|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Oruç Aruoba, yazar ve felsefecidir. 1948 yılında Karamürsel'de doğdu. Ankara TED Koleji'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı'nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). 1983'te üniversiteyi terketti, İstanbul'a yerleşerek çeşitli yayın kuruluşlarında çalıştı, yazı ve çeviri işleriyle uğraştı. Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rilke, von Hentig, Celan ve Başo'dan çevirileri vardır. Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır. Eserleri: "Tümceler", 1990 "De ki İşte", 1990 "Yürüme", 1992 "Hani", 1993 "OL/AN", 1994 "Kesik Esin-tiler", 1994 "Geç Gelen Ağıtlar", 1994 "Sayıklamalar", 1994 "Uzak", 1995 "Yakın", 1997 "Ne Ki Hiç", 1997, haikular "İle", 1998 "Zilif", 2002 "Doğançay'ın çınarları", 2004, şiir "David Hume'un Bilgi Görüşünde Kesinlik", 1974 "Nesnenin Bağlantısallığı (Hume-Kant-Wittgenstein)", 1979 "A Short Note on the Selby-Bigge Hume", Tebliğ, Edinburgh, 1976 "The Hume Kant Read", Tebliğ, Marburg, 1988 'Meşe Fısıltıları' 2007 YAŞAM (ki)'den, s. 43-51 1. Yaşamın, en temelde, bağımsız, kendine yeterli olmaya çalışmanın süreci olacak — doğumda, tam bağımlıydın; sonda, ölümde ise, —başarabilirsen— tam bağımsız olabileceksin. Ama, ikisinin (doğum ile ölümün) arasında, hep bir gelişme olacak yaşamın : bir 'ilerleme' değil; şu ya da bu yönde, bir gelişme... Kendine yeterli olma, bağımsız olma yönünde ise, gelişmen, hep, başka kişilerle kurduğun ilişkilerin içinden geçerek yürüdüğün bir yol olacak. Bağımsızlığın, bağımlılıklardan geçecek. Yaşamını, ancak bağımlılıkların içinde bağımsız kılabilirsin — ki, yaşamı özgürleştirmen, onu, sürekli, bir yerlere bağlayıp, sonra, o yerlerden koparabilmen olsun. Yaşam, kopmadan kurtulamaz — ama bağlanmadan da kopamaz. Yaşamında kurtuluş, hep, bağlanıp —kendini bağlayıp— sonra, hep, bağlarını koparman olacak. 2. Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de) savaşmakla geçecek. — Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur: Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman... Ama savaşacaksın, gene de : sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten — sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? — Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın — bu da boşuna olmayacak. 3. Yaşamın, çatışma olacak — kendinle ve bütün ötekilerle çatışmalar yaşaman... Yaşam, kendiyle çatışmadır — çarpışma, savaşma : ki, sonunda da, tabiî, kaybetmektir — savaşı da, kendini de... 4. Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin şeylerin altında ezilmenin süreci olacak. Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da uçup giderler, sana yük olmazlardı — ama o zaman da, uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın. Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmen olacak. Yaşam, yükleneceğin yüktür. Yaşamın, yükündür. 5. Yaşamın ne denli yük olduğunu biliyorsun; bileceksin — bu yükü omuzlarından atmadığına, atamadığına, ya da atmak istemediğine, isteyemediğine göre de, onu taşımalısın, taşımak zorundasın, taşıyacaksın — ki, zaten, işte, taşıyorsun... (Kundera Sisyphus hep yeniden gerisin geriye yuvarlanacak olan taşını hep yeniden yüklenip tepeye taşır. Camus'ye göre, "mutlu olduğunu düşünmeliyiz" onun.) 6. Yaşamda atmak isteyeceğin her adımın bir bedeli olacak : ancak bedeli ödemeğe hazır olursan atabileceksin o adımı — bedeli 'peşin' ödeyemeyeceksin; adımı atmaya hazır değilsen, bedeli de ödeyemezsin: Adımı atma anında, bedeli de ödemeğe hazır hâle gelmiş olacaksın. 7. Yaşamın, gitmek isteyebileceğin yerdir —zaten, bu yaşamı yaşadığına göre, oraya gitmek istemişsin, istiyorsun demektir : yaşam, gittiğin —ve gitmek istediğin; zaten de gideceğin— yerdir. — Zaten, işte, oradasın... 8. Yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak — ki, bunlar, belki, o yerlere gitmek istediğini bile ancak sonradan anlayacağın yollar olacak... 9. Yaşamın öyle noktalara gelecek ki, eski çerçevesinden çıkıp dört bir yana açılan yol ağızlarında duruyor olacak; ama, göreceksin ki, bu yollar hiç de yeni yerlere ulaşmıyor — hatta, hiçbir yere ulaşmıyor : 'çıkmaz sokak', hepsi... Yaşamın 'çıkmaz sokak'lara çıkmakla geçecek — hem de, bunlardan değil çıkmak, giremeyeceksin bile onlara! Yaşamın çıkılamazlıklara girememekle geçecek. 10. Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak; hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan : son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz olacak — sen en son çıkmazına girdiğinde, yaşamın da 'düze' çıkacak... 11. Yaşamının büyük bir bölümü, yaşamına yön verme çabalarınla geçecek — öyle ki, gün gelecek, bakacaksın, yaşamın, yön bulma çabasıyla döne döne, yola hiç çıkamamış... Yaşamın yönünü bulmağa çalışırken, yaşamın yolunu bulamayacaksın. Yaşamın, yön bulmaya çalışırken, yolsuz kalacak — yaşamın yönünü bulacağım derken, yolunu yitireceksin. — Sonunda, yaşamın yönünü bulsan —bulduğunu sansan— bile, bakacaksın ki, yolunu yürüyecek durumda değilsin artık... Yaşamın, yönsüz —yönü olsa bile, yolsuz— kalacak: Yönsüz, hem de, yolsuz yaşayacaksın. Yaşamının yolu hiç olmayacak; belki, yönü olsa bile... Yaşamının yolu yok. 12. Yaşamda sık sık istemediğin durumlarda kalacaksın — ama, geriye dönüp böyle durumlara giriş nedenlerini düşündüğünde, göreceksin ki, o durumlara girmen, her seferinde senin bir duruma girmek istemenden kaynaklanmış — yaşamının durumlar zincirini izlediğinde, bulacağın, hep, kendin olacak. Yaşamında, hep, kendini, girmek istemediğin durumlara sokmak isteyeceksin — ve, sokacaksın... 13. Yaşamını önceden yaşamağa çalışacaksın hep — oysa olanaksızdır bu : yaşamın ancak yaşandıktan —sen onu yaşadıktan— sonra, senin yaşamın haline gelecek Yaşamını yaşamadan yaşayamazsın — yaşamın, yaşanınca, yaşamındır. Ama yaşamını önceden yaşamağa çalışmadan da edemeyeceksin : yaşadığın kadarından çıkardığın sonuçlar seni belirli yol ayırımlarına ...ürecek — oralarda da, 'şuraya doğru / ya da buraya doğru' kararını vermeğe zorlayacak: Vermek zorundasın bu kararları. Oysa senin kararlarına aldırmaz yaşamın — karşına öyleşeyler çıkarır ki, uçup gider o —sözümona 'derinlemesine düşünülmüş'— kararlar, yönelmeler, hedefler : çünkü, işte, yaşanmamışlardır. İşte, yaşananlar alıp ...ürür yaşamını — yaşamın da, budur işte:– Yaşamın, yaşadıklarındır — yaşamaya 'karar' verdiklerin, ya da yaşamak 'istedik'lerin değil... 14. Yaşamında hep 'sahici' olmaya, yaşadıklarını 'sahiden' yaşamaya —yaşamı 'sahi' yaşamağa— çalışacaksın; ama, yaşadıklarında hep bir sahtelik arkaplanı, bir yapmacıklık çizgisi, bir uydurulmuşluk havası boy gösterecek. |
||
|
||
| Yer, Yön, Yol (s. 69-76) Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir. Kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi, onu yolculukta arar. Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu; bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki bir durumsa — kişinin durumu da, hep, öyle, ya da, böyledir... Yerini yitiren kişi, yola çıkmak zorundadır. Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur — ama yola hep bir (eski) yerden çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de (yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini... Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin, yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir; ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması... Yerleşiklik, herbir yandan bağlandığımız, hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir dinginliktir ancak — yani, bir sıkı kölelik... Ama, "mutlak kölelik" dışında, her kölelik, köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek kadar gevşek tutar onun zincirlerini — gerginlik, zincirden zincir olarak uzaklaşma çabasıyla belirir; böylece de kişi, çok devingen olduğu, sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığı bir edilgenlik, bir sürüklenme içinde yuvarlanıp — gitmez... Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin gezginlikte aradığı, aslında, yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi düzeninin peşine düşmüştür. Gezginlik de, öte yandan, hiçbir bağlantı taşımaksızın, salt gezmek için gezmek haline gelebilir rahatlıkla, kolayca — bu kez de tam bir boşluk... Zincirlerin —gergin ya da gevşek— tam yokluğu da, boşluğa köle olmaktır. Köleliğe tek çare, herhalde, zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak değil, kendi zincirlerini kendisi yapmış, kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış olmaktır — özgürlük de budur... (Hani, "kendi kendisinin efendisi olmak"tan söz edilir ya...) Düşüncenin devinimi, düşünen kişinin devinmesidir ancak — onunla gerçekleşebilir ancak: Yerleşik kişinin düşünceleri de durağan olur. Çünkü, içinde yeniye yer bırakmayan bir 'düzenliliği' yaşayan kişi, aslında, üst anlamda bir düzensizlik yaşıyordur — içinde yeniye yer tanımayan bir 'düzen', eskinin düzensiz karışımlarından başka bir yere ulaşamaz. Her an ayrıyı, aykırıyı, yeniyi yaşayan kişi, düzenli bir yaşam yaşıyordur. İnsanlar ne sanıyorlar ki 'düzen'i — kendi dar, çarpık açılarından bakarak : sabah-akşam, gidiş-gelişlerini 'düzenleyen' bir 'seyrüsefer nizamnamesi' mi?! — Oysa, asıl düzen, düzensizlikten çıkarak düzene ulaşmağa çabalayan bir düzenleme uğraşısında bulunabilir ancak. 'Verilmiş', 'varolan' düzen, yoz bir düzensizlik biçimidir. Düzenlilik gereksinmesinden —yani, düzensizlikten— çıkmayan 'düzen', beş para etmez, düzen olarak... Kişi, yoldaş diye, ancak kendi ulaşabildiği yerlere varabilecek, daha ileriye yürüyemeyecek kişiler seçiyorsa, kendisi de duruyor demektir... (Oysa: "...daß Andere sie aufnehmen und fortsetzen ... mögen ... kommen und weiterfliegen ... und es besser machen ...") Bir yerde ('bir süre için' diyerek) dinelen kişi için en büyük tehlike, o yere yakınlık duyması; o yeri, bütün yollarının sonu, bütün yönlerinin ereği sayması; yerleşebileceği bir yer saymasıdır — en büyük tehlike, huzurlu yerdir:- Mezardır orası... Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer, dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir. Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce, kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar — kendi yürümek isteyebileceği yola benzer bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur — ama, acaba, o bulduğu yol(lar), tam da bulduğu yol(lar) olarak, kendi aradığı yola aykırı değil mi? — Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi — ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş) yollarda?! Belirli bir yol arayan kişi için en büyük tehlike, o yolu bir yerde durarak, 'bakarak' arayabileceğini (hatta, bulabileceğini) sanmasıdır — çünkü, yollar bulunmaz: yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur — onlar, bulunur; artık, yürünmez... Yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en önemli engel, kendi yerleşikliğidir : kendi yeri — kendisidir... |
||
|
||
| Kişinin Yaşamının Anlamı (s. 72-73) 9. Kişinin yaşamının anlamı, kırılgandır. 10. Kişinin yaşamının anlamı, zayıftır, kırılgandır, dökülüp gitmeye hazırdır : kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından. Sürekli —hep yeniden, en baştan başlayarak— kurulması gereken birşeydir kişinin yaşamının anlamı. Önceki kurulmuş biçimlerinin kişiye şimdi sağlayabileceği de, sağlam ve direngen yapılar değil; önceki kuruluşlarının, işte, nasıl zayıf, kırılgan olduklarının, nasıl dökülüp gittiklerinin, bilgisidir — 'yaşam deneyimi' denilen şey de bundan başka birşey değildir... Kişinin yaşamının anlamı, dökülür gider; ona, yalnızca, nasıl dökülüp gittiğinin bilgisini bırakarak — Kişinin yaşamının anlamı, kişiyi bırakarak, dökülüp gider — ona bilgisini bırakarak, dökülür, gider, anlamı, yaşamının, kişinin. 11. Yaşamının anlamı, ancak, kişi, bir an durup, "Ne istiyorum ki?..." diye sorabildiğinde, biçimlenmeğe başlar. Yani, ancak eksikliği çekiliyorsa, yokluğu duyulabilmişse, varedilebilir — kurulabilir; yoksa, yoktur. Bu bakımdan, insanların büyük çoğunluğu anlamsız —anlam yoksunu— yaşamlar yaşarlar, çünkü yaşamlarındaki anlam eksikliğini hiç duymamışlardır. Ancak bazı insanlar duyar bu eksikliği : onlar için yaşamlarının tek bir bütünlüklü anlamının olmaması, çekilemezdir — bu yüzden, kurmağa, yaratmağa, varetmeğe girişirler böyle bir anlamı. Bunu da bazen —bazıları— başarabilir; ama herhalde, başaramayanlar da çoktur. Başaramayacakları —ya da, artık başaramayacakları— açıklık kazananlar için de, son bir —yoğun— anlam yaratma yolu kalır... Yokluğu da içerilir, anlamında, yaşamının, kişinin. EGO ![]() Ben: nerelere, ne zaman ne zamanlardan bu yana boyuna çabalayan. Ben: kimlere kimlerden ne acılardan bu yana boyuna çırpınan. Ben: çiçekli baharında gençliğimin yüreğim umut dolu yürüyen. Ben: çelenkli güzünde geçmişliğimin yüreğim hüzün dolu duran. Neler, kimler - çabaladığın, çırpındığın: ne zamanlar, ne acılar - ben - ben dediğin? Veni, veni, venias Kendi Olarak Sana Gelen ![]() Kendi olarak, sana gelen- sana gereksinimi olmadan, seni isteyen- sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen- kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- - GÜNDÜZ YARASALARI ![]() I. Neyiz ki biz? İlk ışınları görününce güneşin, Kaparız tepenin gözkapaklarını Çam değiliz ki, kollarımız açık Ürpererek karşılayalım donuk ışığı. Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya, Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız, Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz. Tanımayız alacakaranlığı delen, Tepelerin arasından seçen bakışı. Kör olmuş ışıktan gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz. II. Geceyi düşleriz gündüzken, Geceyken de gündüzü, Yitirebileceklerimiz yitiktir Onlardan uzaktayken ama Özleriz, döneriz yeniden Yitirmeden Yitirebileceklerimizi Yitiremediklerimize. Yitirebilirdik, deriz; Ama yalnızca bir fiil çekimi bu Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü. Gündüz yarasalarıyız biz. III. Sağlamdır düşünce temellerimiz, Ama altlarında kist vardır, sonra kum Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın Taştan duvarlarımızla, dimdik Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı Kaydırır temellerimizi hemen. Duyarız yerçekimini hemen, Titreriz. Sımsıkı, gergin Bağlar vardır Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama, Ya temelsizse temeli Bütün bu bağları Bağlayan Bağın? Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı. Gündüz yarasalarıyız biz. O, işte... |
||