TURKROCKER.com FORUM - ÜLKENİN EN GÜNCEL ROCK-METAL SİTESİ (Arsiv Ana sayfa) => Bilim,Felsefe

Konu: Arthur Schopenhauer

Sayfa: [ 1 ]

nightmare_storm 11.03.2008 12:45:32

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589

Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Arthur Schopenhauer (1788 - 1860), Alman filozof ve düşünür. Felsefe Tarihi'nde irrasyonalist ve karamsar olarak bilinir. En ünlü yapıtı henüz 30 yaşına varmadan yayınladığı İstenç ve Tasarım Olarak Dünya dır.
Schopenhauer, görünen dünyanın ardında yatan esas gerçekliğin İstenç (irade) olduğunu ileri sürdü. Schopenhauer'a göre bu İstenç akılsız, bilinçsiz bir öze sahipti ve kendisini Fenomenler dünyasında gösteriyordu. Bütün görünenlerin kaynağıydı. İnsan bedeni de onun eseriydi. Aklın denetimde olmayan bu istenç, (külli irade kast ediliyor.) insanları parmağında oynatıyor ve geçici tatminlerle veya ulaşılamayan hayâllerle, insanı hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyordu . O'na göre; anlamsız, boş, acı-dolu, kötü bu hayattan kaçınmanın tek yolu vardı; o da istencimizi öldürmek. Bu onu Hinduizm, Budizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu olabildiğince arttırmayı değil, acılarımızı olabildiğince azaltmayı öneren bir yaşam şeklini önermeye yöneltti. Felsefesi, aklın (Rasyonalizm) temele oturtulduğu felsefe tarihinde yeni bir bakış açısı anlamına geliyordu ve Psikoloji, Psikanaliz, Müzik, Edebiyat gibi entelektüel ve sanatsal alanlarda büyük etki gösterdi.
Nietzsche üzerinde büyük etkisi olduğu bilinir. Kendine özgülüğü ve düşünce yapısının çarpıcılığı ile felsefe tarihinde yerini alır. Schopenhauer, tuhaf bir şekilde tedirgin edici bir filozof olarak kendini gösterir. "İstenç ve tasarım olarak dünya" ve "Aşkın metafiziği" gibi yapıtlarıyla tanınır.
Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da esas olarak budur. İnsan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin/iradenin emrine boyun eğerek acı ve kederden kısmen kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer'ın düşüncelerinin belirli ölçüde, kaderciliğin ağır bastığı Doğu felsefelerine yakınlaştığı söylenebilir. Schopenhauer'a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok itmam edenler (tamamlayanlar)'dır.

Nietzsche ve Schopenhauer : Hayatın Değeri
Nietzsche'nin ortaya koyduğu felsefede, Schopenhauer'un büyük etkisi mevcuttur. Gerek karşı çıkışları, gerek üzerinde çalışıp geliştirdiği, yorumladığı düşünceleri, Nietzsche'nin düşün anlayışında oldukça önemlidir. Nietzsche'nin felsefesinin kökleri, her ne kadar Sokrat öncesi Antik Yunan felsefecilerine dayandırılabilse de , Arthur Schopenhauer'un etkisi görmezden gelinemez.

En büyük ortak yönleri, yanlızlıklarıdır. Belki de bu yön, gençlik çağlarında Nietzsche'yi Schopenhauer'a çekmiştir. Öyleki Leipzig'de, bir sahaf dükkanından aldığı "Bir Çeşit Arzu ve Temsil Dünyası" adlı kitap, hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur.

Gerek Arthur Schopenhauer, gerek Friedrich Nietzsche, aileleri tarafından , onların isteği doğrultusunda biri olmaya zorlanmıştı. Schopenhauer'u babası bir tüccar olup, ismini yaşatmasını istiyordu. Aynı durum Nietzsche'de de mevcuttu, annesi, Nietzsche'nin din eğitimi görüp iyi bir dindar olmasını istiyordu.

Her iki düşünür de, kendi iradeleri ve çeşitli çalkantılı dönemden sonra, ailelerinin değil, kendi olmayı istedikleri şey olabildiler. Zira Schopenhauer, hayatı boyunca annesiyle sorunlar yaşadı. Nietzsche'nin ise daha çok ablası Elizabeth ile  sorunları vardı.

Tarihsel açıdan birbirine yakın dönemlerde yaşayan bu iki ünlü düşünürü birleştiren şey, dünyaya bakış açılarıydı. Nietzsche, gençlik döneminde Schopenhauer'a öyle sempati duymuştu ki, her felsefe sohbetinde, hakkında uzun uzun konuşurdu.

Schopenhauer öldüğünde, Nietzsche yaklaşık olarak 16 yaşındaydı. Muhtemelen Schopenhauer'la tanışıklığı, hocası Ritschl'in peşinden Leipzig'e gidişiyle başlamıştı. O dönem Wagner'le yüzyüze tanışması da, Nietzsche'nin hayatında büyük değişimlere yol açmıştı.

Schopenhauer, kaynaklara göre biraz cimri, hayatında köpeğinden başka dost edinmeyen, felsefesi üzerine hayatı yadsıyan ve bir o kadar da gaddar bir insandı. Hayatı boyunca yaşamı ve insanları lanetledi. Bu sebeple kendisi, yüzyıllardan beri "kötümser felsefeci" olarak anılmaktadır.

Karamsar filozofun felsefesini, hayatına göz atmakla daha yerli yerine oturtabiliriz. Zira babası Heinrich, İngiliz hayranı bir tüccardı. Oğlu Arthur'un da kendisi gibi bir tüccar olmasını ve aileden gelen bu geleneği devam ettirmesini istiyordu. Fakat Arthur, en başından beri bu isteğe karşı çıkmış, çoğunlukla annesi Johanna'nın da istediği felsefeye yönelim göstemişti.

Johanna Schopenhauer, dönemin entellektüellerindedi. Özellikle kocası Heinrich'in ölümünden sonra, tamamen kendini edebiyata vermiş, sonraki hayatı da bu yönde ilerlemiştir.

Babasının ölümünden sonra genç Arthur, annesiyle gitgide uzaklaşmış, hatta annesine yaşamından dolayı kin duymuştur. Annesi Johanna'nın verdiği partiler ve erkeklerle samimi oluşu, Arthur'da ona karşı bir tepki doğurmuştur. Uzun seneler boyunca görüşmemiştir.

Arthur Schopenhauer'un yanlızlığını ve karamsarlığını, hayatındaki iniş ve çıkışlara, depresif dönemlere bağlamak mümküdür. Yine de hiçbir sebep, ne Nietzsche'nin ne de Schopenhauer'un düşün dünyasına kattıklarını elbette gölgeleyemez.

Bilindiği üzere, Nietzsche'nin felsefesinde, özel hayatındaki gelişim ve değişimler önplandadır. Hiç bir zaman sistematik bir felsefe / öğreti kurmayı amaçlamayan , hatta bundan özellikle kaçınan Nietzsche, tıpkı Wagner gibi Schopenhauer konusunda da fikirleri yaşı ilerledikçe değişmiştir.

Schopenhauer'un "karamsar" felsefesine genç yıllarında methiyeler düzmüş, fakat bir süre sonra yanlışlayıp, aynı istencin ürünü olarak yeni bir fikir arayışına girişmiştir. Özellikle de Schopenhauer'un istenç kavramı hakkındaki yorumu, Nietzsche'nin Güç İstenci olarak tanımladığı kavramın çıkış noktasıdır.

Schopenhauer, dünyayı istenç ve tasarım olarak iki kategoriye ayırır. Bu iki kategoriden yola çıkarak bir yoruma ulaşır.

Duyularımız aracılığıyla bildiğimiz dünya, tamamen bir fenomendir, ki Schopenhauer buna tasarım der. Çünkü insan, algılarından yola çıkarak tanımladığı bir dünyada yaşar. Kısacası Kant'ın "özne olmadan nesne olmaz" yorumuna katılır. Fakat bununla birlikte tüm varoluşu tasarıma bağlamaz.

Zira istenç olarak tanımladığı şey, olgusal dünyadır. Schopenhauer'a göre olgusal dünya, kademe kademe tüm varlıklarda bulunur. İstencin dışında herhangi bir varoluş görmez. Evrendeki her durum, bu istencin kendini açmasıyla oluşur, değişir. Basamak basamak kendini açan bu istencin en alt kademesini cansız doğa oluşturur. Cansız doğadan itibaren kendini nesneleştirmeye çalışan istenç, bitkiler ve hayvanlar dünyasından geçerek insanda kendini bireyselleştirir. Schopenhauer, insan bedenini bile somutlanmış bir istençten farklı görmez. O'na görre tüm evren, bu istencin farklı kademelerinin durumuyla işlemektedir.

İstenç ve tasarım, doğada iç içe ve birlikte bulunmaktadır. Fakat kendini insana açan bu istenç, somutlanmış haliyle akla aykırıdır ve bu sebeple tam olarak tanımlanamaz. Bu sebeple Schopenhauer'a göre Kant, duyularımız dışında hiçbirşeyin olmadığını savunan görüşünü yanlış olarak yorumlar. Sonuç olarak Schopenhauer, doğadaki istencin varlığını hissedilebilir, sezilebilir bulur.

Bu noktada Nietzsche, Schopenhauer'a katılır ve Schopenhauer'un tanımlayamadığı bu istenci "Güç İstenci" olarak yorumlar. Nietzsche'ye göre evrendeki tek istenç, tek irade, gücün karşı konulamaz istencidir. Bu sebepledir ki Schopenhauer, Nietzsche'nin hocası sayılabilecek bir filozoftur. Çünkü Nietzsche, olgusal dünyadaki istenç kavramını, Schopenhauer'un yorumu üzerine geliştirmiş ve tanımlamıştır.

Fakat öyle bir sonuç farkı vardır ki, bu adeta bie uçurumdur. Schopenhauer hayatı yadsırken, Nietzsche tersine kutsallaştırır ve olumlar. Felsefesini, varlığın ve doğal olarak hayatın değerini hiçe indirgeyen nihilizm ile savaşmakla başlatır.

Schopenhauer her yazısında ve kitabında hayat hakkında oldukça sert ve olumsuz tepkiler vermesine rağmen, Nietzsche hocasının tersine hayatı en büyük hedef olarak tanımlar. Yaşamdan olan herşeyi yüceleştirir. Felsefesi, tam da bu nokta da Schopenhauer'dan keskin sınırlarla ayrılır.

Nietzsche, gençlik yılarında Schopenhauer'un hayatı yadsıyan , kötümser felsefesini olduğu gibi kabul etmiştir. Fakat sürekli kendini yenileme arayışı içinde olan Nietzsche, zamanla bu düşünceden sıyrılmış ve tam tersi bir yönde hayatı kutsallaştırmıştır.

Bu sebeple çoğu zaman Schopenhauer'u yermiş, onun hakkında oldukça sert eleştiriler getirmiştir. Schopenhauer'u nihilizmi kutsallaştırıp, varlığın değerini küçültmekle suçlamış, kendi felsefesini bizzat nihilizm ile savaşmaya adamıştır.

Nietzsche'nin yapmaya çalıştığı şey, insani olanın , kendi tanımladığı çerçevede varlığını sürdürebilmesi ve insanın kendine yabancılaşmamasıdır. Bu nedenle "decandence/ decadent" kavramını özellikle kullanmış, bunun nasıl aşılabileceği konusunda keskin yorumlar yapmıştır.

Değerlerin yeniden değerlendirilerek yeni bir dünya görüşünü öngürmüş, insanın köklerini bizzat gerçeğe, toprağa bağlayan her düşünceyi insancıl saymıştır. Öyleki hümanizmi bile eksik görmüş, lanetlemiştir.

Kısacası "kendi alevinde yanmakla yükümlü" düşünür Nietzsche, tıpkı Wagner gibi Schopenhauer'la da yollarını bu tür fikir ayrılıkları sebebiyle ayırmıştır. Lakin kuşku götürmyecek birşey varki , aykırı düşünür, etkilendiği herkesi aşmaya çalışmış, bunda da başarılı olmuştur.





nightmare_storm 11.03.2008 12:46:40
Kitapları:Aşkın Metafiziği, çeviren Selahattin Hilav, Sosyal Yayınları.
İstenç ve Tasarım Olarak Dünya, çeviren: Levent Özşar, Biblos Kitabevi yayınları.
Parerga ile Paralipomena, çeviren: Levent Özşar, Biblos Kitabevi yayınları.
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, çeviren: Mustafa Tüzel, Kabalcı Yayınevi, İst.1998
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, çeviren: Mustafa Tüzel, Türkiye İş Bankası Yayınları, İst.2005,2006.
Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine, çeviren:Ahmet Aydoğan, Şule Yayınları.
İrade Felsefesi
Aşka ve Kadınlara Dair, Toplu Eserleri-1, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say yayınları.
Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine, Toplu Eserleri-2, çeviren:Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, İst. 2007.
Hayatın Anlamı, Toplu Eserleri-3 çeviren:Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, İst. 2007.

Arthur Schopenhauer hakkında söylenenler
Büyük buluş Schopenhauer idi. Onun dünya hakkındaki karanlık tablosunu tamamen tasvip ediyorum. - Carl Gustav Jung İsviçreli psikolog ve psikiyatrist
Genç Schopenhaueri tuhaf ve ilginç bir delikanlı olarak tanıdım. Keskin zekalı ve inat; onu çok akıllı buluyorum. - Johann Wolfgang von Goethe Alman şair
Schopenhauer felsefesi her bağlamda üstün bir manevi ve ahlaki kültürün temeli yapılmalıdır. - Richard Wagner Alman besteci
Dürüstlüğün en büyük örneği ve gerçeğe her şeyden öte tapan bir adam. - Karl Popper Avusturyalı bilim felsefecisi
Schopenhauer'e olan sonsuz hayranlığım - daha önce hiç tatmamış olduğum bir dizi manevi zevk. Eminin ki en büyük dahi: Schopenhauer. - Lev Tolstoy Rus yazar
Onu okumak bana ifade edilemez bir biçimde zevk verdi. Dedikleri tamamıyla doğru. - Søren Kierkegaard Danimarkalı filozof, ilahiyatçı ve yazar
Niye Schopenhauer okumadığın anlaşılabilecek bile değil. O kadar bol miktarda akıllıca ve dahice ifade edilmiş düşünce yaratmış ki, onu her zaman okumalısın. - Kurt Tucholsky Alman yazar
Benim diğerlerinden daha çok beğendiğim bir alman yazar var: Schopenhauer. Alman dilini sadece Schopenhauer'i orijinal dilinde okuyabilmek için iyice öğrendim. - Jorge Luis Borges Arjantinli yazar
Ben Schopenhauer'in, onun ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım. - Friedrich Nietzsche Alman Filozof
Bir ailenin içinde iki dahinin olduğunu hiç duymadım. - Johanna Schopenhauer Alman Yazar; Oğlunun bir gün dünyaca ünlü olacağını söyleyen Johann Wolfgang von Goethe'ye cevabı.
Onu, aydın bir kötümser olarak görürdüm. Ama şimdi biliyorum ki, o insanoğlunun mutlak hakikatına ulaştı ve öğretisinin ebedi etkisini onunla birlikte başladı. - Wolfgang Hildesheimer Alman yazar
Benim gözümde Schopenhauer ve Lichtenberg empatik Goethe'den daha değerli. - Paul Léautaud Fransız yazar
Nietzsche arka plana geriledikçe, Schopenhauer'e doğru çekildiğimi hissediyordum. - Hermann Hesse Alman Yazar (nobel sahibi)
Çoğu zaman ondan öğrendik, ama sıkça da bunları ondan öğrendiğimizi unuttuk. - Rüdiger Safranski Alman filozof ve yazar
Schopenhauer ile birlikte ben de özgür iradenin varlığına inanmıyorum - Albert Einstein Alman fizikçi (nobel sahibi)
Bunun ilk adımını psikoanaliz atmadı. Başı çekenler filozoflardı, hepsinden önce de büyük düşünür Schopenhauer, ki onun << bilinçsiz iradesi >> psikoanalizin << ruhsal güdüler >>'ine karşılık geliyor. O düşünür, insanları cinsel faliyetlerinin anlamını hafife aldıkları konusunda uyardı. - Sigmund Freud Avusturyalı nörolog ve psikanalist
Schopenhauer bir üslup dahisi. Sadece dili için bile kesinlikle okunmalı. Franz Kafka Avusturyalı yazar
Yardımseverliği kimse etik ve sosyal açıdan daha derin temellendirmedi. - Karl Marx Alman filozof

Arthur Schopenhauer ; Platon'dan, Kant'tan ve Doğu felsefelerinden etkilenmiştir.Nietzsche, Tolstoy, Thomas Mann, Sigmund Freud, Wittgenstein gibi önemli şahsiyetler de Schopenhauer'dan etkilenenlerden bazılarıdır.

nightmare_storm 12.06.2008 09:19:46
Sözleri:

    tap * Üç türlü aristokrasi vardır; birincisi yaş ve kıdem; ikincisi servet; üçüncüsü akıl ve bilgidir. En  şereflisi sonuncusudur. tap

    * Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiç bir şeyi olmayandır.

    * Birbirlerini en çok teshir edenler, birbirlerini en çok itmam edenlerdir.(Tamamlayanlardır.)

    * Tüm istekler ihtiyaçtan, dolayısıyla yoksunluktan, dolayısıyla ıstıraptan doğar.

    * Gelişimimiz için bir aynaya ihtiyacımız vardır.

 tap     * Her çocuk bir bakıma bir dahi ve her dahi bir bakıma bir çocuktur. tap

    * Tüm sınırlamalar kişiyi mutlu kılar. Görme, etki ve temas alanımız ne denli dar ise o denli mutlu oluruz; ne denli geniş ise o denli sıklıkta kendimizi azap içinde ya da ürkütülmüş duyumsarız. Çünkü bu alanla birlikte kaygılar, istekler, ürkünç şeyler de çoğalır ve büyür...

    * İnsanın hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.

    * Dünyanın özü kötüdür. Yapılması gereken en iyi şey yaşam istencini reddetmektir.

    * Yıkmak düzeltmekten, yalan söylemek ispatlamaktan daha kolaydır.

    * Herkes kendinde eksik olanı sever.

    * Beraberinde getirdikleri umutlar ve korkularla akın akın gelen arzulara teslim olduğumuz sürece... kalıcı mutluluğa ya da huzura hiçbir zaman kavuşamayız.

    * Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır.

    * Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar.Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?"

    * Doğa, insan türünü ikiye bölerken çizgiyi ortadan çekmemiştir.

    * Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı.

    * Merhamet ahlakın temelidir.

    * Yazgı kartları karıştırır, biz de oynarız.


    * Kütüphaneler insanlığın tek güvenilir ve kalıcı olan belleğidir.

    * Kendi çıkarımız hükmü tamamıyla yanlış kılar.

    * İnsan tabii ki istediğini yapabilir, ama istediğini isteyemez.

    * Değişim değişmeyen tek şeydir.

    * İyimserlik dinlerde olduğu gibi felsefede de gerçeklerin yerini almış temel bir yanılgıdır.

    * Kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur.

    * Kendi tecrübenin avantajı büsbütün kesinliğe sahip olmandır.

    * Hayatın ilk elli yılı metin, geri kalanı yorumdur.

    * Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir.

    * Yanlış bir görüşü geri almak onu savunmaktan daha çok kişilik gerektirir.

    * Sayfaların arasında gözyaşları, ağlama, dişlerin birbirine çarpması ve karşılıklı katletmenin korkunç gümbürtüsü olmayan felsefe, felsefe değildir.

    * Tarih hep aynıdır, yalnız hep farklı.

    * Dili bir kelime daha fakir kılmak, bir ulusun düşüncesini bir kavramdan yoksun kılmak demektir.

    * Sağlık her şey değildir, ama sağlık olmadan her şey bir hiç.

    * Evlenmek, haklarını ikiye bölmek ve görevlerini ikiye katlamak demektir.

    * Bilincimiz ruhun sadece yüzeyi, ki yerkürenin sadece yüzeyini bildiğimiz gibi onun da içini değil, sadece kabuğunu biliyoruz.

    * Her mesele kabul edilene kadar üç aşamadan geçer: İlkinde gülünç duruma düşürülür. İkincisinde ona karşı mücadele edilir. Üçüncüsünde tabii sayılır.

    * Her halk diğer halkları kötüler ve hepsi de haklı.

    * Her aptal çocuk bir böceği ezebilir. Ama dünyanın bütün profesörleri bir böcek yaratamaz.

    * Şöhret edinilmeli, fakat onurun sadece kaybolmamasına dikkat etmek yetecektir.

    * İnsanları tanıdığımdan beri hayvanları severim.

    * Başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem vermek, herkeste var olan bir manyaklık.

    * Çok insan kafaları olmadığı için kafayı bozmuyor.

    * İnsanların kader dedikleri çoğu zaman sadece kendi kendilerine yaptıkları aptal oyunlar.

    * Hakikat, onu arzu etmeyenin boğazına sarılan bir fahişe değildir. Hatta o kadar çekingen bir güzeldir ki, onun için herşeyini feda etmiş olan bile onun lütufundan emin olamaz.

    * Tek tanrılı toplumlarda ateizm ya da allahsızlık, ahlak yoksunlugu ile eş anlamlı olmuştur.

    * Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır. O da mutlu olmak için burada olduğumuzu sandığımızdır.

    * Kant'ın öğretisini ve Kant'tan beri Platon'u anlayayıp kavrasalardı, birinin terimlerini etrafta savuracaklarına ve diğerinin biçemini taklit edeceklerine bu iki büyük ustanın öğretileri üzerinde vefali ve ciddi bir bicimde düşünselerdi; bu iki bilgenin nasıl birbirini tuttuğunu ve iki öğretinin salt anlamı ve amaçladıkları nokta aynı olduğunu anlamaları gecikmezdi.

    * Gençliğin güzelliği olmasa bile çekicidir; ihtiyar güzellik çekici değildir.

    * Dinler halk için gerekli, ve onlar için paha biçilmez bir iyilik.

    * Bana yapılan haksızlık bana hiç bir şekilde ona haksızlık yapma hakkını vermez.

    * Çoğu hakikat sadece kimsenin sorunu ele alacak ve üstüne gidecek cesareti bulamamasından dolayı ortaya çıkmıyor.

    * Birisi hayatı boyunca büyük bir çocuk gibi kalmayıp ciddi, makul ve mantıklı bir adam olursa, dünyanın çok işe yarar ve adamakıllı bir vatandaşı olabilir ama dahi olamaz artık.

    * Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.

    * Büyük hayat düşünün öznesinin BIR olduğunu ve görüngülerin tüm çeşitliliğinin zamana ve mekana bağlı olduğunu kendimize hatırlatırsak, o devasa düsünceye olan korkumuz azalacaktır. Hepsi kocaman bir rüya ve onu her bir yaratık görür: Ama hayatındaki bütün karakterler de onunla birlike o rüyayı görür.

    * Bir insanın kendine ait olan, onu yalnızlığa giderken eşlik eden ve kimsenin ona verip ve kimsenin ondan alamayacağı ŞEY: Bu, sahip olduğu her şeyden veya onun başkasının gözünde ne olduğundan çok daha esaslıdır.


    * Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.


    * Hayvanlara karşı acımasız olan, iyi bir insan olamaz.

    * Akıllı olan, sohbet sırasında ne hakkında konuştuğundan ziyade kiminle konuştuğunu düşünerek hareket edecektir. Bunu yaptığı takdirde sonradan pişman olacağı hiçbir şey söylemeyeceğinden emindir.

    * Nasıl gemide giderken ilerlememiz kıyıdaki nesnelerin geri çekilmesiyle, dolayısıyla da küçülmesiyle kendini belli ediyorsa, ihtiyarlamamız da büyük yaşlardaki insanların bize genç görünmeleriyle kendini belli eder.

    * En tesadüfü bile uzak bir yoldan gelen gerekli olandır.

    * Şükür ki yüz tane ahmak bir araya gelse bir tane akıllı adam etmez.

    * Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker... Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.

    * Hayat berbat bir şeydir. Hayatımı onu düşünerek geçirmeye karar verdim.

    * Yetenek başkalarının vuramadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran bir nişancı.

     * Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.

    * Dünyaya bakış açımızın sağlam temelleri ve derinlik veya sığlığı çocukluk yıllarında oluşur. Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir, ama özde değişmeden kalır.

    * Eğer hayata küçük ayrıntılarıyla bakacak olursak ne kadar gülünç görünür. Mikroskopta görülen bir damla su gibidir, tek hücrelilerle kaynayan tek bir damla. Telaşla koşuşturup birbirleriyle mücadele etmelerine nasıl güleriz. İster bu su damlasında isterse insan hayatının küçük süresi içinde olsun bu korkunç etkinlikler komik bir etki yaratıyor.

    * Her şey dinin yanında: vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık... ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalık.

    * iİeriyi önceden görebilseydik, çocukların ölüme değil, hayata mahkum olan, ama henüz cezalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilinçsiz olan masum mahkumlar olduğunu görebilirdik. Yine de her insan ileri yaşlara... "bugün kötü ve her gün daha da kötüleşecek, ta ki en kötüsü olana kadar," denilebilecek bir hayat durumuna ulaşmak ister.

    * Sonsuz uzayda etrafında bir düzine daha küçük kürenin döndüğü yuvarlak, ortası sicak, üzerindeki küflü tabakanın canlı ve bilinçli varlıklar ürettiği soguk sert bir kabukla kaplı sayısız aydınlık küre - bu ... gerçek dünya.

    * Beyin olanca gücüyle ilerlerken, cinsel sistemlerin korkunç etkinliği daha uykuda olduğu için çocukluk, hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir, kayıp cennet.

    * En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.

    * Krallar taçlarını ve asalarını geride bıraktılar, kahramanlar da silahlarını. Ama aralarındaki, görkemlilikleri dışlarına taşan, bunu dışarıdaki şeylerden almayan büyük insanlar, büyüklüklerini yanlarında ...ürdüler. - Onaltı yaşındayken, Westminister Sarayı'nda

    * İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. Ve böylece umutlarla kandırılan insan ölümün kollarına koşar.

    * Üstün, nadir bulunan zekaya sahip insanlar yalnızca yararlı olan bir işe girmeye zorlandıklarında en güzel resimlerle süslenip sonra da mutfak kabı olarak kullanılan değerli bir vazoya benzer.

    * Insanın somut olarak yaşadığı hayatın yanı sıra her zaman soyut olarak ikinci bir hayat yaşaması dikkate değer ve önemlidir... sakince enine boyuna düşünme alanında, önceden onu tamamen ele geçiren ve yoğun bir şekilde etkileyen şeyler soğuk, renksiz ve uzak görünür: o yalnızca bir seyirci ve gözlemcidir.

    * Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.

    * Olabildiğince az şey dilemek ve çok şey öğrenmek istiyorum.

    * Hiçbir şey onu telaşlandırıp heyecanlandıramaz artık. Bizi dünyaya bağlayan ve bizi (kaygı, yakıcı arzu, öfke ve korku dolu olan bizi) sürekli acı içinde ileri geri sürükleyen binlerce istenç bağı: o hepsini kesip paramparça etti. Gülümseyerek geriye, şu anda oyunun sonuna gelmiş bir satranç oyuncusu gibi kayıtsızca önünde duran bu dünyanın düşsel görüntüler geçidine bakıyor.

    * Çiçek yanıt verdi: Seni aptal! Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açılıyorum, başkaları için değil, çünkü hoşuma gidiyor. Aldığım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret.

    * Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hali, kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor olduğumuz gerçeğine dayanır.

    * Felsefe yüksek bir dağ yoludur... ıssız bir yoldur ve yukarı çıktıkca daha da ıssızlaşır. Bu yolu her kim izlerse hiç korkmamalı, her şeyi geride bırakmalı ve kış karında güvenle ilerlemelidir... Kısa süre içinde altındaki dünyayı görür; kumsalları ve bataklıkları gözünün önünden kaybolur, düzgün olmayan noktaları düzelir, yırtıcı sesleri artık kulağına ulaşmaz. Ve yuvarlaklığını da görür. Kendisi her zaman saf ve serin dağ havasındadır ve güneşi görür, oysa aşağıdakı herkes gecenin karanlığıyla kuşatılmıştır.

    * Türdeşi yaratıklarla temelli olarak ilişki kurmaktan kaçınan çok mutlu bir adam o.

     * Seks, çerçöpüyle izinsiz içeri girmekte, devlet adamlarının müzakerelerine ve alimlerin araştırmalarına müdahale etmekte tereddüt etmez. Her gün en değerli ilişkileri mahveder. Daha önce onurlu ve dimdik olan insanların vicdanını çalar.

    * Mantıkla beslenmeyen şey mantıkla yönetilemez.

    * Sırrım konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Sessizlik ağacında huzur meyveleri yetişir.

    * Eğer dalaverecilerin oyuncağı ve soytarıların maskarası olmak istemiyorsak, ilk kural içine kapanık ve ulaşılmaz olmaktır.

    * Otuz yaşıma gelene kadar öyle olmayan yaratıklara eşitimmiş gibi davranmaktan bıkıp usandım. Bir kedi genç olduğu sürece kağıt toplarla oynar, çünkü onların canlı ve kendine benzer bir şey olarak görür. Insan denen iki ayaklı hayvanlar da benim için aynı şeyi ifade ediyor.

    * Soğuk bir kiş sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır.

    * Fakat iç ısısı yeterince fazla olanlar sıkıntı ve kızgınlık yaratmamak veya hissetmemek için toplumdan kaçacaktır.

    * Zekam bana değil, dünyaya aittir.

    * Bir dahi kendi çağında gezegenlerin yolunu aydınlatan bir kuyrukyıldız gibi parlar... Kültürünün normal seyriyle el ele gitmez: tam tersine çalışmalarını önündeki yolun çok ilerisine savurur.

    * Ölümden sonra doğduğundan önce neysen o olacaksın.

    * Iki ayaklı hayvanların sıradan sohbetleri kadar kısır ve sıkıcı bir sohbeti sürdürmektense hiç konuşmamak daha iyi.

    * Insanlarla kurulan neredeyse bütün bağlar bir kirlenme, bir pislenmedir. Ait olmadığımız acınası yaratıklarla dolu bir dünyaya indik. Daha iyi olan az sayıda insana saygı duymalı ve değer vermeliyiz; gerisine talimat vermek için dünyaya geldik, onlarla arkadaş olmak için değil.

    * Ne sevgiye ne de nefrete yol açmamak dünya bilgeliğinin yarısıdır: hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye ınanmamak da öteki yarısı.

    * Insanlarla uğraşmada üstünlüğe ulaşmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğunuzu göstermenizdir.

    * Önemsememek önemsenmeyi getirir.

    * Kibar ve dostça davranarak insanları esnek ve itaatkar yapabilirsiniz: bu yüzden sıcaklık balmumu için neyse kibarlık da insan doğası için odur.

    * Insanları keyifli bir ruh haline sokmanın başınıza gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya kişisel bir zayıflığınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.

        * Isteklerimizi sınırlamalıyız, arzularımızı dizginlemeli, öfkemizi bastırmalı, bireyin sahip olmaya değecek şeylerden yalnızca sınırlı bir paya erişebileceği gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız...

       * Dikensiz gül yoktur ama gülsüz pek çok diken vardır.

    * Ben kalabalıklar için yazmadım... çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen bireylere miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp ıssız bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.

      * Insan, büyük bir hayretle, binlerce yıllık varolmayıştan sonra birdenbire var olduğunu görür; bir süre yaşar; ve sonra yeniden yok olması gereken aynı oranda uzun zaman gelir.

    * Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. ikincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir, çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar.

      * Belirli bir kışkırtma yokken bile, olmayan tehlikeleri aradığım huzursuz bir endişe hali içindeyim; bu durum benim için en ufak dertleri sınırsız derecede büyütüyor ve insanlarla ilişkiyi çok zor hale getiriryor.

    * Benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir. Kitaplar olmasa uzun zaman önce umutsuzluğa gömülürdüm.

    * Avrupa'nın bilgili adamlarına ve filozoflarına: Sizin için Fichte gibi çenesi düşük birisi bütün zamanların en büyük düşünürü Kant'ın eşitidir ve Hegel gibi işe yaramaz, arsız bir şarlatan derin düşünür olarak değerlendirilir. Bu yüzden sizin için yazmıyorum.

    * Gençliğin bakış açısından bakıldığında hayat sonsuz derecede uzun bir yolculuktur: yaşlılıktan bakınca çok kısa bir geçmişe benzer. Gemiyle uzaklaştığınızda kıyıdaki nesneler daha küçük, tanınması ve ayırt edilmesi daha zor hale gelirler, aynı şekilde olaylar ve etkinliklerle dolu geçmiş yıllarınızı da tanıyamazsınız.

     * Benim gibi bir adam dünyaya geldiğinde geriye istenecek tek şey kalır - bütün hayatı boyunca olabildiğince kendisi gibi olması ve entelektüel güçler için yaşaması.

      * Gerçek tekeşlilik taraftarları nerede? Hepimiz anlık yaşıyoruz ve çoğumuz sürekli çokeşliyiz. Ve her erkek pek çok kadına ihtiyaç duyduğu için birden fazla kadını geçindirmesinin onun sorumluluğu olmasından daha adil bir şey olamaz...

    * Aşık olan herkes sonunda zevke ulaştıktan sonra olağandışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır; ve bu kadar büyük bir özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir.

      * Karşımızdakinin yalnızca kendi budalalığımız, kusurumuz ve kötülüğümüz olduğunu akıldan çıkarmayarak her insan budalalığına, kusuruna ve kötülüğüne hoşgörülü bir şekilde yaklaşmalıyız.

     * Hayatının son dönemindeki hiçbir insan, samimiyse ve bütün melekleri yerindeyse, her şeyi yeniden yaşamak istemez. Bunu yapmaktansa tamamen yok olmayı tercih eder.

    * Kısa süre sonra kurtların bedenimi yiyeceği düşüncesine dayanabiliyorum, ama felsefe profesörlerinin benim felsefemi kemirdikleri düşüncesi ürpermeme neden oluyor.

    * Insanoğlu benden hiç unutamayacağı birkaç şey öğrendi.

nightmare_storm 24.06.2008 01:19:18
Hayatın Anlamı (sy: 7-11)
"Hayat, hayat ismiyle anılır, ama gerçekte ölümdür o".
Herakleitos

"İnsan için hiç doğmamış olmak, güneşin kavurucu ışığını hiç görmemiş olmak en iyisi olurdu, ama eğer doğmuşsa olabildiğince çabuk Hades'in kapılarına koşturmalı ve orada yerin altında huzur bulmaldır".
Theognis.

Mutluluk her zaman gelecekte, değilse geçmiştedir ve içinde bulunulan an her zaman yetersizdir, ama gelecek belirsiz ve geçmiş geri döndürülemezdir. Saat başı, hergün, haftada, yılda bir meydana gelen küçük talihsizlikleri, bütün hesaplamaları boşa çıkaran aldatıcı umutları ve kazaları ile hayat bizi tiksindirmesi gereken bir şeyin öylesine açık bir şekilde damgasını taşır ki nasıl olup da bunun farkına varamadığını, hayatın şükranla tadının çıkarılması gerektiğine ve insanın mutlu olmak için var olduğuna ikna olabildiğini anlamak güçtür.

Hayatın asla maliyetlerini karşılamayan bir iş olduğuna kani olabilmeliyiz, dolayısıyla irademiz böyle bir hayattan yüz çevirebilir. İradenin bütün emellerinin(peşinde koşup durduğu her şeyin), beyhudeliğinin kendisi bireyde kökleşmiş olan akla bildirmesinin ve anlatmasının yolu öncelikle zamandır. Zaman şeylerin beyhudeliğinin sayesinde gelip geçicilik olarak göründüğü biçimdir, çünkü onun sayesinde bütün keyiflerimiz ve zevklerimiz boşa çıkar ve ardından hayretle sorarız, onlardan arta kalan şimdi nerede diye. Bu yüzden bu beyhudeliğin kendisi zamanın yegane nesnel unsurudur ve dolayısıyla onun dışavurumudur. Bu sebepten ötürü herşey, hatta kendi öz varlığımız bile zamanda kendisini göstermelidir.
Dolayısıyla hayatımız öncelikle bize başka bir şeyle değil, ancak bakır bozukluklarla yapılmış bir ödemeye benzer; ki bizim bu ödemeye karşı bir alındı makbuzu vermemiz gerekir; bakır bozukluklar günler, alındı makbuzu ölümdür. Çünkü sonunda zaman, içinde ortaya çıkan bütün var olanların kıymetiyle ilgili doğanın yargısını bildirir, çünkü o onları yok eder:

Çünkü boşluktan ortaya çıkan her şey
Layıktır yok edilmeye;
Hiç ver olmamış olsaydı
Daha iyi olurdu öyleyse.

Dolayısıyla her hayatın kaçınılmaz olarak koştuğu yaşlılık ve ölüm bizzat tabiatın kendisinin ellerinden çıkan yaşama iradesi hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararıdır. Karar bu iradenin, kendi kendisini hüsrana uğratması mukadder olan bir mücadele olduğunu bildirir. "İstediğin" der, "böyle sona erer: daha iyi bir şey iste".
Dolayısıyla herkese hayatıyla verilen ders genel olarak şu gerçeğe dayanır: Kişinin arzularının peşinde koşup durduğu şeyler sürekli olarak onu aldatır, yanlış yola yöneltir ve sürçüp sendeler, sonunda düşer; neticede bunlar neşe ve coşkudan ziyade sefalet ve ıstırap getirirler, ta ki dayandıkları bütün temel çökünceye kadar, çünkü o zaman bizzat hayatı ortadan kaybolur. Nitekim o zaman bütün mücadelesinin, bütün arzusunun bir sapma, bir yanlış yol olduğuna kesin kanaat getirir.

Hayat: Istırap ve Sefalet (sy: 13-27)

Nasıl ki küçük bir akarsu herhangi bir engelle karşılaşmadığı sürece bi birikinti yapmazsa, insan tabiatı, keza hayvan tabiatı da, öyle bir yapıya sahiptir ki irademizle uyum içinde cereyan eden hiçbir şey dikkatimizi çekmez ve algımızın konusunu teşkil etmez.
Hayatımızın belli günlerinde mutlu olduğu dikkatimizi ancak bunların yerini mutsuz günler aldığında çeker. Zevkler ve hazlar arttıkça bunlara karşı duyarlılığımız azalır; alıştığımız şeyleri artık bir zevk olarak hissetmeyiz.
Herhangi bir sefalet yahut mutsuzluk durumunda en etkin teselli bizden daha da talihsiz durumunda olan hemcinslerimize bakmaktır ve bunu herkes yapabilir. Fakat o zaman bütün insanlık için sonuç nedir?
Biz insanlar kasabın gözlerinin süzüp içlerinden önce birini ardından bir başkasını seçtiği kırda oynaşan kuzuları andırıyoruz çünkü iyi günlerimizde bizi tam da bu anda herhangi felaketin pusuda beklediğini, hangi hastalık, sefalet, işkence ve eziyetin, uzuv, akıl ve can kaybının vb. birdenbire bastırmak için hazırlandığını bilmeyiz. Tarih bize ulusların hayatını gösterir ve savaşlardan ve ayaklanmalardan başka anlatacak bir şey bulamaz; barış yılları şurada burada ancak kısa duraklar, anlaşmalar arasındaki fasılalar olarak görünür. Ve benzer şekilde tek tek insanların hayatı da hiç bitmeyen mücadeledir, sadece mecazi anlamda başkalarıyla da. İnsanlar da her yerde bir muhalefet, mukavelet unsuru bulurlar, sürekli çatışma halinde yaşarlar ve silah elde ölürler.
Herhangi bir insanın hayatının mutluluğu, onun neşesi ve zevkleriyle değil, fakat onun için müspet şeyler olan keder ve ıstırabın yokluğuyla ölçülür. Her ne kadar insanı peşine düşmeye davet eden mutluluk ve kaçıp kurtulmaya zorlayan mutsuzluk çok değişik biçim ve kılıklara bürünür ise de bütün bunların maddi temeli yine de bedensel zevk veya acıdır. Dolayısıyla gerçek bedensel zevk bakımından insanın hayvandan farklı veya üstün bir yanı yoktur, şu farkla ki insanın gelişkin sinir sistemi her hazza duyarlılığını artırır, ama aynı şeyi her türlü acı için de yaşar.
İnsan elan mevcut olmayanı ve geleceği düşünmek suretiyle her şeyi görülmedik biçimde büyütmektedir, böylelikle ortaya  ilk kez gerçekten tasa, kaygı, korku ve umut dediğimiz şeyler çıkmaktadır.
İnsan, zevkini yükseltmek için aslında tatmini hayvanlarınkinden ancak biraz güç olan ihityaçlarını bilerek artırır; bütün bu lüksün, lezzetli yiyeceklerin ve alkollü içeceklerin, zarif ve gösterişli elbiselerin ve daha bunlar gibi insanın hayati için zaruri olduğunu düşündüğü binlerce şeyin sebebi budur.
İnsanda can sıkıntısı dediğimiz şey oratya çıkar ki, bu hayvanın en azından doğal durumunda bilmediği ve ancak evcilleştirilmeleri halinde en zeki olanlarının en küçük, en sönük emareleriyle hissettiği bir şeydir.
Halbuki can sıkıntısı insanda en büyük belalardan, en doğrudan hissedilen cezalardan biridir. Hayattaki tek amaçları keselerini doldurmaktan ibaret olup kafalarının içini ölümüne boş bırakan bir sürü sefil yaratıkta görürüz bunu.
Ondan kurtulmak için her yöne saldırırlar, yerlerinde durmazlar, şuraya buraya, her yere seyehat ederler. Bir yere ulaşır ulaşmaz hemen oranın kendilerine sunacağı oyun ve eğlenceleri arayıp sormanın telaşına düşerler, nasıl ki yoksul bir adam akşam öğününü nerede bulacağının tasası içerisinde koşturup durursa. Zira ihtiyaç ve can sıkıntısı hiç kuşku yok insan hayatının iki temel kutbudur.
İnsan kendi gerçek doğal ömür uzunluğuna neredeyse hayvanlar kadar nadir ulaşır, çünkü gayrı tabii yaşama tarzı, mücadeleleri ve tutkuları, bütün bunlardan kaynaklanan insan soyunun yozlaşması, onun bu hedefe ulaşmasını nadiren sağlar. Hayvanlar safi var oluştan(sadece yaşıyor olmaktan) bizden daha fazla tatmin olurlar; bitkiler bütünüyle tatmin olur, insan ise bönlük(kafasını ne kadar kullandığına göre, ne kadar aptalsa o kadar mutlu olur) yahut bunluk derecesine göre. Dolayısıyla hayvanların hayatı insanın hayatına göre daha az acı ve ıstırap, ama aynı zamanda daha az zevk ihtiva eder. Bunun en başta gelen sebebi onların bir taraftan bütün gaileleriyle birlikte tasa ve kaygıdan azade, ama diğer taraftan gerçek umuttan da yoksun olmalarıdır. Sonuç olarak hayvanlar bizimle karşılaştırıldıklarında bir yönden, yani içinde bulundukları anın tasasız kaygısız tadının çıkarmaları bakımından gerçekten akıllı görünürler.
Bir tatmini, bir arzunun doyuma ulaşmasını umut edip beklemek suretiyle bir insanın peşinen yaşadığı haz ondan elde edilecek gerçek haz ve mutluluğu alıp ...ürür. Çünkü biz bir şeyi ne kadar isteyip dört gözle yolunu gözlersek gelip çattığında ondan elde edeceğimiz tatmin de o kadar azalır.
Her halükarda her şey bizim tahammül edebileceğimiz kadar yolunda gitse bile, ne kadar uzun yaşarsak o kadar açık biçimde farkına varırız ki genel olarak hayat bir hayal kırıklığı; bir başka söyleyişle, büyük bir şaşırtmacahatta bir dolap ve düzenin özelliklerini taşır.Gençliklerinde arkadaş olup da hayat yollarını ayırdığı için bir daha görüşemeyen iki insan yaşlılıklarında tekrar karşılaşınca, eski zamanların hatırlanmasıyla birlikte, hissettikleri ilk şey hayatın bütünüyle ilgili tam bir düş kırıklığıdır. Gençliklerinin umut vadeden şafağı altında o eski zamanlarda hayat önlerinde beklentilerle öylesine dolu görünmüştü ki! Onlara çok şey vaat etmiş, ama bunların çok azı gerçekleşmişti. Tekrar karşılaştıklarında bu duygu o kadar belirgin biçimde baskın ve hissedilir ki bunun sözcüklerle dile getirme lüzumu bile duymazlar, fakat her ikisi de bunu zımni olarak varsayarlar ve ne konuşacaklarsa bu temel üzerinde konuşurlar.

Her kim ki iki veya üç nesil yaşar, kendisini panayır boyunca ne kadar hokkabaz varsa hepsinin gösterisini seyreden izleyici gibi hisseder ve eğer(diğer seyirciler çıkarken) sihirbaz kulübesinde oturup kalırsa, bunların iki veya üç kez tekrar edildiklerini görür. Sihirbaz sadece bir defalığına görülmek için hazırlandığından yanıltma ve tuhaflığın kaybolmasıyla birlikte hiçbir etkileyici tarafları kalmaz.

Yaşama İradesinin Tasdiki ve İnkarı(sy:43-55)
Her kim ki biraz daha derin düşünme kabiliyetine sahiptir insan arzularının daha ferdi eğilimleri bakımından tesadüfen birbirilerinin yolunu kestikleri ve bir taraftan kötülüğe diğer taraftan art niyete yol açtıkları noktada günahkar olmaya başlamalarının mümkün olmadığını çok geçmeden fark edecektir. Tam tersine, eğer böyle ise, köken olarak ve gerçek öz yahut tabiatlarına göre zaten kötü ve günahkar olmaları gerektiğine ve dolayısıyla bizzat bütün yaşama iradesinin iğrenç bir şey olduğunu anlayacaktır.
Aslında dünyanın içinde yüzdüğü sefalet ve dehşetlerin, gaddarlık ve işkencelerin tamamı, yaşama iradesinin kendisini belli koşullar içerisinde nesneleştirdiği tüm karakterlerin zorunlu sonucudur. Bu koşullar zorunluluğun kırılmaz zinciri üzerinde cereyan eder ve karakterleri saiklerle donatır. Bu yüzden korkular ve sefalet, yaşama iradesinin olumlanmasına yorumdan ibarettir. Bizzat varoluşumuzun, hayatımızın bir suçu, günahı ima etmesi ölümle doğrulanır.
Eğer dünyayı kavrayışımızda kendinde şeyden, yaşama iradesinden yola çıkarsak onun en iç çekirdeğinin ve en büyük yoğunluk merkezinin üreme işi olduğunu görürüz. Bu, kendisini en başta gelen şey, ayrılış noktası olarak gösterir; bu dünya yumurtasının(ceninde kalbin ilk izi)punctum saliensidir ve temel mesele budur.Bizde, burada şeytanın oyununu gizlemek istediği fikri bile uyanabilir, çünkü cinsel ilişki onun tedavüldeki parası, dünya da onun krallığıdır. Zira müşahede edilmemiş midir illico post coitum cachinnus auditur Diaboli?( Cinsel ilişkiden hemen sonra şeytanın kahkahası işitilir).

Talihe meydan okuyan yaradılış sağlamlığı yahut metanetlilik de hayatın acı ve ıstıraplarına karşı güzel bir kalkandır ve bizim içinde bulunduğumuz ana tahammül etmemize yardımcı olur; fakat gerçek kurtuluşun yolunu tıkayabilir çünkü kalbi katılaştırır. Gerçekten de kalbi taştan kabuk tutmuş ve hiçbir şey hissetmez hale gelmiş ise nasıl ıslah olabilir acıyla, ıstırapla bir kalp?Ayrıca bu metanetin yani acıya gösterilen sabır ve cesaretin belli bir derecesi çok ender rastlanır bir şey değildir. Çoğu kez ve bir felaket ve musibet karşısında bir gülümseme anlamına gelebilir; bununla beraber hakiki ve yapmacıktan uzak olduğunda çoğu durumda bir duygu eksikliğinde, bir enerji, keskinlik, duyarlılık ve düş gücü yoksunluğundan kaynaklanır ki, bunların hepsi ıstırabın acısının derinden derine duyulabilmesi için gerekli olan şeylerdir.
Söylediğim gibi bir bütün olarak bakıldığında her bir insan hayatı bir tragedyanın niteliklerini sergiler ve biz kural olarak hayatın bir dizi düş kırıklığıyla dolu umuttan, boşa çıkmış emellerden, suya düşmüş tasarılardan, çok geç fark edilmiş yanlışlardan başka bir şey olmadığını ve şu kederli şiirin içinde barındırdığı hakikatin onun için de geçerli olduğunu anlarız:
O zaman yaşlılık ve tecrübe el ele,
...ürür onu ölüme ve anlatır ona,
Böylesine acılı ve uzun bir arayıştan sonra
Bütün hayatının yanılgılarla dolu olduğunu.

Mutlu bir hayat imkansızdır; insanın erişebileceği en iyi, en fazla şey bütün insanlığın hayrına olacak bir işte ve b ir yolda ezici talihsizliklere, bunaltıcı güçlüklere karşı mücadele eden ve her ne kadar eline sadece önemsiz bir ödül ya da hiçbir şey geçmese de sonunda bundan galip çıkan kimsenin yaşadığı gibi, kahramanca bir hayattır. Çünkü sonunda Gozzi'nin Re Corzo'sundaki prens gibi taşa dönüşür, fakat soylu bir tavrı ve yüce gönüllü, alicenap bir görünüş vardır. Hatırası bir kahramanın hatırası kadar uzun ömürlüdür ve tıpkı onunki gibi sevgiyle anılır; zahmet, meşakkat, akamet ve sıkıntının ve ömrü boyunca dünyadan gördüğü kadir bilmezliğin canlılığını kaybettirdiği iradesi Nirvana' da yok olmuştur. Ve dolayısıyla binlerce farklı biçimi içerisinde, düşünce gücü sayesinde elde edilecek olan kurtuluş imkanına  sahip olmaksızın, bu sıkıntıya ve eziyete uğramış iradenin amacıyla ilgili soru kendisini zorlar. Hayvanlar aleminde bu ıstırabın tek meşru dayanağı, fenomenler dünyasında onun dışında  mutlak anlamda hiçbir şey varolmadığı ve o aç bir irade olduğu için, yaşama iradesinin kendi etini yiyip tüketmesi gerektiğinde bulunacaktır.
Her biri bir diğerinin hayatı pahalısına yaşayan tezahürlerinin bu şekilde bir aşamadan bir başkasına geçmesinin sebebi budur.


Sayfa: [ 1 ]