tütünün
yaşamak denilen bu olsa
gerek
mücadele.
25.06.08 02:04 G.T.

24.06.2008 16:02:16
belirsizliğini koruyan yol
sürüp giden başı sonu yok
herşey yolda gizli yolcuya ait ne varsa
yolcular değişiyor
yerine başkaları yeni güzergahlar belirlenir
ama yol asla
tükenmez sürekli
varlığını muhafaza ediyor
yoldaki belirsizlik
belki de umut denilen
olabilme olasılığı
olasılıklar üzerine kurulu tüm rotalar
yolunu ayırt edebilme
mola yerleri vardır birde
hep gözardı edilen sanırım
mola yerleri
yolu yol yapan
ben en çok mola yerlerini seviyorum
yolun belirsizliğinden kurtulmayı, hareket etmeyi
belki geceyarısı çorba içmenin keyfini
üşümeyi, yolun ne kadar kaldığına ve varılınca yapılacaklar hakkındaki ufak sohbetleri
yoldaki suskunluğu alan mola yerlerini
yöresel yemekleri, ekmek fırınlarını birde yol kenarındaki
yeni pişmiş dumanı üzerinde taze ekmek kokusu
yol kenarlarındaki küçük mola yerleri
yolun belki en küçük detayı belki en güzel mutlulukları
yol devam eder
yol bitmez
sadece rotalar değişir
birde yolcular
25.06.08 02:05 G.T.

18.07.2008 04:08:40
Dünden kalma içimdeki aşk
Dünden kalma bu şiir
Dün dediğin uzun tutulmuş şimdi
Şimdiyse boşalmış zaman
bilmiyorum buradan nereye gidilir

Dünden kalma (Murathan Mungan)

18.07.2008 04:14:39
artık heyecanlandırmıyor beni
garlar, peronlar, benzin istasyonları,
uykulu mola yerleri, yabancılıklar,
bilmediğin dağ rüzgarlarıyla ürpererek uyanmak
bir gece vakti, dalgın bakışmalar
sonra uykusuz sabahlarda indiğin sahil kasabası
daha gövdene uyanmadan serin tuz, kıştan kalma dalgalar

bir yerlerde beklediğini sandığımız büyük rüyalar
galiba artık heyecanlandırmıyor kimseyi
nicedir eksildi içimizden çekip gitme duygusu
eski neşesine bir türlü kavuşamayan kalbim
saçıp savurdu buraya gelene kadar içindeki şarkıları
şimdi gündelik hayatın sade gürültüsü, kuru düzeni
kuşatırken sessizliğimi
ardına sakladığım kelimeler kadar bir hayat
ölmeden önce okunacak, yazılacak birkaç kitap

İçimizden eksildi(Murathan Mungan)

18.07.2008 04:53:44
Sende kalanın sonrası bende
Bir gün belki el değiştirir
Sırasıyladır bazı şeyler
Sen üzerinden atlar geçersin,
Onlar yeniden döndürürler
Dön geri bul kendini
Nerede gün kaybettiysen
Hangi izler geçmişse senden
Dön geri al
Sonra terk et istersen
Başarısız aşklar bile bir sonrakiyle giderilir
edilebilirse eğer
Sende kalanın sonra bende
Gel beni bul bulabilirsen
ya da yolumdan çekil!
Zamanla azalır kaybedilecek günler

Sende Kalanın (Murathan Mungan)

18.07.2008 05:26:31
Derin, biraz daha derin
Her gün görünen yüzü
Görünmez gökyüzünün
Bir tek ışığı farklı
Bazı günlerin
Senin değişmez güneşin
Her seferinde yara
Derin, biraz daha derin
Kendini denedin bende
Ötesine hayat yok, lekeler
Kurtarılmış kederler,
Kesik deliller,
Uykulu bir deniz kirpiklerin
Gene de öte gene de sokak
Geride bırakılmış hayata duyulan merak
Bırakır, terk eder, ayrılır
Ama bir yere gidemezsin
Kaybetmektir kazandığımız her hayat bilgisi
Büyük ödülü sandığımız deneyimlerin
Bilmeden geçtiğimiz günleri
Bilmeden geçtiğimiz günleri
Hiçbir şey koymaz geri
Daha az acıtır
ama
derin, biraz daha derin

Derin & Murathan Mungan

22.08.2008 15:35:32
GECENİN UZUN SÖYLEVİ
Gece. Zaman ihtilali. Kurşun geçirmez yüreklerimiz. Yani uzatmalı yasakların konakladığı o mağrur suskunluk. Kuşatmalardan artakalmış yaralı insanliğina kefil yürek. Şimdi gecenin uzun söylevinde yaşanan dilsiz şiirlerin yitik kafiyelerine ayak uydurmaya çalışıyor. Yetim kalmış çarpıntılarına; yaralarını sararak. Geveze dilsizliğin ikilemini yaşayan kafiyelerin küçük, ürkek adımlarına. Sessizliklerinde dingin bir barışıklığın büyüsü. Hangi büyülerle onarmaktayız kendimizi, bir parça daha yaşamak için.


ANLAŞILMAYAN ŞEYLER
Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan
Ellerindeki paramparça geçmişin sığ bir gövdesidir yolun ortasında
Erken bir gülüşe başlarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş)
Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin.
Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yoğunluğun ortasında bal rengi kanı
Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin.
Eski, hep eski anlatılmamışlıktır defterlerin.
Kuruyan su.
Kuruyan uykusu.
Ve kan yine de bal rengi derbederliğin.

Murathan Mungan

22.08.2008 15:48:56
DİYALEKTİK MUTSUZLUKLAR

bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgarın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi terkedilmek korkusu

susarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası

hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması

sen şehre sırtını dönen uykusuz dağlı
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdın bunca yıl delirmiş saçlarında o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi

GEÇİLMEZ DENİZ
ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım
kazırım kendimi bir secdeden, ellerimde gizli hattatlar
ve söze gelmez devrik duyarlıklarım
gözlerim -hüznün dilsiz masalcısı-
gözlerimde hiçbir dile çevrilmez intiharlar
oysa saklı hançerimi mağrur bildiniz
kendimin tenha bir yerinde vurulmuşum, yatarım
orası bir denizin gölgesidir, göremezsiniz
ölüm üzre bir akrepken menekşelenirsiniz
ve ahreli kağıtlar dürülür ferman diye
yufka ölümlerin hazin tarihleriyle
kar altında kalmış imzasız karanlıklarım
ve azgın sularda kendini arayan deniz
ben konuşmam, susarım
bu aklamaz ki sizi
katilimsiniz

II-

katilimsiniz en azgın sularda
ellerinizde kan mürekkepleri sarhoş
ölüm nasıl bir sarmaşık ki
(deniz gören) en mağrur balkonlarda
bir gün siz de katilleri seversiniz

Murathan Mungan

22.08.2008 15:52:32
KİMSE

zamanı yıllarla tartanlar
yanılırlar
hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
hatta çoğu zaman kendiyle bile
yaşanır, içini tohuma bırakır
geçer gider
geçmez sandıkların bile

hiçbir geçen tartılmaz kalanla
neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
kimse kimse kimse
sahi kimse
ya da hiç kimse
söylediklerimden çok
sustuklarım
seçtiklerimden çok
reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime

güç kötü bir şey
kaderken de
kaldıramazken de
güç kötü bir şey
güçlüyken de
güçsüzken de
kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
benzemiyor hiçbir çaresizliğe
kimin kaldığı yer var ki dünyada
kaldım sandığın yer
bizden geçendir çoğunlukla
içimizi parçalaya çoğalta
hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
bütün iş birinin dediği gibi,
yavaşça acele etmek aslında

ölene kadar yavaşla işte
ölene kadar yavaşla
ne başkalaştırırsan o kadarsın
başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
bir bakıma hiçbir yerdeyiz
bir bakıma yalnızca buradayız
var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
oysa biz buradayız
halsiz, kanıtsız
yılların neyi tarttığını bile bilmeden
kendi gücümüzün altında azala azala

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
tamamlanmamış haritasında
define ve varlık
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
bir gün birbirini bulmanın umuduyla

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bende
hep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı

fikirler de zamanla değişir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
her şiirin gizi başka bir şiirle
açıklar kendini
demiştim ya, hep öyle oldu bende
böyle katlandım kimsesizliğe
o birini ararken bile biliyordum
hiç kimse hiç kimse hiç kimse

MURATHAN MUNGAN

06.09.2008 04:00:04
Yaz Bitti
yazın bittiği her yerde söylenir
söylenmeyen şeyler kalır geriye

ve sonra hiç bir şey olmamış gibi
ağır, usul bir hazırlık başlar
uykuya benzer yeni bir mevsime

orda burda,ev içlerinde,kır kahvelerinde,deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz
ıskaladığımız şeyleri

yatıştırıcı rüzgarlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne 'dinginlik' adını verir
'seni iyi gördüm' diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki?

köşe başları, akşamüstleri,kokular
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine
yaz biter
eskir geceler,serin,hüzünlü
yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri
bir yanı telaş,bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsınız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
ahşap panjurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geride

yaz bitti
yaz bitti
yüksek sesle söylüyorum bunu kendime
her yerde söylendiği gibi
yaz bitti
yaz bitti
hiç bir şey hiç bir şey
hiç bir şey
yalnızca üşüyorum şimdi

Murathan Mungan

28.09.2008 14:47:48
KADIRGA
Senelerce,senelerce evveldi;
Bir deniz ülkesinde… ve belki de
Birbirine aktardığım defterlerin hepsinde
Bu şiir vardı:
Senelerce,senelerce evveldi;
Biz seninle orada,o deniz ülkesinde tanıştık
Uzak denizler,uzak yakınlıklar içinde
Bir kadırgada iki korsan
Tarih,yarın,ütopya dolu sandıklar arasında
Birbirimizi yaralarından tanıdık
Dışı korsan,içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık
Konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında
Duruyordu aramızda
Oysa konuşsak,ya da dokunsak birbirimize
Çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık
Batık gemilerin deniz diplerini saran
Umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze
Birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk
Bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında
Bilmeden birbirimize doğru ilerliyorduk.
Kara görünmüyordu yokluğumuzda
Kara çok uzakta
Sahillerce millerce
Uzaktaydı birbirimizin yokluğunda
Neyimiz vardı öfkeli bir gençlikten
Mağrur inceliklerimizden
Ve geceler boyu kısık yıldızlar altında anlatılan
İhanetlerin kara bilgisinden başka
Biliyorduk geldiğimiz yer Atlantis
O yitik ütopya
Gittiğimiz yer de ora
Senelerce,senelerce evveldi;
Sen yoktun bu aşk başladığında
Senelerce,senelerce evveldi;
Sen yoktun
Ben de yoktum
Bu aşk başladığında
Bizi yola çıkaran ne varsa,
Yol üzerindedir
Öyledir sanıyorduk,
Geleceği seçmeye çalışıyordu kısılmış gözlerimiz
Adasız denizlerin ufkunda
Bilge ve hırsız.Çocuk ve katil.Ölüm ve oğul oluyorduk
Denizler,meydanlar,kavgalar ortasında
Fırtına bilgisi yoklarken
Çözülmemiş zamanların altın bilmecelerini
Bir daha hiç çıkmadık daldığımız karanlıktan
Kara ruhların büyük bayramlarından sonra
Aşk giz tutmuş tuğra
Aşk 1988
Bir yıldır yoldayız
Aşkımız sağlam sularda
Aşk 1988
Gideceğimiz yer Atlantis
O ütopya sıla
Ayrılsak bile biliyoruz
Başka bir anlamda
Senelerce,senelerce sonra
Sağlam,ödeşmiş,mutlu aşıklar için
Bir randevudur aynı yolculukta kadırga
Aşk 1992
Ayrılık 1992
Şimdi biliyor muyuz
Gömülüp gideni batıklarda
Kaç kıyıdan toplanmış taşlarla
Batıyordu dibe
Şarap fıçılarıyla,zeytin dallarıyla
Yarım kalmış bir gravürde
Yelkenleri sönen kadırga batıyordu
Sarışın hurmalar,gümüş paralar
Uzak otlar,ipek topları,amber kokularıyla
Çıkmamak üzere bir daha
Bir başka mürekkebin kıyılarına
Daldığımız solgun gravürden
Birbirimize baktığımızda
Diriliyordu deniz diplerinde
Boğulmuş beyaz kentlerden
Geçilen yolculuk
Aynı takım yıldızların altında
Dünyaya gelen aşkların benzerliği gibi
Başka çağları haber verir kimi denizler
Yoksa nereden çıkardı bu rüzgar
Bu zeytin dalları,baş döndüren şarabın kokusu
Ağzımızdaki bu hurma tadı
İpeğine uzandığım bu amber nereden
Yüreğimdeki dövme çok eski bir gravürden
Buluşurdu sessizliğimiz
Okuduğumuz sayfaların derinliğinde
Ne zaman sussak
Aramızdan geçerdi hayalet gemileri
Karşılıklı kıyılarda aynı denize bakan
İki koltuk,iki lamba,iki ay
Aynı pencerenin derinleştirdiği gecede
Gemilerin ıslığını dinlerdik
Tek bir söz bile etmeden konuşurduk saatlerce
Kapkara hayalet gemileri geçerdi
Geçmişten gelen
Sessizliğin yarattığı sis içinde
Kapkara hayalet gemileri
Geçerdi gözlerimizin önünde
Gecenin içinden
Yeniden döndüğümüz sayfaların derinliklerinde
Dilsiz kırılganlığıyla dip iklimi
Yüzeydeki çalkantılarını unuttururdu
Gömüldüğümüz denizin
Som bir bütün içindeydik
Koltuk,lamba,kitap
Sayfasını kapatırken
Kahramanı olduğumuz şiirin
Ay sönerdi penceremizde
Hayalet gemileri geçerdi uykularımızın içinden
Uzun denizlerde yorulmazdı gözlerimiz
Birbirimizin güneşine baktıkça
En yeni yerlerimizi birbirimize borçlandık
Çünkü aşıktık ,kararlıydık,haklıydık
Bir denize kaç dalga sığarsa         
Gün denizini ayıran halatlar
Yaz denizinden geniş melankolisi
Issız bir adaya düşecek olsan
Hangi şiirleri alırdın yanına
Hangi mevsimleri,ikindileri
Çarşafını değiştir denizin sevgilim
Tropikal yaprakların,ayın
Yüzüne düşen perçemlerini kaldır
Hafızandan bütün lekeleri sil
Alışmak çürütür gövdenin derinliğini
Hangi denizi seçtiysen o türlü
Varlığın kıstırıldığı seyir defteri
Yaz denizini güz denizinden
Ayıran halatlar gibi
Çözülür adaların dağınık belleğinden
Savat gece çakıllarda şarkısı
Ay ışığıyla ayrılır denizin ipeği ikiye
Yalınlığın vurgununda çözülen derinlik
Gövdenin uykulu tarihi
Aydınlanır karasına vurduğu sahile
Avucunda tenimin taç yaprakları
Kalbimde kalabalık yeminler
Vahşiyim,vahşiyiz bu defne günlerinde
Çıplaklığımızla dağlıyoruz birbirimizi
Gökle karışıyor tenimiz
Kumun zamanlarıyla
Suyun yeniden elde edilmesi
Bulutun dumanı
Yağmurun kırbacı
Yaprağın buharıyla
Sevişmek için değil
Yaşamak içindir çıplaklığın önemi
Tanımlara zorlanmış itiraflardan
Firar ediyor gövdelerimiz
Bir ejderha uyuyor ay ışığında
Ay ışığında uyuyoruz ilk defa
Kendiliğinden yolunu bulan hayvanlar gibi
Ateş,hava,su,toprak ve aşk
Birbirimize çıkıyor her defasında
Kendiliğinden yolunu bulan
Birbirimizin kollarındaki ejderha
Gecenin bütün burçları
İnmişti sahile ürperen kumların üzerinde                 
Hiç görmedikleri bir sabah gibi bakıyorlardı yüzümüze
Gecenin göğsümüzde unuttuğu
Bir avuç ay ışığı
Senin göğsünde bıraktığım
En derin uykumdu
Orada kaldım
Orada kaldı
Ne kadar tutkunduk birbirimize
Ufuk daralırdı tenimizin yankısından
O kaçak sahil köyü,Kadırga
Şimdi iki ayrı yaz kaldı bize
Birlikte geçirdiğimiz o büyük yazdan
Solak defterlerde uğru
Erkek denizlerde mitoloji
Korsan haritalarında define kalbim
Bir senden birçok aşık edindi
Zamanı bizden ayrı parlayan bir şeydi
Kanımda kımıldayan tutku
Gecenin sözleşmesindeki mürekkep
Her şeyi aşka ve ateşe dönüştüren derin bir ayindi
Sen gittin
Buluştuğumuz körfezler şimdi başka denizlerin çekiminde
Sen gittin
Ama doksan dokuz adın kaldı kalbimde
Ne kadar gitsen de uzağa
Vücudumda dolaşıyor zincirin
Kurduğun bütün tuzakları tapınak bildim
Tenim çöl tenim çöl tenim çöl
Bedenimi lincine bırakıp çekip giderim çekip giderim
Giderim tenim çöl
Aysberg tül
Ne zaman dondu pusula
Ne zaman geldik bu iklime
Aramızdaki siste kaybolmuş buzkıran gemiler
Kaybolmuş kelimeler
Sen yoksun ben de yoktum
Kutuplar kadar yalnızız ikimiz de
Rüyamızı emanet etmedik
Hiç uyumadık sığda
Ölümün uykusuna güvenir gibi
Bırakırdık kendimizi
Birbirimizin düşlerinin yastığına
Aşktı bu,beraberlikti,yol arkadaşlığıydı
Ve daha binlerce kelime
Aşk bitmiyor bitmeden
Denizi tükenmemiş Kadırga
Bir çifte vav yokuşundan aşağı
Doksan dokuz adımın
En güzeli sevgilim
Yeniden bulmanın suları
Denizi geçenlerin adımlarından sonra
Taş kadar kör taş baskısı gravür
Diri mürekkep
Kör aşk,kör levha
Büyük bir fırtınada yıkanmış aydınlığıyla
İniyor hat,güvercin dönüyor bir dal zeytinle
Aşk bitmiyor bitmeden
Tükenmemiş deniziyle
Masalına dönüyor Kadırga           
Bir türkü
Meyve bile dalına güvenir
Meyve kadar hükmüm yoğ imiş     
Bir dize
Denizim ben batık aşklarla dolu
Bir fotoğraf
Şiirde görünmüyor
Ve görünmeyen nice ayrıntı
Kim bilir ne zaman kendini yazmaya başlamış
Başka şiirlere taşmış
Taşırmış içindekileri
Seyir defterinin kazalara uğradığı kadırga
Yeni dalgalarla yamıyor
Yarıldığı denizi
Gönderinden ithafını kazıdığı tarihi
Gönderme yaptığı başka denizler yarattı kendine
Kimi zaman başka şiirlerin gövdelerinde
Denize açılarak sürdürdü,sürdürüyor kendini
Duruyor yürekteki define,korsanlar yaşlandı
Deniz zamansız
Ne sen,ne ben,ne şu mai deniz
Ne de melali anlamayan diğerleri
Senelerce,senelerce evveldi
Senelerce senelerce evvel bir sonraki

Murathan Mungan


Sayfa: 1 [ 2 ]