|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 baktığın yerde karanlık bir tomurcuk bırakıyorum çarşılar avuçlarında aykırı sokakların lisanı adımlarında gelme, geldiğinde her şey yitiriyor kendini vurgun: ölümlerin en kostağı vurgun ölümlerden kaçgun yanımız konaklarda boğulmuş eski bir ana şöyle buyurur: sen seç kendine bir hayat ve öylesine yaşa, nasılsa kaldığın yerden vurgun sürdürür ve hep bak kendine birörnek aynalara asi bir suret bırak baktıkça gözlerin kendini öldürür... gelme & M.M |
||
|
||
| Senelerce, senelerce evveldi; Bir deniz ülkesinde... ve belki de birbirine aktardığım defterlerin hepsinde bu şiir vardı: Senelerce, senelerce evveldi; Biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde bir Kadırgada iki korsan tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında birbirimizi yaralarından tanıdık dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında duruyordu aramızda oysa konuşsak yada dokunsak birbirimize çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında bilmeden birbirimize doğru ilerliyorduk. Kadırga-M.M |
||
|
||
| ödünç hançer öldürmez beni bir küfür gibi kara kayış dilini ver binlerce kez açıklasam da dilini çözemediğim ihanet gel bir daha bende dene kendini ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte ne ben yenebiliyorum seni yazıldığın mevsime çok su ver kendi izinden giden yolları suçlarından arındır arkanda kaldı seni ilerde bekleyenler unutkan şiirler, kopmuş alıntılar hiçbir zaman kullanamadığın hatıralarla kendine yazdığın yaşam öyküsü! ah, bu kadar aşk herkesi yanıltır gelme üstüme boşalmış yeminlerin bileği ben sandığın sözcüklere vuran aksimdir ödünç hançer öldürmez beni ya başka bir silah seç kendine ya bırak başkasının ellerine ölüm aşkın işidir kork benden sevgilim ahretin olurum senin bu kadar çok seven öldürmesini de bilir ben seni çok yanılmış kalplerin sağlamlığıyla sevdim gücümdü güçsüzlüğüm ey, izini sürdüğüm ruhumdaki kara gölge, büyüttüğüm oğullarımı bir bir elimden alan hayat yanıltma beni, beni bana yakıştır son darbeden önce ilk sözü söyleyemeyen! kolay değil ödenmiş hayatın katili olmak kör eder hançerini içimin gücü ölümü göze alan yaşamasını da bilir M.M |
||
|
||
| sol el saklı bıçak kanadım gittim kendimden kendimi bir başkasının ölüsü sanarak bütün karşılıkları birden çalışan simgeler gibi aynı güne düşmez kaybettiklerimizin mevsimi bazı aşklar yalnızca ayrılıkları için bile değer yaşlanınca hatırlamak yaşlanınca hatırlamak biledikçe biliyorsun bir zamanlar sol elde tuttuğun bıçağın ertelenmiş hayaleti kapanmamış göğsünde yıllar sonra yeniden kanayacak bunun için aşk bunun için şiir tutan sol elim ayrılırken içimi kazıdığım saklı bıçak eylül bitiyor sevgilim uzun eylülü ömrümüzün bir kitap gibi bitiyor seni kanıyor sol elim seni şimdi başkalarının gözlerine emanet ediyorum saklı bıçak- M.M |
||
|
||
| Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim İmrendiğin, öfkelendiğin Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim Yani yaşamışlık sandığın Geçmişim Dile dökülmeyenin tenhalığında Kaçırılan bakışlarda Gündeliğin başıboş ayrıntılarında Zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp, Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren, Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin. Yaz başıydı gittiğinde, ardından, Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim. Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum. Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine Çerçevesine sığmayan Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu. Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran zamanı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını. Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri. Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı. Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk. Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık. Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize. Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana. Şimdi biz neyiz biliyor musun? Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. Birbirine uzanamayan Boşlukta iki yalnız yıldız gibi Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız Ne kalacak bizden? Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden Bizden diyorum, ikimizden Ne kalacak? Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz. Kış başlıyor sevgilim Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan Oysa yapacak ne çok şey vardı Ve ne kadar az zaman Kış başlıyor sevgilim İyi bak kendine Gözlerindeki usul şefkati Teslim etme kimseye, hiçbir şeye Upuzun bir kış başlıyor sevgilim Ayrılığımızın kışı başlıyor Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime. Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak.... Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar, Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara, Çağrışımlarla ödeşemezsiniz. Dışarda hayat düşmandır size İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz Bir ayrılığın ilk günleridir daha Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup Kulak verdiğiniz saat tiktakları Kaplar tekin olmayan göğümüzü Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz Bakınıp dururken duvarlara Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek, Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına, Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya Kendimizi hazırlar gibi. Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken, Ve kazanmış görünürken derinliğimizi Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar Göremeseniz de, bilirsiniz Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar. Bana zamandan söz ediyorlar Gelip size zamandan söz ederler Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onalar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler. Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır. Zaman alır sizden bunların yükünü O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir. Gün gelir bir gün Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide O eski ağrı Ansızın geri teper. Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten bitmissinizdir. Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla Günlerin dökümünü yap Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini Kim bilebilir ikimizden başka? Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış Bir ilişkiyi, duyguların birliğini, Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla Bunlar da bir işe yaramadıysa Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda. Bu şiire başladığımda nerde, Şimdi nerdeyim? Solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden İkindi yağmurlarını bekleyen Yaz sonu hüzünlerinden Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim Geçti her cağın bitki örtüsünden Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından Bakarken dünyaya Yangınlarla bayındır kentler gibiyim: Çicek adlarını ezberlemekten geldim Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların Unuttuklarını hatırlamaktan Uzun uzak yolları tarif etmekten Haydutluktan ve melankoliden Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden Duyarlığın gece mekteplerinden geldim Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim. Bu şiire başladığımda nerde, Şimdi nerdeyim? Yaram vardı, bir de sözcükler Sonra vaat edilmiş topraklar gibi Sayfalar ve günler Işık istiyordu yalnızlığım Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. Karardı dizeler. Aşk...Bitti. Soldu şiir. Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde Ask yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım. Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır: Eksiliyorduk Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim Her otelde biraz eksilip, biraz artarak Yani çoğalarak Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında Ağır ve acı tanıklıklardan Geçerek geldim. Terli ve kirliydim. Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de... Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları Ve açık hayatları seviyordu. Buraya gelirken Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri... panayır yerleri... Ölü kelebekler... Ölü kelebekler... Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim. Adım onların adının yanına yazılmasın diye Acı çekecek yerlerimi yok etmeden Acıyla baş etmeyi öğrendim. Yoksa bu kadar konuşabilir miydim? İpek yollarında kuzey yıldızı Aşkın kuzey yıldızı Sanırsın durduğun yerde Ya da yol üstündedir Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı. Aşkın bir yolu vardır Her yaşta başka türlü geçilen Aşkın bir yolu vardır Her yaşta biraz gecikilen Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler Gözlerim Aşkın kuzey yıldızıdır bu Yazları daha iyi görülen Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler İlerlerim Zamanla anlarsın bu bir yanılsama Ölü şairlerin imgelerinden kalma Sen de değilsin. O da değil Kuzey yıldızı daha uzakta Yeniden yollara düşerler Düşerim Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler Yaşamsa yerli yerinde Yerli yerinde her şey Şimdi her şey doludizgin ve çoğul Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi Şimdi her şey yeniden Yüreğim, o eski aşk kalesi Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden Dönüp ardıma bakıyorum Yoksun sen Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren. yalnız bir opera- M.M |
||
|
||
| Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum Ne tuhaf, vaktim olmazdı yalnızlığı bunca bilirken kendimi hiç yalnız sanmazdım çevremde hep birileri vardı, ben hep birilerinin yanındaydım günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık elde olmayan nedenle sudaki halkalar gibi genişleyen küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar birbirimizi çok sevdik hep yıllarla azala azala şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem, yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım, şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara telefonun başına geçiyorum alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası gün ölüyor meşgul numaralarla şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem, şimdi ne kadar yalnız... yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız. Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum her zaman yalnızdım, bunu biliyorum büyücü ellerimin kara sanatı yazı en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu bağışlamasız sanarken kendimi en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini denenmemiş başlangıçları göze aldım, hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı mutfağı beklemek hep bana kaldı bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim odalarınıza, ruhlarınıza buraya eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim. Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana, yalnızca, Merhaba, deseniz, o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz, bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun sanki beni yeniden sevdiniz ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda, yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım o yıkanmış zamanlara... yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler her zaman yalnızdım kitaplar kadar yalnız yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına her zaman yalnızdım yanardağlar kadar yalnız ey kafiye sevenler, şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız! nankörlük etmeyeyim gene de, yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde yalnızlık için çalar telefonlar kapılar İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok iş var M.M |
||
|
||
| Kimdi kimdi kalan Giden mi suçludur herzaman? Ne zaman başlar ayrılıklar Dostluklar biter ne zaman Her geçen gün bir parça daha Aldı götürdü bizden Aynı kalmıyordu hiçbir şey Değişiyordu herşey kendiliğinden Artık çözülmüştü ellerimiz Artık bölünmüştü yüreğimiz Birimiz söylemeliydi bunu Ötekini incitmeden Kimdi giden kimdi kalan Aslında giden değil Kalandır terkeden Giden de bu yüzden gitmiştir zaten terkeden-M.M |
||
|
||
| git sessizliğim kabullenişten öte isyandandır sözlerim saklı, ağır küfürden beter hatırlamak seni özlemek sadece sığınmak eski aciz benliğime sana ihtiyacımdan mıdır sanırsın sensizlikte vurdum ben binlece kez kendimi bir daha sever mi sanırsın yüreğimi ellerimle parçaladım sevemesin diye seni kendi kendimin celladıyım vurula vurula vurmayı anladım yok tesellisi ne de avuntusu, çaresi katiliyim ruhumun aramaz gözlerim seni kan içinde yine ellerim saplı kalır içimde kendi bıçağım bitmez ecel geceleri öldürene dek kendini ruhumun tek tek vuruyorum beynimdeki herkesi kimse kalmayana dek ellerim yine kan içinde |
||
|
||
| Biri beyaz biri kara iki kedi.. birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak, birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar. Gölgeler akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi. Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu, uzun yolları da göze alabilen bir dostluk Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ... Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün... Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip 'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız... M&M |
||
|
||
| kelimelere ihtiyacım var bu gece tıpkı diğer geceler gibi sadece buna sığınıyorum savunmaktan öte bu kez sadece kelimelere sığınıyorum beni saklasınlar diye bilmesinler diye hiçbir zaman anlamasınlar anlaşılmak yargılanmak bu kez ne hissediyorum öfke mi nefret mi acı mı yoksa kızgınlık mı hiçbir şey değil anlamdıramıyorum sanırım kimsesizlik sardı beni içimi kıran bişiler var belki de kelimelere dökmekte susmakta bir susmak acımı al gece acımı al şarkı kimsesiz belki yine kendine dönen yine ben hiçbir çıkışı yok yine aynı nokta yine aynı dönemeç sıkışıp kaldım dışarısı yok çıkmaz sokaklar şehri aynı noktaya ulaşmak içimde biriken bu siyahlığın içinde debelenip duruyorum siyahlığın içinde anlamdıranıyorm tanımını istemiyorum açılımını da bilmek hiçbir şey bilmek istemiyorum en çok kendimi en çok beni çünkü nefret ediyorum. nefret ediyorum nefret ediyorum çünkü sadece bana nefret öğretildi |
||
|
||
| yapamıyorum fırlattığım kelimelerden ötürü suçlu ben değilim susmayacak bu düşünceler atmam gerek ne varsa içimde biriken yapamıyorum biriktiremiyorum biriken siyahlık beni her defasında boğuyor siyahlığın içinde kendimi aratmaktan yoruldum benden ne varsa bana ait hepsi geçmişe aittir benden geriye hiçbir şey kalmayana dek fırlatıyorum içimdeki kelimeleri geceye yazmaktan yorgun düşene dek yapamıyorum. |
||
|
||
| gel dön geri artık kim küstürüp kaçırdıysa seni saklandığın yerden çık bak yine kimse yok burda ne üzülecek ne kırılacak kalp ne eseri var dünden ne yarından ne de umut ne de hayal gel dön geri artık istersen bana geri dön (ben) |
||
|
||
| Çocuk gitme geri dön gözlerindeki güneşi özledim imkanları imkansızlıklara kurban verdik imkansızlığının eseriyiz çocuk gitme geri dön gözlerindeki güneşi özledim... uzaklardasın belki de yine bir soluk ötemde yine dikiliyor hayaletin git git yine burası ıslak yine nemli bak yine bulutlar toplanıyor yine duymuşlar geldiğini yine yağmaya başladı yağmur |
||
|
||
| Eskiyi geri çevirebilir misin zaman? hiçbir şeyi yerine koyamıyorum eskiyi geri verir misin bana zaman? herşeye rağmen hayat bazen herşeyi değiştirir ve tüm yaşantın değişir ama karşılığında en değerlisini alır ve en sevdiğini zaman (bedel) . |
||
|
||
| Bir dumanın havaya karışması önce belirginliğini koruyan güçlü bir edayla salınıp havaya yavaşça kendini bırakması yavaşça dağılması gözden kaybolana dek geriye sadece kokusu kalır tütünün yaşamak denilen bu olsa gerek mücadele. 25.06.08 02:04 G.T. |
||
|
||
| belirsizliğini koruyan yol sürüp giden başı sonu yok herşey yolda gizli yolcuya ait ne varsa yolcular değişiyor yerine başkaları yeni güzergahlar belirlenir ama yol asla tükenmez sürekli varlığını muhafaza ediyor yoldaki belirsizlik belki de umut denilen olabilme olasılığı olasılıklar üzerine kurulu tüm rotalar yolunu ayırt edebilme mola yerleri vardır birde hep gözardı edilen sanırım mola yerleri yolu yol yapan ben en çok mola yerlerini seviyorum yolun belirsizliğinden kurtulmayı, hareket etmeyi belki geceyarısı çorba içmenin keyfini üşümeyi, yolun ne kadar kaldığına ve varılınca yapılacaklar hakkındaki ufak sohbetleri yoldaki suskunluğu alan mola yerlerini yöresel yemekleri, ekmek fırınlarını birde yol kenarındaki yeni pişmiş dumanı üzerinde taze ekmek kokusu yol kenarlarındaki küçük mola yerleri yolun belki en küçük detayı belki en güzel mutlulukları yol devam eder yol bitmez sadece rotalar değişir birde yolcular 25.06.08 02:05 G.T. |
||
|
||
| Dünden kalma içimdeki aşk Dünden kalma bu şiir Dün dediğin uzun tutulmuş şimdi Şimdiyse boşalmış zaman bilmiyorum buradan nereye gidilir Dünden kalma (Murathan Mungan) |
||
|
||
| artık heyecanlandırmıyor beni garlar, peronlar, benzin istasyonları, uykulu mola yerleri, yabancılıklar, bilmediğin dağ rüzgarlarıyla ürpererek uyanmak bir gece vakti, dalgın bakışmalar sonra uykusuz sabahlarda indiğin sahil kasabası daha gövdene uyanmadan serin tuz, kıştan kalma dalgalar bir yerlerde beklediğini sandığımız büyük rüyalar galiba artık heyecanlandırmıyor kimseyi nicedir eksildi içimizden çekip gitme duygusu eski neşesine bir türlü kavuşamayan kalbim saçıp savurdu buraya gelene kadar içindeki şarkıları şimdi gündelik hayatın sade gürültüsü, kuru düzeni kuşatırken sessizliğimi ardına sakladığım kelimeler kadar bir hayat ölmeden önce okunacak, yazılacak birkaç kitap İçimizden eksildi(Murathan Mungan) |
||
|
||
| Sende kalanın sonrası bende Bir gün belki el değiştirir Sırasıyladır bazı şeyler Sen üzerinden atlar geçersin, Onlar yeniden döndürürler Dön geri bul kendini Nerede gün kaybettiysen Hangi izler geçmişse senden Dön geri al Sonra terk et istersen Başarısız aşklar bile bir sonrakiyle giderilir edilebilirse eğer Sende kalanın sonra bende Gel beni bul bulabilirsen ya da yolumdan çekil! Zamanla azalır kaybedilecek günler Sende Kalanın (Murathan Mungan) |
||
|
||
| Derin, biraz daha derin Her gün görünen yüzü Görünmez gökyüzünün Bir tek ışığı farklı Bazı günlerin Senin değişmez güneşin Her seferinde yara Derin, biraz daha derin Kendini denedin bende Ötesine hayat yok, lekeler Kurtarılmış kederler, Kesik deliller, Uykulu bir deniz kirpiklerin Gene de öte gene de sokak Geride bırakılmış hayata duyulan merak Bırakır, terk eder, ayrılır Ama bir yere gidemezsin Kaybetmektir kazandığımız her hayat bilgisi Büyük ödülü sandığımız deneyimlerin Bilmeden geçtiğimiz günleri Bilmeden geçtiğimiz günleri Hiçbir şey koymaz geri Daha az acıtır ama derin, biraz daha derin Derin & Murathan Mungan |
||
|
||
| GECENİN UZUN SÖYLEVİ Gece. Zaman ihtilali. Kurşun geçirmez yüreklerimiz. Yani uzatmalı yasakların konakladığı o mağrur suskunluk. Kuşatmalardan artakalmış yaralı insanliğina kefil yürek. Şimdi gecenin uzun söylevinde yaşanan dilsiz şiirlerin yitik kafiyelerine ayak uydurmaya çalışıyor. Yetim kalmış çarpıntılarına; yaralarını sararak. Geveze dilsizliğin ikilemini yaşayan kafiyelerin küçük, ürkek adımlarına. Sessizliklerinde dingin bir barışıklığın büyüsü. Hangi büyülerle onarmaktayız kendimizi, bir parça daha yaşamak için. ANLAŞILMAYAN ŞEYLER Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan Ellerindeki paramparça geçmişin sığ bir gövdesidir yolun ortasında Erken bir gülüşe başlarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş) Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin. Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yoğunluğun ortasında bal rengi kanı Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin. Eski, hep eski anlatılmamışlıktır defterlerin. Kuruyan su. Kuruyan uykusu. Ve kan yine de bal rengi derbederliğin. Murathan Mungan |
||
|
||
| DİYALEKTİK MUTSUZLUKLAR bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı ellerinde rüzgarın taşınmaz çamurları var köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi terkedilmek korkusu susarsın bir silahsızlanma akşamı susarsın dudaklarında ıslıklar kanar öpülmez dudakların ıslık yarası mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü kolları bağlı hüzün olsun dört yanım ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin sonra derler haklıdır sevdası geç olur ki artık onarmaz rakılar geç olur bir yaraya rakının dağılması sen şehre sırtını dönen uykusuz dağlı gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin) nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini) barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm nasıl taşıdın bunca yıl delirmiş saçlarında o eski şark yelini biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi GEÇİLMEZ DENİZ ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım kazırım kendimi bir secdeden, ellerimde gizli hattatlar ve söze gelmez devrik duyarlıklarım gözlerim -hüznün dilsiz masalcısı- gözlerimde hiçbir dile çevrilmez intiharlar oysa saklı hançerimi mağrur bildiniz kendimin tenha bir yerinde vurulmuşum, yatarım orası bir denizin gölgesidir, göremezsiniz ölüm üzre bir akrepken menekşelenirsiniz ve ahreli kağıtlar dürülür ferman diye yufka ölümlerin hazin tarihleriyle kar altında kalmış imzasız karanlıklarım ve azgın sularda kendini arayan deniz ben konuşmam, susarım bu aklamaz ki sizi katilimsiniz II- katilimsiniz en azgın sularda ellerinizde kan mürekkepleri sarhoş ölüm nasıl bir sarmaşık ki (deniz gören) en mağrur balkonlarda bir gün siz de katilleri seversiniz Murathan Mungan |
||
|
||
| KİMSE zamanı yıllarla tartanlar yanılırlar hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle hatta çoğu zaman kendiyle bile yaşanır, içini tohuma bırakır geçer gider geçmez sandıkların bile hiçbir geçen tartılmaz kalanla neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan kimse kimse kimse sahi kimse ya da hiç kimse söylediklerimden çok sustuklarım seçtiklerimden çok reddedilmek için ne kadar varsam o kadar kimseyim kendime güç kötü bir şey kaderken de kaldıramazken de güç kötü bir şey güçlüyken de güçsüzken de kaldığın yerden devam etmenin karanlığı benzemiyor hiçbir çaresizliğe kimin kaldığı yer var ki dünyada kaldım sandığın yer bizden geçendir çoğunlukla içimizi parçalaya çoğalta hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla bütün iş birinin dediği gibi, yavaşça acele etmek aslında ölene kadar yavaşla işte ölene kadar yavaşla ne başkalaştırırsan o kadarsın başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca bir bakıma hiçbir yerdeyiz bir bakıma yalnızca buradayız var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda oysa biz buradayız halsiz, kanıtsız yılların neyi tarttığını bile bilmeden kendi gücümüzün altında azala azala kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil hiçbir adanın almadığı yalnızlarız, tamamlanmamış haritasında define ve varlık geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar bir gün birbirini bulmanın umuduyla gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman hayat yanlışlarla kısalır başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan bir diğeri olarak çıkarız gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir hep öyle oldu bende hep saklı kaldı içimdeki anahtar ve hep aynı kilitte kırıldı fikirler de zamanla değişir kırıldıkları yerde kırıldıkları yer her şeyi değiştirir zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile sonra başka bir başlangıcın kapısında aynı korkularla kalakalırız daha önce de söylemiştim: kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine her şiirin gizi başka bir şiirle açıklar kendini demiştim ya, hep öyle oldu bende böyle katlandım kimsesizliğe o birini ararken bile biliyordum hiç kimse hiç kimse hiç kimse MURATHAN MUNGAN |
||
|
||
| Yaz Bitti yazın bittiği her yerde söylenir söylenmeyen şeyler kalır geriye ve sonra hiç bir şey olmamış gibi ağır, usul bir hazırlık başlar uykuya benzer yeni bir mevsime orda burda,ev içlerinde,kır kahvelerinde,deniz kenarlarında incelen yazın akşam esintilerinde zaman usulca sıyrılır aramızdan ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini başka ne gelir elimizden büyük bir uzaklığa gülümseyerek geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri yatıştırıcı rüzgarlar dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını saklar bizi gözlerimizdeki hüzne 'dinginlik' adını verir 'seni iyi gördüm' diyenler biz de iyi hissederiz kendimizi elimizden başka ne gelir ki? köşe başları, akşamüstleri,kokular tozar gider zamanın boşluğunda karışır anların kuytu belleğine belki sonraları bir gün hatırlanır aynı kederle yazın bittiği her yerde söylenir söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine yaz biter eskir geceler,serin,hüzünlü yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri bir yanı telaş,bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri çıkarır sizi dalgın derinliğinizden yaşadığınızı duyarsınız teninizde bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları ahşap panjurları yaz bitti bitmeyen şeyler kaldı geride yaz bitti yaz bitti yüksek sesle söylüyorum bunu kendime her yerde söylendiği gibi yaz bitti yaz bitti hiç bir şey hiç bir şey hiç bir şey yalnızca üşüyorum şimdi Murathan Mungan |
||
|
||
| KADIRGA Senelerce,senelerce evveldi; Bir deniz ülkesinde… ve belki de Birbirine aktardığım defterlerin hepsinde Bu şiir vardı: Senelerce,senelerce evveldi; Biz seninle orada,o deniz ülkesinde tanıştık Uzak denizler,uzak yakınlıklar içinde Bir kadırgada iki korsan Tarih,yarın,ütopya dolu sandıklar arasında Birbirimizi yaralarından tanıdık Dışı korsan,içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık Konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında Duruyordu aramızda Oysa konuşsak,ya da dokunsak birbirimize Çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık Batık gemilerin deniz diplerini saran Umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze Birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk Bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında Bilmeden birbirimize doğru ilerliyorduk. Kara görünmüyordu yokluğumuzda Kara çok uzakta Sahillerce millerce Uzaktaydı birbirimizin yokluğunda Neyimiz vardı öfkeli bir gençlikten Mağrur inceliklerimizden Ve geceler boyu kısık yıldızlar altında anlatılan İhanetlerin kara bilgisinden başka Biliyorduk geldiğimiz yer Atlantis O yitik ütopya Gittiğimiz yer de ora Senelerce,senelerce evveldi; Sen yoktun bu aşk başladığında Senelerce,senelerce evveldi; Sen yoktun Ben de yoktum Bu aşk başladığında Bizi yola çıkaran ne varsa, Yol üzerindedir Öyledir sanıyorduk, Geleceği seçmeye çalışıyordu kısılmış gözlerimiz Adasız denizlerin ufkunda Bilge ve hırsız.Çocuk ve katil.Ölüm ve oğul oluyorduk Denizler,meydanlar,kavgalar ortasında Fırtına bilgisi yoklarken Çözülmemiş zamanların altın bilmecelerini Bir daha hiç çıkmadık daldığımız karanlıktan Kara ruhların büyük bayramlarından sonra Aşk giz tutmuş tuğra Aşk 1988 Bir yıldır yoldayız Aşkımız sağlam sularda Aşk 1988 Gideceğimiz yer Atlantis O ütopya sıla Ayrılsak bile biliyoruz Başka bir anlamda Senelerce,senelerce sonra Sağlam,ödeşmiş,mutlu aşıklar için Bir randevudur aynı yolculukta kadırga Aşk 1992 Ayrılık 1992 Şimdi biliyor muyuz Gömülüp gideni batıklarda Kaç kıyıdan toplanmış taşlarla Batıyordu dibe Şarap fıçılarıyla,zeytin dallarıyla Yarım kalmış bir gravürde Yelkenleri sönen kadırga batıyordu Sarışın hurmalar,gümüş paralar Uzak otlar,ipek topları,amber kokularıyla Çıkmamak üzere bir daha Bir başka mürekkebin kıyılarına Daldığımız solgun gravürden Birbirimize baktığımızda Diriliyordu deniz diplerinde Boğulmuş beyaz kentlerden Geçilen yolculuk Aynı takım yıldızların altında Dünyaya gelen aşkların benzerliği gibi Başka çağları haber verir kimi denizler Yoksa nereden çıkardı bu rüzgar Bu zeytin dalları,baş döndüren şarabın kokusu Ağzımızdaki bu hurma tadı İpeğine uzandığım bu amber nereden Yüreğimdeki dövme çok eski bir gravürden Buluşurdu sessizliğimiz Okuduğumuz sayfaların derinliğinde Ne zaman sussak Aramızdan geçerdi hayalet gemileri Karşılıklı kıyılarda aynı denize bakan İki koltuk,iki lamba,iki ay Aynı pencerenin derinleştirdiği gecede Gemilerin ıslığını dinlerdik Tek bir söz bile etmeden konuşurduk saatlerce Kapkara hayalet gemileri geçerdi Geçmişten gelen Sessizliğin yarattığı sis içinde Kapkara hayalet gemileri Geçerdi gözlerimizin önünde Gecenin içinden Yeniden döndüğümüz sayfaların derinliklerinde Dilsiz kırılganlığıyla dip iklimi Yüzeydeki çalkantılarını unuttururdu Gömüldüğümüz denizin Som bir bütün içindeydik Koltuk,lamba,kitap Sayfasını kapatırken Kahramanı olduğumuz şiirin Ay sönerdi penceremizde Hayalet gemileri geçerdi uykularımızın içinden Uzun denizlerde yorulmazdı gözlerimiz Birbirimizin güneşine baktıkça En yeni yerlerimizi birbirimize borçlandık Çünkü aşıktık ,kararlıydık,haklıydık Bir denize kaç dalga sığarsa Gün denizini ayıran halatlar Yaz denizinden geniş melankolisi Issız bir adaya düşecek olsan Hangi şiirleri alırdın yanına Hangi mevsimleri,ikindileri Çarşafını değiştir denizin sevgilim Tropikal yaprakların,ayın Yüzüne düşen perçemlerini kaldır Hafızandan bütün lekeleri sil Alışmak çürütür gövdenin derinliğini Hangi denizi seçtiysen o türlü Varlığın kıstırıldığı seyir defteri Yaz denizini güz denizinden Ayıran halatlar gibi Çözülür adaların dağınık belleğinden Savat gece çakıllarda şarkısı Ay ışığıyla ayrılır denizin ipeği ikiye Yalınlığın vurgununda çözülen derinlik Gövdenin uykulu tarihi Aydınlanır karasına vurduğu sahile Avucunda tenimin taç yaprakları Kalbimde kalabalık yeminler Vahşiyim,vahşiyiz bu defne günlerinde Çıplaklığımızla dağlıyoruz birbirimizi Gökle karışıyor tenimiz Kumun zamanlarıyla Suyun yeniden elde edilmesi Bulutun dumanı Yağmurun kırbacı Yaprağın buharıyla Sevişmek için değil Yaşamak içindir çıplaklığın önemi Tanımlara zorlanmış itiraflardan Firar ediyor gövdelerimiz Bir ejderha uyuyor ay ışığında Ay ışığında uyuyoruz ilk defa Kendiliğinden yolunu bulan hayvanlar gibi Ateş,hava,su,toprak ve aşk Birbirimize çıkıyor her defasında Kendiliğinden yolunu bulan Birbirimizin kollarındaki ejderha Gecenin bütün burçları İnmişti sahile ürperen kumların üzerinde Hiç görmedikleri bir sabah gibi bakıyorlardı yüzümüze Gecenin göğsümüzde unuttuğu Bir avuç ay ışığı Senin göğsünde bıraktığım En derin uykumdu Orada kaldım Orada kaldı Ne kadar tutkunduk birbirimize Ufuk daralırdı tenimizin yankısından O kaçak sahil köyü,Kadırga Şimdi iki ayrı yaz kaldı bize Birlikte geçirdiğimiz o büyük yazdan Solak defterlerde uğru Erkek denizlerde mitoloji Korsan haritalarında define kalbim Bir senden birçok aşık edindi Zamanı bizden ayrı parlayan bir şeydi Kanımda kımıldayan tutku Gecenin sözleşmesindeki mürekkep Her şeyi aşka ve ateşe dönüştüren derin bir ayindi Sen gittin Buluştuğumuz körfezler şimdi başka denizlerin çekiminde Sen gittin Ama doksan dokuz adın kaldı kalbimde Ne kadar gitsen de uzağa Vücudumda dolaşıyor zincirin Kurduğun bütün tuzakları tapınak bildim Tenim çöl tenim çöl tenim çöl Bedenimi lincine bırakıp çekip giderim çekip giderim Giderim tenim çöl Aysberg tül Ne zaman dondu pusula Ne zaman geldik bu iklime Aramızdaki siste kaybolmuş buzkıran gemiler Kaybolmuş kelimeler Sen yoksun ben de yoktum Kutuplar kadar yalnızız ikimiz de Rüyamızı emanet etmedik Hiç uyumadık sığda Ölümün uykusuna güvenir gibi Bırakırdık kendimizi Birbirimizin düşlerinin yastığına Aşktı bu,beraberlikti,yol arkadaşlığıydı Ve daha binlerce kelime Aşk bitmiyor bitmeden Denizi tükenmemiş Kadırga Bir çifte vav yokuşundan aşağı Doksan dokuz adımın En güzeli sevgilim Yeniden bulmanın suları Denizi geçenlerin adımlarından sonra Taş kadar kör taş baskısı gravür Diri mürekkep Kör aşk,kör levha Büyük bir fırtınada yıkanmış aydınlığıyla İniyor hat,güvercin dönüyor bir dal zeytinle Aşk bitmiyor bitmeden Tükenmemiş deniziyle Masalına dönüyor Kadırga Bir türkü Meyve bile dalına güvenir Meyve kadar hükmüm yoğ imiş Bir dize Denizim ben batık aşklarla dolu Bir fotoğraf Şiirde görünmüyor Ve görünmeyen nice ayrıntı Kim bilir ne zaman kendini yazmaya başlamış Başka şiirlere taşmış Taşırmış içindekileri Seyir defterinin kazalara uğradığı kadırga Yeni dalgalarla yamıyor Yarıldığı denizi Gönderinden ithafını kazıdığı tarihi Gönderme yaptığı başka denizler yarattı kendine Kimi zaman başka şiirlerin gövdelerinde Denize açılarak sürdürdü,sürdürüyor kendini Duruyor yürekteki define,korsanlar yaşlandı Deniz zamansız Ne sen,ne ben,ne şu mai deniz Ne de melali anlamayan diğerleri Senelerce,senelerce evveldi Senelerce senelerce evvel bir sonraki Murathan Mungan |
||