|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 Aileen Wuornos Aileen Wuornos ((29 Şubat 1956 – 9 Ekim 2002 ; tam adı "Aileen Carol Wuornos") olan ve ABD'nin en ünlü kadın seri katillerinden biri olarak görülen eşcinsel, hayat kadını. 1989-1990 yılları arasında cinsel ilişkiye girdiği bazı kişileri öldürdüğü, ve cesetlerini ormanda sakladığı ortaya çıkmıştır. 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de, iki kişinin cesedi bulunamamış ve 5 kişiyi öldürmekten yargılanmıştır. Çoğu kişiye göre Amerika’nın ilk kadın seri katili çoğu kimseye göre de yalnızca şiddet gördüğü için vahşileşen bir kurbandır. Kişilik gelişiminde "Nurture" çıkmazının etkisi söz konusu olduğunda, bariz bir bicimde "nurture" yani yetiştirilme şartlarının olağan dışılığını ispatlayacak bir hayatı olmuştur Aileen Wuornos'un. Anne babası doğmadan önce boşanır. Babası daha sonra çocuk tacizinden suçlu bulunur ve hapishanede kendini asar. Aileen henüz altı aylıkken annesi bir not bırakıp çeker gider. Büyükannesi ve büyükbabası bakımını üstlenir. Ancak on üç yasındayken tecavüze uğrar, gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği için o evden de kovulur. Hayatta kalmak için hurda bir arabada barınır, para için fahişeliğe baslar, uyuşturucuya alışır, çoğu zaman da ortalıkta sarhoş olarak gezer. Yine de yirmi yaşındayken yetmiş yaşında bir adamla evlenmeyi başarır ama kocasını bastonla dövdüğü için evliliği sadece bir ay sürer. Nihayet 1986 yılında hayatinin aşkı Tyria Moore adında bir lezbiyenle karşılaşır. Dört sene beraber yasarlar. Ancak Wuornos'a en son darbeyi de sevgilisi vurur ve yakalandıktan sonra aleyhine tanıklık eder. Mahkeme kararıyla Aralık 1989 ve Kasım 1990 arasında toplam 5 kişiyi öldürmekten suçlu bulunur ve ölüme mahkum edilir. Rivayete göre, kararı duyunca "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler bok çuvalları" diye bağırmıştır. Önceleri öldürdüğü insanların kendisine saldırdığını öne süren Wuornos, idamdan hemen önce ise "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." diyerek suçunu itiraf etti. Wuornos, 9 Ekim 2002 çarşamba günü idam edilmiştir. 2003 tarihli Monster filmi dışında 1993 yılında New York film festivali'nde bir bolumu gösterilen Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer isimli bir belgesele de konu olmuştur. Gilles De Rais, yani Mavi Sakal’in kadın versiyonu sayılan bir Kara Dul olmadığı, yani belli bir motif ve amaç doğrultusunda kurbanlarını ortadan kaldırmadığı için çoğu profil uzmanına göre bir seri katil sayılmasa da kesinlikle gelmiş geçmiş en soğukkanlı katildir. Hakkındaki Filmler: 1-Monster : Charlize Theron and Christina Ricci 2-Aileen: The Life and Death of a Serial Killer 3-Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer Edward Theodore Gein (27 Ağustos 1906 – 26 Temmuz 1984), Amerikalı seri katil. Cinayetleri birçok hikayelere ve filmlere ilham kaynağı olmuştur: Sapık (1960 film) (Alfred Hitchcock), The Silence of the Lambs (Thomas Harris / Jonathan Demme) ve Teksas Testere Katliamı (1973) en bilinen örnekleri. Ed Gein dört kişilik bir ailede büyür: alkolik bir baba, dominant ve aşırı dindar bir anne ve abisi Henry. Annesinin kendisine olan etkisi çok büyüktür. Babası ve abisinden sonra, 1945’te annesi de vefat ettiğinde, Ed dünyada tek başına kalır. Bu yalnızlık, insanların zaten garipsediği Gein’i, iyice deliliğe iter. Merhum annesini tekrar diriltebilmek için, anatomi bilimini incelemeye başlar ve mezarlıklardan çaldığı cesetler üzerinde öğrendiklerini uygulamaya koyulur. Kendisini özellikle büyüleyen, kadın vücududur. Annesini diriltmeyi başaramadığını anlayınca, annesinin cesedinin derisini yüzmeye karar verir ve arada sırada bu deriyi (annesinin eski elbiseleriyle birlikte) elbise niyetine giyer. Hayatı boyunca cinsel ilişkide bulunmamış olan Gein, kadınlara karşı hissetiği karmaşık duyguları pek anlayamaz ve bir kadın olma isteği geliştirir. İlk başlarda kendi kendini hadim etmeyi düşünen Gein, göğüsleri ve vajinası olan bir kadın derisinin kendisini yeterince kadınsı gösterdiğine inanarak, bu düşüncesinden vazgeçer. Kadın vücutlarına duyduğu isteği gitgide daha da büyüyen Gein, bir süre sonra sadece mezarlardan ceset çıkarmakla kalmaz, 1954 yılından itibaren cinayet işlemeye de başlar ve kurbanlarını genellikle annesinin öldüğü yaştan seçer. Deri işlemesinde gün geçtikçe daha da hamaratlaşan Gein, bir süre sonra meme uçlarından kemer, kafatasından bardak ve diğer süs eşyaları yapmaya koyulur. İkinci cinayetinden sonra kasabanın sheriffi Ed Gein’in izini bulur ve tutuklar. Evde arama yapan polis, birçok kadavra, insan dudaklarından yapılmış kolyeler, tabaklanmış vajinalar ve diğer garip nesnelerle karşılaşır ve Gein’in ikiden çok daha fazla cinayet işlemiş olması gerektiğini anlar, ama bunun için yeterince delil bulamaz. Gein, nekrofili ve kanibalizm gibi suçlamaları şiddetle inkar eder: kendisine göre cinayetleri sadece evini süslemek için işlemiştir. Deli raporu sayesinde hapse konulmayan Gein, geri kalan hayatını ıslahevlerinde geçirir ve 1984 yılında 77 yaşında uzun zamandır çektiği kanser hastalığı sonucu yaşamını yitirdi. Karındeşen Jack 1888 yılının ikinci yarısında İngiltere'nin başkenti Londra'nın varoş semti Whitechapel'da faaliyet göstermiş seri katile (veya katillere) verilmiş isim. Katile Jack ismi, Merkezi Haberalma Örgütü'ne katil olduğunu iddia eden bir kişi tarafından gönderilmiş mektuba binaen verilmiştir. Bu mektup cinayetlerin işlendiği dönemde basılarak yayınlanmıştır. Tamamı hayat kadını olan kurbanlardan beşinin aynı kişi veya kişilerce öldürüldüğü kesinleşmiştir. Ancak Karındeşen Jack'e maledilmiş yaklaşık 20 cinayet vardır. Cinayet dosyası cinayetlerden iki sene sonra kapatılmıştır. Ancak günümüz İngiliz dedektifleri ve bilim adamları, modern teknolojinin de yardımıyla halen cinayetleri aydınlatmaya çalışmaktadırlar. Günümüze kadar ulaşmış tek fiziki kanıt, kurbanlardan birine ait olduğu iddia edilen şaldır. Karındeşen Jack'in yöntemleri vahşiceydi. Kurbanlarını önce boğazlayarak etkisiz hale getiriyor daha sonra da boğazlarını kulaklarına kadar kesiyordu. Ufak tefek değişikliklerle beraber kurbanların tamamına yakınının karnı ve cinsel organları deşilmiş, bazı organları çalınmış, bazen de burun ve/veya kulakları kesilmiş olarak bulunuyordu. Jack kurbanlarını, dizleri karna çekilmiş ve bacakları açık bir şekilde düzenleyerek terkediyordu. İç organların çıkarılması nedeniyle katilin cerrah olabileceği iddiaları ortaya atıldı ancak kanıtlanamadı. Karındeşen Jack'in kimliğine dair onlarca iddia ortaya atılmıştır ancak hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bu şüpheli listesi birçok önemli ve soylu kişiyi de içermektedir. Katil olduğunu iddia eden kişinin Merkezi Haberalma Örgütü'ne gönderdiği mektubu inceleyen uzmanlar mektubun yazarının alt tabakadan, eğitimsiz biri olduğu sonucuna varmışlardır. Richard Muñoz Ramirez (29 Şubat 1960 - El Paso,Teksas) Kaliforniya`da ölüm sırasının gelmesini bekleyen idam mahkûmu seri katil. 1985`te Kaliforniya`yı soygun, tecavüz ve cinayetle teröre boğarken medya tarafından "Gece Avcısı" (Night Stalker) lakabı takılmıştır.Ramirez`i cinayetlere, Vietnam'da savaştığı sanılan kuzeninin anlattığı hikâyelerin yönlendirdiği düşünülür. Kuzeni 12 yaşındaki Ramirez'e, Vietnamlı kadınlara yaptığı işkenceyi anlatır ve kurbanlarının ürkütücü fotoğraflarını gösterirdi. Kuzeni karısını öldürürken Ramirez'in de orada olduğu ve yüzüne kanların sıçradığı söylenir. Annesi ve babası, eğitmek maksadıyla dövmekten çekinmediğinden Richard geceleri sık sık evden kaçar ve mezarlıkta yatardı.Ramirez bilinen ilk suçunu 28 Haziran 1984 tarihinde işlemiş, soyduğu evde bulunan 79 yaşındaki bir kadına cinsel saldırıda bulunup öldürmüştür. 17 Mart 1985`te bilinen ikinci cinayetini işledi. Kurbanın oda arkadaşı kaçmayı başardı ve polise Ramirez`in eşkalini verdi. Aynı gün 30 yaşındaki bir kadını daha silahla vurarak öldürdü. Bir günde iki vahşi cinayet işlenmesi halkı paniğe ve korkuya sürükledi. 3 gün sonra 20 Mart`ta, bir kızı evinden kaçırdı ve tecavüz etti. 27 Mart`ta 64 yaşında bir kadın olan Vincent Zazarra ve 44 yaşındaki kocası Maxine`yi öldürdü. İddiaya göre kadının gözlerini oymaya çalışmıştı. Cesetler oğul Peter tarafından bulundu. Kısa sürede işlenen seri cinayetler üzerine polis araştırmalarını hızlandırdı. Nisan ayında Ramirez'den ses çıkmadı. Daha sonra 65 yaşındaki bir adam ve karısının yaşadığı Monterey Park`taki bir eve girdi. Adamı başından vurdu, kadını öldürmek üzereyken adam son gücüyle polisi arayarak Ramirez`i kaçırmayı başardı. Polis geldiğinde adam ölmüştü. Yaklaşık bir hafta sonra evlerine girdiği 80 yaşlarındaki iki kadını ölümcül biçimde yaraladı. Evden çıkmadan mürekkeple duvarlara ve kadınlardan birine rujla Satanik pentagramlar (ters pentagram işareti) çizdi. Haziran ve Temmuz aylarında üç kadın daha evlerinde öldürüldü, ikisinin boğazı kesilmişti. Ramirez 20 Temmuz`da iki cinayet daha işledi. Sun Valley`de (Kaliforniya) 32 yaşında bir adamı öldürdü, karısını yaraladı ve tecavüz etti. Annesi hırıltılar çıkararak ölmek üzereyken 8 yaşındaki oğullarına da tecavüz etti. Aynı gün içerisinde Glendale`de yaşayan 60 yaşlarındaki bir çifti daha öldürdü. 8 Ağustos`ta Northridge`li bir çifti ciddi biçimde yaraladı. Çifte saldıranın eşkali önceki tanımlara uyuyordu. Ramirez sonunda Los Angeles bölgesini terk ederek San Francisco`ya geçti ve burada 66 yaşında bir adamı öldürdü, karısını yaraladı. Hayatta kalmayı başaran kadın Ramirez`i polis taslaklarından teşhis etti. Medya, katilin herhangi bir bağlantıya ya da eylem metoduna tabi olmadığını düşündüğünden "The Walk-in Killer" lakabını "Night Stalker" olarak değiştirdi. 24 Ağustos`ta Ramirez 29 yaşındaki bir adamı başından vurdu ve nişanlısına tecavüz etti. Adam hayatta kaldı, polise Ramirez`i ve onun portakal rengi Toyota arabasını tarif etti. Daha sonra bir genç, haberlerde gördüğü tarife uyan bir arabanın plakasının yarısını not alarak polise haber verdi. Çalıntı araba 28 Ağustos`ta bulundu ve polis arabanın aynasından parmak izi elde etmeyi başardı. Parmak izleri 25 yaşında, Teksaslı, trafik ve uyuşturucu ticareti suçundan uzun bir sabıka kaydı bulunan Richard Muñoz Ramirez`i işaret ediyordu. İki gün sonra sabıka fotoğrafı televizyonlarda ve Kaliforniya`daki bütün gazetelerde yayımlandı. Ertesi gün Doğu Los Angeles bölgesinde Ramirez araba çalmaya çalışırken tanındı. Kalabalık linç etmek için saldırdı, polis kalabalığı dağıtarak Ramirez`i öldürülmekten kurtardı.22 Temmuz 1988 tarihinde dava başladı. Ramirez, 22 Eylül 1989`de 13 cinayet, 5 cinayet girişimi, 11 cinsel suç ve 14 ev soygunundan suçlu bulundu. 7 Kasım 1989 tarihinde Kaliforniya`da gaz odasında ölüme mahkûm edildi. Richard Ramirez davası ABD tarihinin en uzun ve zor adi suç davalarından biridir. Dinlenen yüzden fazla şahidin bazısı geçen dört yıllık süre nedeniyle Ramirez`i hatırlayamamış, bazıları ise emin olmayı sürdürmüştür. 3 Ağustos 1988`te Los Angeles Times Ramirez`in savcıyı silahla vurmayı planladığını yazdı. Bunun üzerine mahkeme salonunun kapısına metal bir dedektör kondu. 14 Ağustos`ta, Phyllis Singletary adlı jüri üyesi mahkeme salonuna gelmedi ve ertesi gün evinde ölü bulundu. Ramirez`in dışardan birilerini yönlendirmiş olması ve bunu diğer jüri üyelerine de yapma ihtimali jürinin telaşa kapılmasına neden oldu. Fakat Singletary`i öldürenin, daha sonra intihar eden erkek arkadaşı olduğu anlaşıldı. Dava süresince Ramirez birçok kadın ve erkek hayranıyla mektuplaştı. Bir magazin dergisi editörü olan Doreen Lioy ile 3 Ekim 1996`da Kaliforniya`da San Quentin Devlet Hapishanesi`nde evlendi(kim bu manyakla evlenmek ister ki ).Theodore Robert "Ted" Bundy (24 Kasım 1946 - 24 Ocak 1989) ABD'li bir seri katil ve tecavüzcüdür. 1974 - 1978 yılları arasında, ABD'nin çeşitli yerlerinde çok sayıda genç kadını öldürmüştür. Kurbanlarının kesin sayısı bilinmeyen Bundy, 10 yılı aşkın inkâr süreci sonunda, 30'dan fazla cinayet işlediğini itiraf etmiştir. Bundy, sıklıkla, Amerikan seri katillerinin öncül örneği olarak kabul edilir. Gerçekten de seri katil terimi ilk defa onu tanımlamak için ortaya atılmıştır. Bundy'nin bir sosyopat olduğu düşünülmektedir. İşlediği vahşi cinayetlere rağmen eğitimli, yakışıklı ve kibar bir genç adam olarak tanımlanır. Kurbanlarını genelde sopayla döverek, bazen de boğarak öldürmüştür. Kurbanlarının çoğuna tecavüz ettiğine ve ayrıca, öldürdükten sonra da tecavüz edip, bedenlerini kestiğine inanılmaktadır.24 Kasım 1946'da Burlington, Vermont'ta dünyaya geldi. Annesi Eleanor Louise Cowell, genç bir tezgâhtardı. Babasının kimliği resmî olarak bilinmiyor. Bundy hayatının ilk dokuz yılını annesi ve dedesiyle Philadelphia'da geçirdi. Bazı aile fertlerine göre ruh sağlığı bozuktu ve şiddete eğilimliydi. Eleanor'un ailesi, gayri meşru bir çocuğun getireceği sosyal baskıdan kurtulmak için komşularına Ted'i evlat edindiklerini ve Eleanor'un kardeşi olduğunu söylüyorlardı. Bazı kaynaklara göre Bundy de çocukluk ve hatta ergenlik yıllarında böyle sanıyordu. Bundy ve annesi Eleanor, Washington'a bir kuzenlerinin yanına taşındı. Eleanor kısa süre sonra bir kilisenin sosyal organizasyonunda tanıştığı hastane aşçısı Johnny Culpepper Bundy ile evlendi. Ted Bundy, Wilson High School`dayken iyi bir öğrenciydi ve yerel bir Metodist kilisede aktif olarak çalışıyordu. Daha sonra The Only Living Witness kitabının yazarları Stephen Michaud ve Hugh Aynesworth'a söylediğine göre insanlarla nasıl iyi geçinilebileceği konusunda hiçbir fikri yoktu: "İnsanların neden birbirleriyle arkadaş olmak istediğini bilmiyorum, bir insanı diğeri için çekici kılan şey nedir bilmiyorum, sosyal etkileşimi ne sağlar bilmiyorum." Bundy lise yıllarında utangaç ve içine kapanık bir çocuk olarak kaldı. Bundy liseyi bitirmeden önce hırsızlık, hilecilik, röntgencilik gibi ufak suçlar işlemeye başladı. Bu dönemi daha sonra "seks ve şiddet görüntülerine" hayran olduğu bir dönem olarak tanımlamış ve bunu kendi "özü" olarak saklamıştır. Zamanla arkadaşları ve akrabaları Bundy'yi yakışıklı genç bir adam olarak tanımaya başlar. Washington'da Cumhuriyetçi Parti için çalışır. Seattle intihar kriz merkezinde gönüllü olarak çalışmaya başlar, yanındaki iş arkadaşı da henüz acemi bir suç muhabiri olan Ann Rule'dur. Ann, ironik olarak, henüz cinayetler aydınlanmamışken aslında arkadaşı olan katil hakkında haberler vermekteydi. Ann Rule, Ted Bundy hakkında yazdığı The Stranger Beside Me isimli kitabında Ted'in Stephanie Brooks'la (gerçek isim değildir) ciddi bir ilişkisi olduğunu, daha sonra kadının ilişkiyi Bundy'deki tutku eksikliğinden ve olgunlaşmadığından dolayı bitirdiğini söyler. Çift iki yıl ayrı kaldıktan sonra Bundy kadının hayatına bir kez daha girerek evlenme teklif etti. Stephanie kabul etti, fakat evlenme teklifinden iki gün sonra Bundy kadını terk etti. Bu son ayrılıktan kısa süre sonra üç yıl sürecek olan cinayet sürecine girdi. Rule, Stephanie 'nin Bundy`nin öldüreceği kadınlar için bir model olduğunu söyler: Siyah saçları ortadan ayrılmış, genç, beyaz kadınlar...Ann Rule ve eski dedektif Robert D. Keppel'e göre Bundy ilk cinayetini ergenlik yıllarında işlemişti. Tacomalı 8 yaşında bir kızın yok olması olayı. Bundy o yıllarda henüz 15 yaşındaydı. Kayıtlara geçen ilk cinayetini ise 1974 yılında 27 yaşındayken işledi. 4 Ocak 1974'te gece yarısından kısa süre sonra Washington Üniversitesi öğrencisi 18 yaşındaki Joni Lenz'in bodrum katındaki yatak odasına kilitlenmemiş pencereden girdi. Uyuyan kızı levyeyle ağır biçimde dövdü. Daha sonra çelik değnekle cinsel saldırıda bulundu. Ertesi gün yatağında kanlar içinde yatarken bulunan Lenz ölmedi, fakat kalıcı beyin hasarı oluştu. Sonraki kurbanı Washington Üniversitesi son sınıf öğrencisi Lynda Ann Healy oldu. 31 Ocak 1974 tarihinde Bundy, Healy'nin odasına girdi. Kızı tekmeleyerek bayılttıktan sonra kot ve bluz giydirdi, bir çarşafa sardıktan sonra taşıdı. Healy'nin kalıntıları bir yıl sonra doğu Seattle dağlarında bulundu. Kabul edilen ilk cinayeti budur. 1974`ün Ocak ve Haziran ayları arasında Washington bölgesinde en az sekiz genç kadını daha takip edip öldürdü. Çekici olmasının yanısıra ufak değişikliklerle görünüşünü ciddi biçimde değiştirebiliyordu, bu özelliğinden dolayı zaman zaman bukalemun olarak anılmıştır. 1974 sonbaharında Hukuk Fakültesine başvurmak için Salt Lake City'ye gitti, cinayetlerine orada devam etti. Ekim ayında 17 yaşındaki Melissa Smith'e tecavüz etti ve boğdu. Ceset dokuz gün sonra bulundu. Bir başka kurban gene 17 yaşındaki Laura Aime oldu. Aime, 31 Ekim akşamı Halloween kutlamaları sırasında kayboldu, yaklaşık bir ay sonra ırmak kenarında bulundu.Utah'ta 8 Kasım 1974 tarihinde Murray'daki bir alışveriş merkezinden çıkan Carol DaRonch'a polis kılığında yaklaşan Bundy, arabasının zorlandığını ve bir şeyin kayıp olup olmadığına bakması gerektiğini söyledi. Carol arabasını kontrol etti ve bir sorun olmadığını söyledi fakat sözde polis Bundy, karakola gelip rapor çıkarmasında yardımcı olması gerektiğini söyledi. Carol, Bundy'nin Volkswagen Beetle arabasına bindi, fakat hemen sonra bir kuşkuya kapılarak kendini arabadan attı, polise giderek Bundy'nin ve arabanın eşgalini verdi. 16 Ağustos 1975'te VW Beetle marka araba bulundu ve Bundy yakalandı. Carol, Bundy'yi teşhis etmekte zorlanmadı ve 1 Mart 1976'da, DaRonch`u kaçırmaktan suçlu bulunan Bundy 15 yıl hapis cezası aldı. Dedektifler, seri cinayetler hakkında Bundy'den kuşkulanıyorlardı, fakat henüz ortada bir delil yoktu. 7 Haziran 1977'de cinayet davası için Pitkin County, Colorado'ya nakledildi. Dava arasında kütüphaneyi görmesine izin verildiği zaman ikinci katın penceresinden atlayarak kaçtı. Bu düşüş Bundy'nin iki ayak bileğine de zarar verdi, bu yüzden fazla uzaklaşamadı ve bir hafta sonra yakalandı. Hapiste duruşmayı beklerken tekrar kaçtı. Bulduğu bir demir testere ile hücresinde büyük bir delik açarak 30 Ekim 1977'de kaçmayı başardı, bir araba çalarak yola koyuldu.Kaçtığı gece, hapishane ziyaretleri sırasında arkadaşlarından aldığı 500 dolarla Chicago'ya tek gidişlik bilet aldı. Daha sonra bulduğu bir trenle Michigan'a gitti ve burada bir araba çaldı. Arabayı Atlanta'da terk ederek Tallahassee, Florida'ya giden bir otobüse bindi. Ocak 1978'de uyuyan iki kadını sopayla döverek öldürdü, iki kızı da ciddi biçimde yaraladı. 9 Şubat 1978'de Lake City Florida'ya gitti. 12 yaşındaki Kimberly Leach'i kaçırarak öldürdü. Kimberly onun son kurbanı oldu. 15 Şubat'ta Pensacola, Florida'ya giderken polis tarafından arabası durduruldu. Kullandığı VW'nun çalıntı olduğu anlaşıldı ve Bundy tutuklandı. Kısa sürede kim olduğu anlaşılarak Miami'ye gönderildi.İkinci defa başlayan dava süreci 25 Haziran 1979'dan 29 Temmuz'a kadar sürdü. Savunma avukatları verilmesine rağmen Bundy savunmasını kendisi yaptı. Suçlu bulunduktan sonra hakim Edward Cowart tarafından ölüme mahkûm edildi. Duruşmalar sürerken Carole Ann Boone ile mahkeme salonunda evlendi. Duruşma ve hapis boyunca yüzlerce kadın hayranından mektup aldı. Yargıç Edward Cowart idam kararını açıklarken şunları söyledi: "İdamınıza karar verilmiştir, ölene kadar vücudunuza mevcut sistemle elektrik verilecektir. Genç adam, kendinize iyi bakın. Bunu samimi olarak söylüyorum, kendinize iyi bakın. Şu anda yaşadığımız gibi, bu mahkeme salonunda insanlığın tamamiyle heba edildiğine tanık olmak bu salondakiler için trajedidir. Zeki, genç bir adamsınız. İyi bir avukat olabilirdiniz, arkamda çalıştığınızı görmek beni mutlu ederdi, fakat ortak, yanlış yoldan gittiniz. Kendinize iyi bakın. Size karşı düşmanlık beslemiyorum, bunu bilmenizi isterim. Kendinize iyi bakın." Ekim 1982'de karısı Boone bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Fakat Boone daha sonra boşandı, kızının ve kendisinin soyadını değiştirdi. Yıllar içinde Bundy, Florida Devlet Hapishanesi'nde ölüm sırasını bekledi. Sık sık FBI ajanlarının ziyaretine uğradı. Özel ajan Hagmaier'e birçok itirafta bulundu, daha sonra onu en iyi arkadaşım olarak tanımlayacaktı. Birçok cinayeti anlattı, onlarca faili meçhul cinayet aydınlığa kavuştu. 1984 yılında dedektif Robert Keppel, Bundy'ye Green River katili araştırmasında yardımcı olması teklifinde bulundu. Keppel ve diğer dedektif Dave Reichert Bundy ile çeşitli görüşmeler yaptı. Keppel ve Dave bu görüşmelerin işe yaradığını, çözülemeyen cinaylerin detaylarını Bundy'den öğrendiklerini söylediler. İdam edilmeden bir gün önce, Dr. James Dobson'la (Hristiyan bir kurum olan Focus on the Family'nin başkanı), Bundy ile televizyon röportajı yaptı. Bundy, şiddet içerikli pornografi tüketiminin kendisindeki şiddetin şekil ve tarzını belirlemeye yardımcı olduğunu, böylece 'tanımlanamayacak kadar korkunç bir davranışa' yönlendirdiğini iddia etti. Aynı zamanda medyadaki şiddetin, 'özellikle sekse bulandırılmış şiddetin', gençleri 'yeni Ted Bundy`ler yaratmaya ittiğini' söyledi. Hagmair'e göre Bundy son günlerinde intiharı düşündü fakat bundan vazgeçti. İdam günü sabahı biftek, tavada yumurta ve patates yedi, kahve içti. Gardiyanlardan alınan bilgiye göre, hazırlık için hücresinden zorla çıkarıldı. 24 Ocak 1989 günü, saat 7:06'da Bundy elektrikli sandalyede Kimberly Leach cinayetinden idam edildi. Son sözleri, "aileme ve arkadaşlarıma sevgilerimi iletmenizi istiyorum." oldu. 2.000 volt elektrik vücudunda iki dakikadan kısa bir süre gezdi. 7:16'da öldüğü açıklandı.. Hakkındaki Filmler: Ted Bundy, popüler kültürde de yer buldu ve hakkında birçok film çekildi. The Deliberate Stranger isimli 1986 yapımı seride Mark Harmon Bundy'yi canlandırdı. Matthew Bright'ın yönettiği Ted Bundy 2002'de piyasaya sürüldü. Bundy'yi Michael Reilly Burke canlandırdı. The Stranger Beside Me 2003'te piyasaya sürüldü, Billy Campbell Bundy'yi, Barbara Hershey Ann Rule'u canlandırdı. Keppel'in kitabı The Riverman 2004'te sinemaya uyarlandı, Cary Elwes Bundy'yi canlandırdı. William Bonin,"The Freeway Killer" (* 8 Ocak 1947 - 23 Şubat 1996),bir kamyon sürücüsü ve seri katil. Sırf zevk için erkek kurbanlarına tecavüz etmiş ve öldürmüştür. Son beş ayında, tutuklandıktan kısa süre sonra kendini asmış olan, kolay etkilenebilen Vernon Butts'dan yardım görmüştür. William Bonin, 5 Ocak 1982'de 10 genç erkeği tecavüz ve öldürmek suçundan ölüme mahkum edilmiştir. Hiç bir pişmanlık belirtisi göstermeyen Bonin'in en azından 21 kişiyi öldürdüğü tahmin edilir. Bonin'in cezası 23 Şubat 1996'da Kaliforniya'da zehirli iğne infaz edilir. Zodiek 1960'larda ortaya çıkmış bir seri katildir. Filmleri çekilmiştir, Zodiek 1974 kadar polise mektuplar yazmış ve her mektubunda da bir şifre bırakmıştır. Polisler bu mektupları gazeteye uyarlamıştı; yani bulmacaları halkla beraber çözmeye çalışmaktaydılar. Ancak 2003'te Zodiek davası kapanmış ve katil hiç bir şekilde bulunamamıştır. Ayrıca 2007nin Mayısında da filmi vizyona girmiştir. |
||
|
||
| Albert Desalvo: Bir başka ABD'li seri katil olan ve Boston Kasabı olarak isimlendirilen Desalvo, 13 kadını vahşice katletti. Maharetli avukatları nedeniyle cinayetlerden ceza almayan fakat tecavüz suçundan ömür boyu hapse mahkum edilen Desalvo, 1973'te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Albert Fish: İlk cinayetini 1910'da işleyen Washington doğumlu seri katil, ünlü ''Kuzuların Sessizliği'' filmine konu oldu. Öldürdüğü insanların etlerini yiyen yamyam ruhlu seri katil Fish'in, elektrikli sandalyede idam cezasını duyunca ''Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük zevk olacak'' diye konuşması dikkat çekmişti. Carl Panzram: Türkiye'de ''Bir Katilin Günlüğü'' ismiyle gösterilen filmde hayatı anlatılan Panzram, 21 cinayet ve sayısız ağır suç işledi. Dünya turuna çıktıktan sonra döndüğü ABD'de hırsızlık suçundan tutuklanan ve cezaevinde de bir kişiyi öldüren Panzram, 5 Eylül 1930'de idam edildi. Dr. Henry Howard Holmes: ''Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi'' diyerek işlediği cinayetlere gerekçe bulmaya çalışan Holmes'in ABD suç tarihinde önemli bir yeri var. 27 cinayet işlediğini itiraf eden Holmes, 7 Mayıs 1896'da idam edildi. Earl Leonard Nelson: ''Goril Katil'' olarak adlandırılan ve 18 aylık bir yolculuk boyunca 18 kadını acımasızca öldürülen Nelson, 1920'li yılların Amerika'sında işlediği cinayetlerle kamuoyunun nefretini üzerine çekti. Neslon, yakalandıktan bir süre sonra cezaevinden kaçmayı başarsa da 12 saat sonra yakalandı ve idam cezası infaz edildi. Jeffrey Lionel Dahmer: 1960 doğumlu olan Dahmer ilk cinayetini 18 yaşında bir zenciyi öldürerek işledi. 1978-1991 yılları arasında çoğu zenci 17 kişiyi öldürdüğü bilinen Dahmer'in, öldürdüğü insanlara çeşitli eziyetler verdiği hatta bazılarının etini yediği belirlendi. ABD'li seri katil, 28 Kasım 1994'te hapishanede kafasına demirle vurularak öldürüldü. John Wayne Gacy: ABD kamuoyunun en nefret ettiği ve ''Palyaço Katil'' olarak da adlandırılan seri katil, evine davet ettiği 27 kişiyi öldürdü. Çoğunluğu çocuk olan öldürdüğü kişileri evin altına ve civarına gömen Gacy, 32 çocuğa tecavüz edip öldürdüğünü itiraf etti. Gacy, 1980'de zehirli iğne ile idam edildi. Dennis Nilsen: 15 genç erkeğin öldürülmesinden sorumlu tutulan İngiliz seri katil Nilsen'in, cinsel sapkınlıkları olduğu tespit edildi. 1978'de cinayetlerine başlayan Nilsen, apartman dairesinde sakladığı cesetlerin koku yayması sonucu yakalandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Harold Shipman: İngiliz Doktor Harold Shipman'in 27 yıllık meslek hayatında 250 kişiyi öldürdüğü raporla belgelendi. Hastalarını yüksek dozda morfinle öldürdüğü belirlenen Shipman, 1998 yılında işlediği bir cinayet sonrasında tutuklandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Cani doktor, hücresinde intihar etti. Pedro Lopez Monsalve: Kolombiyalı seri katilin 1970 yıllarda Kolombiya, Peru ve Ekvator'da 300 kişi öldürdüğü belgelendi. En fazla insanı öldüren seri katil olan Monsalve'nin 60 kız ve erkek çocuğunu tecavüz ettikten sonra öldürdüğü tahmin ediliyor. -TÜRKİYE'DEKİ SERİ KATİLLER- Türkiye'de ender görülse de seri cinayetler işleyen katiller zaman zaman ortaya çıkıyor. Türkiye'deki seri katillerden bazıları şunlar: Adnan Çolak: ''Artvin Canavarı'' olarak isimlendirilen Çolak, 1992-1995 yılları arasında 11 yaşlıyı öldürdü. Öldürdüğü kadınlardan 6'sına tecavüz ettiği de anlaşılan Çolak, Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 ayrı idam ve 40 yıl hapis cezası aldı. Hamdi Kayapınar: Kurbanlarını av kendini avcı olarak gören Kayapınar, 6 kişiyi öldürdü ve 4 kişiyi de öldürmeye teşebbüs etti. 1998- 2001 yılları arasında 6 kişiyi katleden Kayapınar, Kayseri'deki yargılamasında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bunların dışında, kamuoyunda ''Çivici Katil'' olarak bilinen Süleyman Aktaş, ''Mobilyacı Katili'' olarak tanınan Seyit Ahmet Demirci ve ''Kolici Katil'' olarak hatırlanan Orhan Aksoy da seri katiller arasında yer alıyor. Albert Fish'in hikayesi: Register or Login siteye yazılacak gibi değil ![]() 6 çocuk babasıydı ama karısı başka bir adamla kaçtı. Bir çok kez psikolojik tedavi gördü. Albert Fish kendi çocuklarından çivili sopalarla kendisini dövmelerini ister ve bunu yaptırırken inanılmaz zevk alırdı. Mesih olduğunu ve Tanrı'nın ona erkek çocukları hadım etmesini istediğini söyler, bunu yapar ve zevk alırdı... Albert, kız ve erkek çocukları taciz eder, öldürür ve bunlardan inanılmaz zevk alırdı. Sadece bunları yapmazdı elbette öldürdükleriniyer, tecavüz eder ve daha birçok şey yapar ve bu şekilde tatmin olurdu. Kurbanlarından birinin ailesine göderdiği " çocuğunuzu yemek çok zevkliydi, tadı şimdiye kadarki en inanılmaz tattı" şeklindeki, kızlarını nasıl küçük küçük kesip yediğini en ince detayına kadar anlatan mektuptan sonra yakalandı. 1936'da elektrikli sandalyede ölüm cezasına çarptırıldığnda; "Bu çok heyecanlı, çok büyük zevk olacak....şimdiye kadarki tek denemediğimdi" diyen bu inanılmaz adam cellatlarına elektrotları bağlamalarında yardım etti ve yüzünde bir gülümsemeyle öldü.. Son sözü; "gerçek acının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim"dir. Register or Login SERI KATILLERDEN ALINTILAR "Fahişeleri öldürmek bende saplantı olmuştu. Kendimi durduramıyordum. Uyuşturucu gibiydi." Peter Sutcliffe "Ben sadece sokakları temizliyordum." ![]() Peter Sutcliffe "İnsanlar kurtçuklara benzer. Küçük, kör ve değersiz." David Smith "Bana göre bir ceset, canlı bir bedenin taşıyamayacağı bir güzellik ve saygınlık taşır." ![]() John Christie "Ölümlere sebep olan rüyalar üretiyordum, benim suçum buydu." Dennis Nilsen "İnsanların dikkatini çekecek ve dünyayı ayağa kaldıracak bir suç işlemek istiyordum." Susan Atkins "Ben kimseyi öldürmedim, kimseyi öldürtmedim, bıçaklarıyla üzerinize gelen çocuklar, onlar sizin çocuklarınız, onlara ben öğretmedim. Siz öğrettiniz." Charles Manson "Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı görürsünüz. Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz."(süper, felsefesini yapmış amcam) Charles Manson "Bana kadın düşmanı olarak hitap etmeniz beni derinden yaralıyor. Değilim, ben bir canavarım. Ben Sam’ın oğluyum. Ben küçük yaramaz bir çocuğum."(Hadi be manyağa bak ya) David Berkowitz "Onları incitmek istemedim. Onları sadece öldürmek istedim." ![]() David Berkowitz "Ben hasta bir insanım bunu biliyorum. Normal biri benim yaptıklarımı nasıl yapabilir? Sanki içimde başka biri var gibiydi." Albert de Salvo "Fahişeleri öldürmek istemedim, fahişeleri severim." Albert de Salvo "Belki bir parça tuhafım." ![]() George Joseph Smith "Bir palyaço bile katil olabilir." John Wayne Gacy "Disneyland’da görüşürüz." John Wayne Gacy "Her insanın kendi zevkleri vardır. Benimkide cesetler." Henry Blot "20 kişiyi öldürdüm. Kanı severim." Richard Ramirez "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer Son sözleri (cellâdına) "Acele et. Sen etrafta ahmakça dolaşırken, ben bir düzine adamı asardım." Carl Panzram "Yaşayan bedenindeki soluğu hissediyorsun. Onların gözlerine bakıyorsun. Bu pozisyondaki insan tanrıdır." Ted Bundy "Yaşama ve ölüme hükmetmek istiyorum." Ted Bundy "Bir insanın ölüm ve yaşamına karar verebilme gücünden daha büyük ne olabilir ki?"" Ted Bundy "Ben şimdiye kadar karşılaştığınız en soğukkanlı katilim." Ted Bundy "Bazen kendimi vampir gibi hissediyorum." Ted Bundy "Biz seri katiller sizin oğlunuzuz ve sizin kocanızız biz her yerdeyiz. Ve gelecekte daha çok çocuğunuz ölmüş olacak." Ted Bundy "Sokakta yürüyen güzel bir kız gördüğünde ne düşünürsün? Bir tarafım onunla flört etmeyi, onunla iyi vakit geçirmeyi, diğer tarafım ise kazığa geçirilmiş kafasının nasıl duracağını düşünür." ![]() Edmund Kemper |
||
|
||
| Seri katil kime denir? Register or Login Dünyanın en iyi seri katillerinin kadınlar olduğunu ve zekası normal üstü olmayan bir insanın seri katil olamayacağını biliyor muydunuz? Evet zaten yakalanmadan seri olarak cinayet işlemek gerçekten de zeka ve kin gerektirir. Hala yakalanmayan bir çok seri katil varmış. Daha doğrusu yakalanamayan. ![]() Seri katiller dünyasına şöyle bir gözattıktan sonra sanırım uyumak iyi olacak. Devamı gelecek... ![]() |
||
|
||
H6 filmini tavsiye ederim
|
||
|
||
H6 filmini tavsiye ederim Gerek duymam , bu tarz şeylerle tatmin olmam. ![]()
|
||
|
||
Süper konu, açana teşekkürler
|
||
|
||
bir dakika Seri katiller adlı bir konu başlığı altında nasıl olurda Albert Fish olmaz.Bence buraya yazmayım isteyen kendi öğrense daha iyi olur sanırım
|
||
|
||
bir dakika Seri katiller adlı bir konu başlığı altında nasıl olurda Albert Fish olmaz.Bence buraya yazmayım isteyen kendi öğrense daha iyi olur sanırım Albert Fish'in hikayesi siteye yazılacak gibi değil ![]() : Register or Login 6 çocuk babasıydı ama karısı başka bir adamla kaçtı. Bir çok kez psikolojik tedavi gördü. Albert Fish kendi çocuklarından çivili sopalarla kendisini dövmelerini ister ve bunu yaptırırken inanılmaz zevk alırdı. Mesih olduğunu ve Tanrı'nın ona erkek çocukları hadım etmesini istediğini söyler, bunu yapar ve zevk alırdı... Albert, kız ve erkek çocukları taciz eder, öldürür ve bunlardan inanılmaz zevk alırdı. Sadece bunları yapmazdı elbette öldürdükleriniyer, tecavüz eder ve daha birçok şey yapar ve bu şekilde tatmin olurdu. Kurbanlarından birinin ailesine göderdiği " çocuğunuzu yemek çok zevkliydi, tadı şimdiye kadarki en inanılmaz tattı" şeklindeki, kızlarını nasıl küçük küçük kesip yediğini en ince detayına kadar anlatan mektuptan sonra yakalandı. 1936'da elektrikli sandalyede ölüm cezasına çarptırıldığnda; "Bu çok heyecanlı, çok büyük zevk olacak....şimdiye kadarki tek denemediğimdi" diyen bu inanılmaz adam cellatlarına elektrotları bağlamalarında yardım etti ve yüzünde bir gülümsemeyle öldü.. Son sözü; "gerçek acının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim"dir. burada var hatta altında link var merak eden baksın Rica ederim ne demek daha devamı var seri manyakların
|
||
|
||
| 'Seri Katiller & Kitap ', suç tarihinin en büyük psikopatlarını bir araya getiriyor. Kitapta cinayetten geçilmiyor. Anlatılanlar ürkütücü ama maalesef gerçek.Seri katillik, modernizmin, insanın zihnine kazıdığı ürkütücü bir imgedir. Yaşadığımız çağda bütün kurulu olanın ezberini bozmuştur aslında. Her şey yolunda gider gibi görünüp, kapitalizm başarılı olmuşken birdenbire zihinleri bulandıran, öğretileri yanlış çıkaran ve ezberleri altüst eden bu olgu madalyonun öteki yüzünü göstermiştir bize. Sistem bütün ideolojik aygıtlarıyla huzuru ve güveni gösterirken diğer yandan görülmek istenmeyen yüzde de bu ve benzeri vakalar işlenir. Belki de tam da bu yüzden kapitalizmin en başarılı olduğu yerde, yani ABD'de, kendince görkemli bir yükselişe geçmiştir. Fikret Topallı'nın Seri Katiller kitabında da ilk sırayı alan Albert Fish'ten önce de seri katil olarak nitelendirilecek ve ünü dünyayı tutmuş kişiler vardı. Bunların başında kuşkusuz 1888 yılında altısı ****** on dört kadını bıçak darbeleriyle öldüren ve hâlâ gerçek kimliği tespit edilmemiş Karındeşen Jack vardır. Onunla aynı dönemde yaşayan Hintli Behram da ömrü el verdiğince çalışmış ve 931 kişiyi öldürmüştür. Ancak modernleşen zamanlarda bu vaka oldukça yoğun görülmeye başlanmış ve sistematik bir hal almıştır. En az üç cinayet Peki kimdir seri katil? Ve kimler bu kategoriye girer. 'Seri katil' tanımlaması ilk olarak FBI ajanı Robert K. Ressler tarafından kullanılmış ve medya da bu tanımlamayı çok sevmiştir. Bu tanımlama belli bir mantık çerçevesinde kullanılmıştır. Kan dökme arzusunu ve hazzı bir kere yaşadıktan sonra yeniden eylemsizliğe dönmeyen katilin en az üç cinayet işlemiş olması, tek başına cinayetleri organize ediyor olması, durdurulmadıkları ya da ölmedikleri sürece düzensiz aralıklarla cinayetlerine devam etmeleri, cinayetlerinin, öldürme biçimlerinin, seçtiği kişi ve mekânların birbirine benzemesi yani bir tarzının olması, cinayeti gönlünce işledikten sonra bir süre sakinleşme dönemine girmeleri onların belli başlı özelliklerindendir. Her seri cinayetin işleniş biçimine bakıldığında onun aslında bir mesaj taşıdığını söyler konunun uzmanları. Katil ilk cinayetinde oldukça dikkatli ve iz bırakmamaya çalışırken, ikinci ve üçüncü cinayetinden sonra kurbanın üzerinde kendi imzası olabilecek bir iz bırakır. Psikologlar bunun aslında kurbanın yakalanmak istediğini, içinde 'durdurulma arzusu' taşıdığını söylerler. Elimizdeki kitaba girmeyen bir seri katil olan William Heirens'ın, rujla dolaba yazdığı şu cümle epey dikkat çekicidir: "Tanrı aşkına daha fazla insan öldürmeden yakalayın beni. Kendimi kontrol edemiyorum." Ancak buna rağmen yakışıklı seri katil olarak bilinen Ted Bundy iz bırakılmasının tek nedeninin dikkatsizlik ve aşırı güven olduğunu söyler. Seri katil hayranları Diğer yandan kitaptaki seri katillerin caniliklerine bakılıp ürperdiğinizde aslında ne kadar çok insanın onlara hayranlık duyduğunu, hikâyelerinin bire bir filmlere aktarıldığını, bu ilhamın ne kadar çok roman yazdırdığını da görecek ve dehşete kapılacaksınız. Örneğin en vahşi cinayetleri işlemiş olan ve birçok filme malzeme olan Eddie Gein'in oldukça fazla hayranı vardır. Kadınlar ona durmaksızın ateşli aşk mektupları yazmış, Ford marka arabasını ucuza kapatan biri bu sayede oldukça zengin olmuştur. Çünkü fuarlarda para karşılığı insanlar bu arabaya binme hazzını yaşamışlardır(!) Ayrıca onun için açılmış birçok Fun Club bulunmaktadır. Böylelikle seri katillerin tam karşısında duran günümüz insanının aslında onlara ne kadar hayran olduklarını da görünce sosyolojik bir araştırmanın da bu insanlar için gerekli olduğu söylenebilir. Acaba bu insanlar seri katillerden daha mı az katil? Oldukça ürküten ama tamamen gerçek olaylardan oluşan sahici bir kitap var elimizde. Kitap kuşkusuz bütün seri katilleri almamış. Belki bunun için ikinci bir cilt gerekecektir. Diğer yandan kitabın sunuş yazılarını hazırlayan Ömer Türkeş ve Kaan Arslanoğlu konuyla ilgili tarihi ve psikolojik değerlendirmeler yaparak konunun yabancısı için oldukça ön açıcı bilgiler sunmuşlar. |
||
|
||
| Bir seri katilin ruhsal durumunun analizi Tüm seri katillerin aynı şekilde düşündüklerini söylemek ne kadar yanlışsa, aralarında hiç benzerlik bulunmadığını iddia etmekte o kadar yanlış olur. Bu benzerlikler psikolojik profil çıkarmalarda büyük fayda sağlar. Şiddet sürecinin başlamasında, bazı dış etken veya etkenlerin olduğunu söylemeliyiz. Bu etkenler hayali veya gerçek hayattan kaynaklanabilir. Seri katilin 1. düşünce basamağı "karışık düşünme" dir. Bu pozisyonda seri katil pozitif psikolojik durumdadır. Yaptığı bir şeylerin üzerinde kafa yorma durumunda değildir. Çünkü sonuçlarını saklamış veya iç düşünceleri ile daha meşgul veya davranışlarının dış ödülleri ile ilgilenmektedir. Bir seri katil topluma bir çok değişik yüzüyle gözükebilir. Çoğu sosyopattır. Zekalarını karşısındakini savunmasız bırakmak, kendilerini de karışık düşünme halinde muhafaza etmek için kullanırlar. Hiç biri, en zeki olanı bile, sonsuza kadar karışık düşünme içinde kalamaz. Er yada geç gerçekler, pozisyonunu "düşme" durumuna getirecektir. Bir veya birden çok gerçek veya hayali olaylar seri katili ikinci aşama olan "düşme" aşamasına getirebilir. Mesela A,B,C, D ve E olayları var. Ve E olayı seri katili 1. aşamadan 2. aşamaya geçirdi. Diğer olayları da bu geçişte yardımcı rol oynamıştır diyebiliriz. E belki sonuçlandırıcı olay oldu fakat vahşi saldırgan için tüm olaylar önemli hale geldi. Uyarım kişiselde olabilir, olmayabilir de. Fakat reaksiyon her zaman kişiseldir. Katil olayların hepsini ruhsal durumunun (bilinçaltının) derinliklerinde saklayacaktır. Çünkü egosu çok büyüktür. Her zaman seri katilin bu aşamaya kendi vahşetine karşılık vererek geldiğini söyleyemeyiz. Bazen verdiği karşılık semboliktir. Mesela vahşi şiddet içeren *****grafi, mastürbasyonla karşılanabilir, fakat bu sembolik karşılıklar kısa süreli ve geçicidir. Bu arada vahşi saldırgan, fiziki rahatlamayı bir gereklilik olarak görür ve kişisel şiddet döngüsü başlar. Psikolojik düşüş başladıktan sonra geri dönüş imkanı kalmaz. 3. Aşama "negatif iç (ruhsal) cevaptır". Bir seri katil tatminsizlik hisleriyle ilgilenmek zorundadır. Başlangıçta zihnen bu negatif gerçeklik mesajlarıyla mücadele eder. Zihninde kendini yerleştirdiği yer "Ben çok önemliyim, ve buna ihtiyacım yok" gibi bir şey olabilir. Zihninde yerleştirdiği bu düşünceyi geçerli kılmak için en iyi bildiği şey olan şiddeti gerçekleştirecektir. Şimdi zihni, 4. aşama olan "negatif dış cevap" a geçmeye hazırdır. Bu seri katilin kişisel üstünlüğünü doğrulayacağı, zorlayıcı ve gerekli bir etmen olmaya başlar. Bu sırada seri katil yapacağı hareketin sonuçlarının neler olabileceği konusunda hiçbir fikre sahip değildir. Üstünlüğünü doğrulamayı geçerli kılmaya başladığında, kontrollü davranmamaktadır. Zarar verebileceği kurbanlar seçer. Çünkü negatif gerçeklik mesajlarının ötesinde bir riski göze alamaz. Bir defa daha kurduğu zihinsel statüsüyle beşinci aşama olan "restorasyon"a geçer. Seri katil bu aşamada yaptığı işin sonuçlarının potansiyel tehlikelerini azaltmak, kurbanın cesedini kaybetmek için uygun yer ve yöntem aramaya başlar. Bu tür şeylerle (cesedin yok edilmesi, fark edilme riski vb.) 5. aşamaya gelene kadar uğraşmamıştır. Şimdi kişisel riskini en aza indirmek için birşeyler yapmalıdır. Kendi için gerekli olan şeyi yaptığında 1. aşamaya geri döner ‘karışık düşünme’ ve döngü tamamlanmış olur. SERİ KATİLLERİN PSİKOLOJİLERİİnsan niye öldürür? Avery A. Sandberg isimli bir doktor, 1961 yılında, 44 yaşında ve 1.83 m. boyunda bir erkekte "Jacop" sendromunu bulduğunu açıklar. Bu bir "süper erkek" belirtisidir. İnsanın 23 çift kromozomunun biri, cinsiyetini belirler. Kız çocukları anne ve babadan birer X kromozomu, erkekler ise annelerinden X, babalarından Y kromozomu alırlar. Sandberg’e göre Jacop sendromlu erkekler, babalarından bir yerine iki Y kromozomu alır. Böylece kromozom yapıları XYY olur. Cezaevlerinde ve yüksek güvenlikli akıl hastanelerinde yatan erkeklerin çoğunda XYY kromozomuna rastlanır. Ayrıca geçmişte 8 hemşireyi öldüren bir seri katilde de bu tür kromozom yapısına rastlanması, Jacop sendromunu, seri katillerin prototipi haline getirdi.Daha sonraki yıllarda her 1000 erkekten birinin bu tür kromozom taşıdığı saptandı ve XYY töhmet altında kalmaktan kurtuldu. Ama insanoğlunun "katil doğanlar" klişesine uygun DNA yapısını arama çalışmaları bitmedi. Buna son aday ise monoaminoksidaz A(MAO-A). Seri katiller ve özellikleri Akıllılık Maskesi: Seri katil, psikopatların en ürkütücüsüdür. Sizi kendisinin dünyadaki en sorumlu, duyarlı, sevimli insan olduğuna inandırır. Fakat bu tamamıyla göstermeliktir. Kendi açgözlü arzularından başka hiçbir şeye aldırmaz. En temel insani duyguların -sevgi, vicdan, merhamet- onun duygusal yapısında yeri yoktur. "Akıllılık maskesi"nin altında mutlak bir kötü vardır, ama bunu aklamakta o kadar başarılıdır ki, gerçek ve canavarca yüzünü görmek neredeyse imkansızdır. Albert Fish: Albert Fish'e "Amerika'nın Öcüsü" adı verilmiştir ve bunun da iyi bir nedeni vardır. Sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam tüm ebeveynlerin karabasanıydı: çocukları hoşlarına gidecek bir vaatle kandırarak ortadan kaldıran bir iblis. Karındeşen Jack: Bu hayati organın (böbrek)suç meraklıları için özel bir önemi vardır, çünkü tüm zamanların gelmiş geçmiş en ünlü seri katilinin vakalarında önemli bir yer tutar: Charles Manson: Manson, cani manyaklar arasında en özel olanıdır. Kendisi asla bir silah ateşlememiş veya bıçak kullanmamıştır. Bunun yerine köle gibi onu takip eden ve en kanlı emirlerini yerine getirmeye hazır olan müritlerini kullanmıştır. IQ: Gerçek hayatta hiçbir psikopat Dr. Hannibal Lecter'ın şeytani dehasına erişemez olsa da, seri katiller genelde zekidirler. FBI'ın özel ajanları profil çıkarma programına başladıklarında, seri katillerin IQ'larının normal üstü olduğunu görmüşlerdi. Normalin üstü zeka, bu psikopatların en korkulacak taraflarıdır; zira onların yalnızca kurbanlarını kolaylıkla avlamaları değil, aynı zamanda bazen polisten sonsuza kadar kaçabilmelerini de sağlar. Üç Temel Davranış: Küçük bir çocuğun büyüdüğünde bir seri katil olup olmayacağını tahmin etmek imkânsız olsa da, suçbilimcilerin büyük tehlike işaretleri olarak gördükleri üç çocukluk belirtisi vardır. Bunlar: 1. Altını ıslatma, 2. Kundakçılık, 3. Sadist eylemler. |
||
|
||
hepimiz seri katil olup çıkmayalım nightmare_storm yoksa seni bu iş içinmi tuttular
|
||
|
||
![]() |
||
|
||
| Toksin bunu okumalı.. | ||
|
||
ben anlatıyım ozaman ona gelince uygulamayıda senin üstünde yaparız gok2
|
||
|
||
türkiyedeki katilerden birisi unutulmuş. cüpeli katil vardı bi ara yakalandı.en büyük favorimddir kendisi..Adam eskiden kendisine yapılanların hesabını 10 yıl geçtikten sonra almaya başlamıştı.bir imam ikide eski çocukluk arkadaşını öldürmüştü...........adamın içindeki ateşe bak beah
|
||
|
||
türkiyedeki katilerden birisi unutulmuş. cüpeli katil vardı bi ara yakalandı.en büyük favorimddir kendisi..Adam eskiden kendisine yapılanların hesabını 10 yıl geçtikten sonra almaya başlamıştı.bir imam ikide eski çocukluk arkadaşını öldürmüştü...........adamın içindeki ateşe bak beah O da birşey mi sanki Albert Fish varken lafını etmeye değmez.
![]() |
||
|
||
türkiyedeki katilerden birisi unutulmuş. cüpeli katil vardı bi ara yakalandı.en büyük favorimddir kendisi..Adam eskiden kendisine yapılanların hesabını 10 yıl geçtikten sonra almaya başlamıştı.bir imam ikide eski çocukluk arkadaşını öldürmüştü...........adamın içindeki ateşe bak beah O da birşey mi sanki Albert Fish varken lafını etmeye değmez.![]()
|
||
|
||
| Albert fishde yaşlı ama adamda işlev varmış yaw. | ||
|
||
Albert fishde yaşlı ama adamda işlev varmış yaw. işlev? Seri katil: albert fish |
||
|
||
| İşlev, yani yaşlı olmasına rağmen doğramış milleti. | ||
|
||
İşlev, yani yaşlı olmasına rağmen doğramış milleti. ee Fish bu =)
|
||
|
||
| Amcama bak ya kim der bu seri katil Albert Fish Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın 16 Ocak 1936 da 65 yaşındaki Fish elektrikli sandalyeye gitti -- Sing Sing de idam edilen en yaşlı insandı. Kızartmasını yapmışlar hehe ![]() Ed Gein Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Ted Bundy Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Jeffrey Dahmer Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın |
||
|
||
| Fish de bir din manyağıydı ve günahlarının cezası olarak kendisine çok tuhaf işkenceler yapmıştı -- deri kayışlarla ve her yerinden çiviler fırlamış sopalarla kendisini dövmek, kendi dışkısını yemek, kasıklarına dikiş iğneleri sokmak gibi. Yaraladığı ve öldürdüğü çocuklar onun kaçık zihninde Tanrı ya verilen kurbanlardı. Savunma makamı tarafından Fish i muayene etmesi için çağırılan New Yorklu ünlü psikiyatr Dr. Fraderic Wertham, ihtiyar adamın "bilinen her türlü cinsel sapkınlığa" sahip olmasının yanında, bugüne değin kimsenin duymadığı anormallikler taşıdığını belirtmiştir (acayip zevklerinin arasında idrar yoluna gül sapı sokmak da vardı). Hapishanede çekilen leğen bölgesi röntgeninde, mesanesinin etrafındaki alana sokulmuş 29 iğne bulunmuştu. Register or Login |
||
|
||
böylece heryerde olduğu gibi burada da tanıtmış oldum Albert Fish i.Nightmare_storm forum için uygun olmadığı için yazmamıştı galba adamın yediği çocuğun annesine gönderdiği mektubu ama benim önerim onu kesinlikle okuyun düşünceleri falan 50lisinden sonra azmış bu adam
|
||
|
||
| Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Vampire Of Sacramento 6 kişinin canını almış bir seri katildir. Önceleri damarlarına tavşan kanı enjekte ediyormuş. Daha sonra bunla yetinemeyip insan avlamaya başlamış. Kurbanlarının kanlarını organ parçalarıyla birlikte içiyormuş. Söylediğine göre bütün bu yaptıkları kanının toz haline gelmesini önlemek içinmiş.. ![]() Aynı zamanda kuşları canlı canlı yediği ve kedi köpek kanı içtiği de söylenmektedir. 6 cinayetinden dolayı ömür boyu hapse mahkum edilmiş, ama yüksek dozda hap alarak intihar etmiştir. “Vampire of Sacramento” diye bilinir. |
||
|
||
| Vay be kan manyağı da varmış | ||
|
||
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. çok zeki birine benziyo , tip olarak filanda yani Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Vampire Of Sacramento 6 kişinin canını almış bir seri katildir. Önceleri damarlarına tavşan kanı enjekte ediyormuş. Daha sonra bunla yetinemeyip insan avlamaya başlamış. Kurbanlarının kanlarını organ parçalarıyla birlikte içiyormuş. Söylediğine göre bütün bu yaptıkları kanının toz haline gelmesini önlemek içinmiş.. ![]() Aynı zamanda kuşları canlı canlı yediği ve kedi köpek kanı içtiği de söylenmektedir. 6 cinayetinden dolayı ömür boyu hapse mahkum edilmiş, ama yüksek dozda hap alarak intihar etmiştir. “Vampire of Sacramento” diye bilinir. :D
|
||
|
||
| Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Bonnie and Clyde Kiz arkadasi Caril Fugate ile birlikte 50’lerin sonunda bir düzine insani öldürmüstür. O yillarda bu romantik ikilinin hikayeleri olay olmustur. ‘Katil doğanlar’a ilham vermistir. Charles Starkweather, 1959’da elektrikli sandalye ile idam edilmistir. Caril Fugate ise 1976’daki af sonucu tahliye olmustur. HAKKINDA KITAP: Born Bad -Jack Sargent adli bir polis tarafindan yazilmistir. HAKKINDA FILM: 1-Badlands 2-Wild At Heart 3-Natural Born Killers |
||
|
||
Vay be kan manyağı da varmış Neler var neler..Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın KAN EMİCİ KONTES Vampir miti,”Blood Countess” olayı gibi birkaç olağandışı bilgiden yola çıkılarak ,tarihsel bir olgu gibi gösterilebilir. 16. yy Macar Kontesi Elizabeth Bathory’nin yaptıkları ,korku hikayelerine rakip olacak cinstendi. Bazıları O’nun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de ,işlediği suçlar “kötü” kavramının çok ötesindeydi.Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring -Gould’un “The Book Of Werewolves ” adlı kitabına rastladı.Bu çalışmada “Blood Countess” denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu.Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker’ın Kont Drakula’yı yaratmasında esin kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth’in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya’da bir prens olacaktı. Elizabeth iyi eğitim görmüş,akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla ,uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı. Söylendiğine göre Bathory, çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür. Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi. İddiaya göre Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan bir çok ısırık almıştır. Blood Countess ‘ın genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayelerde vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir.Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten varolmuş ve şeytanca işler yapmıştır. Ölü sayısı arttığında Bathory’nin uşakları cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı. Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu.1611 yılında yapılan 2 duruşmada Bathory’nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı.Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde ,uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından Kontes’in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına ,ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O’nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Bathory’nin hayaletinin ,anavatanı olan Karpatya’da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler. Elizabeth Bathory’nin hikayesi bize, vampir efsanelerinin, akli dengesi bozuk bir katilin gerçek hayatta yaptıklarının yanlış yorumlanmasıyla ne kadar fazla desteklenebileceğini ve cahil insanların inançlarını nasıl beslediklerini göstermektedir. |
||
|
||
Aynı anda oldu sanki.. Silebilirsiniz benimkini..
|
||
|
||
| Gerard Schaefer Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın (The Killer Cop) 1973 yılında Florida da şerif yardımcısı Gerard Schaefer otostop yapan iki genç kıza tecavüz etmekten tutuklanır. Kızları yardım bahanesiyle kaçırıp tecavüz etmiştir.6 ay hapiste yattıktan sonra iyi halden serbest bırakılır. Hapisten çıktıktan sonrada cinayetlerine devam eder ve yakalanana kadar 34 genç kızı daha öldürür.(Schaefer’ın iddialarına göre bu sayı 80) Schaefer kurbanlarını ikişer kaçırmaktan hoşlanıyordu. Kurbanları otostop yapan kızlardı. Yöntemi ise hep aynıydı, kızlara yardım bahanesiyle yaklaşıyor, rozetinin de yardımı ile kurbanlarının güvenini kazanıyordu. Onları ormanın kuytu yerlerine yâda ıssız yerlere götürüp, tecavüz ediyor, işkence ediyor, kurbanlarını kötürüm bırakıyor ve sonra öldürüyordu. Kurbanlarını bağlı bir şekilde günlerce aç ve susuz bırakıyor. Aklına estikçe geri dönüp işkence ve tecavüze devam ediyordu. Bunları yaparken de kurbanlarına, onları nasıl öldüreceğini en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu. En büyük zevki ise kızları birbirine düşürüp ‘Önce arkadaşımı öldür’ diye yalvartmaktı. Yakalandıktan sonra evinin çatı katında kurbanlarına ait diş, kol ve bacak parçaları ile yine kurbanlarına ait mücevherler bulunmuştur. Hapisteyken ‘KATİLİN KURGUSU’ isminde bir kitap yazmıştır. Kitap Schaefer’ın cezaevindeki cinayet ve tecavüz fantezilerini içerir. Gerard Schaefer 3 Aralık 1995 yılında hücresinde ölü bulundu. Vücudu delik deşik edilmiş ve boğazına bir bıçak saplanmıştı. Hücresinin duvarları kan içindeydi, otopsi sonucu Schaefer’ın 42 yerinden bıçaklandığı anlaşıldı. |
||
|
||
| ayrıca bu kadının bu kan banyolarından dolayı yüzlerce yıl yaşadığı söylenir ve şu anda ünlü heavy metal grubu iron maiden'ın isminin asıl sahibidir çünkü kızların kanını döktüğü alet şu anda iron maiden diye bahsettiğimiz alettir ve bu da bu alet in adının neden maiden olduğunu açıklıyor. | ||
|
||
| Süphesiz, bir seri katil tarafindan yazilan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish’in 1928 yilindaki on iki yasindaki kurbani Grace Budd’in annesine 8 yil sonra 1934 ‘te yazdigi mektuptur. Büyük sanstir ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuma dehsetinden kurtulabilmisti. Bu mektubun asli bu gün sanatçi Joe Coleman’in koleksiyonundadir. Çok Sevgili Bayan Budd, 1894’te bir arkadasim Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açilmisti. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çikmislardi. Limana varinca iki arkadasi ile karaya çikmislar ve çok içip sarhos olmuslar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrildigini görmüsler. Bu sirada orada kitlik hüküm sürmekteymis. Etin kilosu 2-6 dolar arasindaymis. Çok fakir olanlar arasinda açlik sikintisi o kadar büyükmüs ki digerlerinin açliktan ölmesini önlemek amaciyla 12 yasindan küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmalari için kasaplara satiliyorlarmis. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kusbasi isteyebilirmissiniz. Çiplak bir çocuk vücudunun bir kismi önünüze getirilir ve istediginiz parçalari kestirebilirmissiniz. Bir kizin veya oglanin kalça kismi, en lezzetli bölümmüs ve dana kotlet olarak satilan en pahali etmis. John orada çok uzun kalmis ve insan etine karsi bir düskünlügü olusmus. New York’a dönünce biri 7 digeri 11 yasinda iki oglan çocugu çalmis. Onlari evine götürüp soymus ve bir dolaba kapamis. Sonra tüm giysilerini yakmis. Her gün etlerinin iyi ve yumusak olmasi için onlara iskence yapip dövmüs. Önce 11 yasindaki oglani öldürmüs, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymis. Kafasi, kemikleri ve bagirsaklarindan baska vücudunun her bir parçasini pisirip yemis. Firinda pisirmis (tüm popsunu), haslamis, kizartmis ve kusbasi yapmis. Küçük oglana da ayni seyleri yapmis. Ben o zamanlar 409 Dogu 100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli oldugunu o kadar sik söylemisti ki ben de tatmayi aklima koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Bati 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öglen yemegini birlikte yedik. Grace, kucagima oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklima koydum. Onu bir partiye götürecegimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdigim bos bir eve götürdüm. Oraya vardigimizda ona disarida beklemesini söyledim. Kir çiçekleri toplamaya basladi. Yukari çiktim ve tüm giysilerimi çikardim. Çikarmasaydim üzerlerine kanin bulasacagini biliyordum. Her sey hazir olunca, pencereden onu çagirdim. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandim. Beni çiplak görünce aglamaya basladi ve merdivenlerden inmeye çalisti. Onu yakaladim ve o da bana annesine sikayet edecegini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasil da tekmeledi, isirdi ve tirnakladi. Bogazini sikarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pisirdim ve yedim. Firinda pisen küçük poposu öylesine yumusak ve tatliydi ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü. |
||
|
||
| İkisinin bende hep ayrı bir yeri olacak, Charles Manson ve Albert Fish | ||
|
||
| Karındeşen Jack'ın Polise Mektubu.. Sayin Yetkili, Kulagima sürekli polisin beni yakaladigina dair haberler çaliniyor, ama beni uzun bir süre daha yakalayamayacaklar. Çok zeki görünüp dogru iz üzerinde olduklarini söylediklerinde çok gülüyorum... Ben orospularin pesindeyim ve yakalanincaya kadar onlari desmeye devam edecegim. Son isim çok muhtesemdi. Bayana bagirmasi için firsat bile vermedim. Beni simdi nasil yakalayabilirler. Isimi seviyorum ve yeniden baslamak istiyorum. Yakinda benim komik oyunlarimi yeniden duyacaksiniz... Biçagim saglam ve keskin ve eger bir sansim olursa yeniden baslamak istiyorum. Iyi sanslar. Tüm samimiyetimle, Karindesen Jack |
||
|
||
Karındeşen Jack'ın Polise Mektubu.. Vay be bu ne özgüvendir böyle
Sayin Yetkili, Kulagima sürekli polisin beni yakaladigina dair haberler çaliniyor, ama beni uzun bir süre daha yakalayamayacaklar. Çok zeki görünüp dogru iz üzerinde olduklarini söylediklerinde çok gülüyorum... Ben orospularin pesindeyim ve yakalanincaya kadar onlari desmeye devam edecegim. Son isim çok muhtesemdi. Bayana bagirmasi için firsat bile vermedim. Beni simdi nasil yakalayabilirler. Isimi seviyorum ve yeniden baslamak istiyorum. Yakinda benim komik oyunlarimi yeniden duyacaksiniz... Biçagim saglam ve keskin ve eger bir sansim olursa yeniden baslamak istiyorum. Iyi sanslar. Tüm samimiyetimle, Karindesen Jack |
||
|
||
| Parçalama Saplantısı SERİ CİNAYET İŞLEYEN KATİLLER VE PARÇALAMA SAPLANTISI (Louise Coldren imzalı makale, New York Times, 14 Haziran 1995) (Eksik Parçaya Övgü, Antoine Bello, Doğan Kitap, Ülkeler ve Polisiye, 17. Parça, sf. 84-88) Psikiyatr ve kriminoloji uzmanı olan Louise Coldren’in seri cinayetler işleyen katiller hakkında yazdığı birçok eser vardır. Son kitabı olan ‘Seri Cinayet İşleyen Katiller ve parçalama’ da, yıkma kavramına eğiliyor ve oradan da bu tür katillerdeki diğer bir temel eğilime yaklaşıyor: teşhircilik. Coldren teorisini Polaroitli Katil olayına uyguluyor. Seri cinayet işleyen katillerin yüzde 77’si kurbanın bedenini kesme veya parçalama yöntemi kullanır. ‘Minneapolis Kemikçisi’ denilen Nat Sheridan öldürdüğü fahişeleri parçalayıp kemiklerini çıkarıyordu. ‘Mobile Sütçüsü’ Condrad Bercovitch, kurbanlarının organlarını eski sevgililerinin evlerine bırakıyordu. Katil işi parçalamaya kadar vardırmasa da genel olarak kurbanın bedenine öfkeyle saldırır: gözlerini oyar, kulak veya parmaklarını keser; cinsel organlarını doğrar v.b. Bu özellik nasıl açıklanabilir? İlk açıklama, bu katil tipinin psikolojik olarak dayanıksız, şiddete başvuracağı önceden kestirilemeyen ve önüne geçilemeyen bir kişi olduğu şeklinde yapılır. Katilin böyle anlarda kontrolünü kaybettiği ve işi aşırılığa vardırdığı söylenir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu açıklama gerçeğe dayanmayan kolaycı bir açıklamadır: katillerin gayet sakin, zeki ve eylemlerinde son derece bilinçli kişiler olduğu artık biliniyor. Bu teori aynı zamanda başka temel bir sorunun da gözden kaçmasına neden olur: seri cinayet işleyen katil mantığını kaybeden biriyse, neden daha korkunç şeyler yapmıyor da sadece kurbanının bedenini parçalıyor? Parçalama Doğal Sürecin İnkârıdır Bu yoldan giden bazı New Yorklu psikiyatrlar, seri cinayet işleyen katiller üzerine araştırmaları kararlı bir biçimde ilerletti. Seri cinayet işleyen katil meramını öldürerek anlatır. Normal bir kişinin düşünsel alanda üretimine, toplumsal ilişkilerine, sanata vs kanalize edebildiği arzularından ve yoksunluklarından, seri cinayetler işleyerek kurtulur. Bu varsayıma göre, cinayetteki ayrıntıları, katilin kendini diğer insanlara ifade etmesi olarak kabul edebiliriz. Peki bu koşullar altında parçalama ne anlama gelmektedir? Bize göre parçalama, doğal sürecin bir inkarını oluşturmaktadır. Katil kendini, insanı yaratan büyük mimarın yerine koyar ve kendi yaptığı işi herhangi bir biçimde bozar. Yıkarak ya da daha doğrusu, yapılanı yıkarak yeni bir şey yaratmaktadır. Bu varsayım ilgililerin açıklamalarıyla da doğrulanmaktadır. Örneğin Nat Sheridan neden kurbanlarının kemiklerini çıkardığını soran yargıca şu yanıtı vermişti: ‘Bu kadınlar, Sayın Yargıç, günahkardı, göklerin krallığına asla giremezlerdi. Tozun toza dönüşeceği deyimini bilirsiniz. Onların iskeletini ufaladım, onları toza dönüştürdüm, yaptığım budur, Sayın Yargıç, yaptığım budur, onları toprağa geri verdim ve o zaman Tanrı’nın sağına oturdular’ 1986’da Phoenix bölgesinde yedi eşcinselin bacaklarını kesen Matthew Russell da aynı şekilde şunu söylemişti: ‘Onlar (kurbanlar) ayakta durmayı hak etmiyordu.’ Katil yaptığı işi bozar, çünkü ya yaptığı iş onu tatmin etmemiştir ya da onu ezen Tanrı’yı küçümsemektedir. Ne olursa olsun, ruhsal gerginliğin giderilmesi için yıkma dürtüsünden çok, yapılmış olanı yıkma dürtüsünden söz etmek akla daha uygun olur. Bu eğilim, Polaroitli Katil’de çok net bir biçimde göze çarpıyor. Kurbanlarının farklı organlarını kesmesi, kendi gücünü bir biçimde kanıtlama olarak yorumlanmalıdır: Polaroitli Katil, herhangi bir organı alıp götürme gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginliklerine katlanamamakta, onları yönetmektedir. Otopsi sonuçları da bir organı kesme eyleminin, öldürme eyleminden önce yapıldığını göstermektedir. Katil, anestezi altındaki kurbanının bu organ olmadan birkaç dakika yaşayabileceğini elbette bilerek eyleminin tadını çıkarmaktadır. Sonra ne olacak endişesi… Teknikleri ve hareketlerinin ötesinde seri cinayet işleyen katilleri birleştiren bir patoloji varsa o da teşhirciliktir. Cinayet karanlıkta işleyen katil her şeyden önce reklam ışıklarını arar. Büyük bir çoğunluğu suçlarını ve gerekçelerini hiç zorlanmadan itiraf eder; istisnasız hepsi de eylemlerini anlatan gazete küpürlerinin koleksiyonunu yapar. ‘Davenport Kasabı’ adıyla ün yapmış olan Harry T. Gozzen, derisini yüzdüğü kızların can çekişmesini filme alıyordu. Onu evinde tutuklayan polislere bu kasetleri hiç zorluk çıkarmadan verdi. Bu ‘sonra ne olacak’ endişesi aynı zamanda katilin sonunda neden yakalandığını da açıklar. Birkaç ayın sonunda da sadece takma bir isimle tanınıyor olmaktan sıkılacaktır; medya ona basit bir psikolojik durum ve asla doğru olmayan dürtüler yakıştırmıştır. Öyle bir an gelir ki onu boğmakta olan adsızlığı kırmak ve halka kendini anlatmak ister. Tedbiri elden bırakır, avlarını seçerken daha az titizlik gösterir veya son işlediği cinayet yerine geri gider: bilinçsiz olarak yakalanmak ister. Sanıldığının aksine seriye son veren polis değil, katilin bizzat kendisidir. Nasıl yakalanacağını da kendisi tasarlar, hatta kimileri bir basın toplantısı bile düzenler. Demir parmaklıkların arkasına geçince, röportaj vermeyi kabul eden, anılarını yazan ve savcının sorularını kaçamaksız yanıtlayan normal bir insan gibi davranır. Yaptıklarından seyrek olarak pişmanlık duyar ve durumdan hemen hemen hiç şikayet etmez. ‘Dakota Canavarı’ Robin Smight kendisini elektrikli sandalyeye mahkum eden karar okunduğunda sanki o an infaza götürülecekmiş gibi üzerine ne giyeceğini soruşturmuştur. Polaroitli Katil aşırı gelişmiş teşhirciliğin tüm belirtilerini gösteriyor. O öldürmüyor, cinayetlerini sahneye koyuyor. Eski bir ralli sürücüsü olan yapboz oyuncusunun cesedini San Francisco’da parka bıraktığı arabanın direksiyonuna yerleştiriyor. Edmunson’daki kurbanını-sağ bacağını kestikten sonra- topa vurmaya hazırlanan bir futbolcunun pozisyonuna getirip öyle bırakıyor. Detroit’te, Charles Wallerstein’ın asistanının sağ kolunu kesiyor ve bir çukura atmadan önce onu yamaca tırmanan bir dağcı konumuna getiriyor. Bu oldukça ürkütücü mizansenlerin iki hedefi var: bu tür gösterileri çok seven medyanın ilgisini çekmek ve hayal gücünden yoksunluklarını simgesel olarak kınadığı öteki katillere kendini göstermek. Polaroitli Katil’in cezasız kalma kaygısı ile keşfedilme arzusunun bir karışımı olan teşhirciliğin esas göstergesi, kurbanlarının cebine özel olarak bıraktığı fotoğraflarla eylemine imzasını atmasıdır. Her yeni kurbanda kendi resminin bir parçasının, gazetelerde çıkmasının sevincini yaşıyor. Seri cinayetler işleyen tüm katillerin düşünü gerçekleştiriyor: fotoğrafı yayınlanıyor ve o hala serbest. Bununla birlikte katilin kimliğini saptamak için henüz çok erken: iki bacak ve bir kol robot resmini yapmak için yeterli değil ama cinayetler zincirinde Polaroitli Katil’in çevresindeki kıskaç daralıyor. Aynı zamanda hem polisi küçümsemekten memnun hem de bilinçsiz oalrak yakalanmayı arzulayan katilin durumu bundan daha iyi nasıl açıklanır? Polaroitli Katil’i yakalama şansı var mı? Eğer planını uygulamaya devam ederse, sıra yüzüne gelene kadar birkaç fotoğraf daha gerekiyor, bu da kuşkusuz onun hemen yakalanmasına yol açacak. Bu durumda sorulacak tek bir soru kalıyor: bundan önceki eylemlerini sahneye koyduğu gibi, tutuklanmasını da sahneye koyacak mı? 1. FBI’nin terminolojisine göre seri cinayet işleyen katil ‘Modus operandi (benzer yöntemlerle) işlenmiş en az iç cinayetten sorumlu olan kişi’dir. Bununla birlikte kriminologlar, özellikle de psikiyatrik patoloji eğitimi almış olanların üzerinde gitgide daha fazla ısrar ettikleri görüşe göre, bu katiller eylemlerine bir son vermeyi asla düşünmezler. Bu görüşü ilerletecek olursak, seri cinayet işleyen katilin esas niteliği, yakalanana kadar aynı suçu tekrarlamaktır. Bu makalede bu konuya tekrar döneceğiz. 2. Seri cinayet işleyen katillerin en çok kullandıkları silah olan bıçak ve balta, ateşli silahların çok üstündedir. ABD’de işlenen seri cinayetlerde bu silahların kullanılma oranı dörtte üçten fazladır. 3. Sheridan Davası’nda L. T. Bullow’un duruşma tutanaklarından. 4. Kriminolog John N. Popwell, 1974-1982 yılları arasında Teksas Eyaleti’nde mahkum olmuş, seri cinayet işleyen yirmi altı katilin aileleriyle görüştü. Böylece, seri cinayet işleyen katillerin psikolojik gelişmelerinde dini eğitimlerinin belirleyici etken olduğunu gözler önüne serdi. Yirmi altı denekten on beşi Pazar günleri gördükleri dini eğitimi ergenlik yaşlarından sonra da sürdürmüştü. 5. Bazen ikisini birden yapanlar da vardır. En ünlü örnek ‘Sasktatchewan Oduncusu’ Rudolph Markham’ın işlediği on dört cinayeti yerel bir radyo istasyonundan itiraf etmesidir. |
||