|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Özgün ad: Vanilla Sky Yönetmen: Cameron Crowe Yapımcı: Cameron Crowe,Tom Cruise,Paula Wagner Senaryo yazarı :Alejandro Amenábar,Mateo Gil,Cameron Crowe Oyuncular: Tom Cruise,Penélope Cruz,Cameron Diaz,Kurt Russell Görüntü yönetmeni John Toll Kurgu Joe Hutshing Film müzikleri Nancy Wilson Yapım yılı, ülkesi 2001 , ABD Yapım şirketi Cruise/Wagner Productions br> Paramount Pictures Dağıtım şirketi Paramount Pictures Süre 136 dakika Dil İngilizce,İspanyolca Cins Sinema filmi Tür Dram,aşk,bilim kurgu Bütçe $68 Milyon Hasılat $100 Milyon (1 Yılda) Gösterim tarihi 10 Aralık 2001 Bir basın kodamanının oğlu olan David Aames (Tom Cruise),ailesinin bir trafik kazasında ölmesi üzerine babasının yayıncılık işini devralmıştır.Hayatta istediği her şeye sahip gözükmektedir ; zengindir,yakışıklıdır ve geniş bir dost çevresi vardır.Bazılarının gözünde ise şansının ve servetinin farkında bile olmayan şımarık bir playboy 'dur.Bütün bu göz kamaştırıcı yaşantıya rağmen yine de hayatında birşeylerin eksik olduğunu hisseder.David arkadaşı Brian (Jason Lee) 'ın bir partiye getirdiği Sofia (Penélope Cruz) adlı kıza aşık olur. İlişkilerini sürdürürlerken eski aşığı Julie (Cameron Diaz) 'nin gözleri devamlı üzerlerindedir.Geçirdiği ağır bir trafik kazası sonucunda yüzü ileri derecede deforme olan David,bir seri ciddi estetik ameliyat geçirir.Bir maske takarak dolaşan David, gördüğü rüyalar gerçek olurken,gerçek sandığı şeyler ise kabusa dönüşürken asıl gerçeği aramak için bir mücadele içine girer.Tom Cruise 'in bomboş bir Times Square 'da dolaştığı sahne bilgisayarda yapıldığı izlenimi vermekle birlikte gerçekte özel izinle boşaltılmış meydanda bir pazar günü çekilmiştir.Bir tatil günü ünlü meydanın üç saatliğine trafiğe ve yayalara kapatılması için izin verilmesi eşine az rastlanabilecek bir olaydır. Film biterken çalınan tema müziğini Paul McCartney özellikle bu film için yazıp yorumlamış. Vanilla Sky, 1997 yapımı Abre los ojos (Open Your Eyes) adlı Alejandro Amenábar filminin yeniden çekimidir."Abre los ojos" 'un yönetmeni Amenábar,Vanilla Sky'ın da senaryosunu yazmıştır.Penélope Cruz her iki filmde de oynamıştır (İkisinde de Sofia rolünde). Filmin ismi,varlıklı David Aames (Tom Cruise) 'in yatak odasında duvarda asılı olan "Seine at Argenteuil" adlı Monet tablosu ndan gelmektedir.Bu tabloda gökyüzünün rengi vanilya rengindedir ("Vanilla Sky").Filmde de birçok sahnede gökyüzünün rengi bu rengi andırır. Steven Spielberg misafir oyuncu olarak David 'in doğum günü partisi sahnesinde kısa bir rolde görünmüştür. Cameron Crowe ,Tom Cruise'le beraber efsanevi yönetmen Billy Wilder 'ı kısa bir rolde de olsa filmde gözükmesi için ikna etmeye çok çabalamışlar ama kabul ettirememişler.Billy Wilder bundan bir yıl sonra,2002 'de öldü. Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Abre los ojos! David aniden uyanır, banyoya gider, aynadaki yakışıklı yüzünü incelemeye başlar, mükemmelliğini bozan saçındaki beyaz bir teli fark eder ve cımbızla alır. Giyinir ve New York'un göbeğindeki, soğuk renklerin hakim olduğu, teknolojinin ve modernliğin banyodaki elektrik düğmesine kadar işlediği evinden çıkar. Siyah Ferrari'sine atlar, gider. ‘Her şey yerli yerinde’ olmasına rağmen belki de dünyanın en işlek noktalarından biri olan Times Square'de kendisinden ve reklam panolarından başka ne hareket eden en ufak bir cisim ne de nefes alan bir varlık mevcuttur... Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Open your eyes! David aniden uyanır, banyoya gider aynadaki yakışıklı yüzünü incelemeye başlar, mükemmelliğini bozan saçındaki beyaz bir teli fark eder ve cımbızla alır. Yatağındaki sarışınla arasında, çalar saatindeki ses kaydı ve bir dahaki randevularının tarihine dair bir konuşma geçer. Giyinir ve New York'un göbeğindeki, soğuk renklerin hâkim olduğu, teknolojinin ve modernliğin banyodaki prize kadar işlediği evinden çıkar. Siyah Ferrari'sine atlar, gider... Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Bilinçli rüya hali (lucid dream) psikanaliz ve Budizm'in üzerinde önemle durduğu bir olgu. Psikanalizin yaklaşımına göre ‘lucid dream' tam anlamıyla, uyurken görülen rüyalardan değil. Normalde uykuya daldığımızda dinlenmeye geçen bilinç, bu süreçte tekrardan işlemeye başlıyor, hatta bazen normal hayattakinden daha aktif olarak. İnsan rüya esnasında tamamen ayık kalabiliyor ve bir rüyanın içinde olduğunu biliyor, rüya halindeyken ayık olabildiği gibi ayıkken de rüya haline geçebiliyor; böylece aradaki uyanma evresi yaşanmadan, rüya ve gerçek hayat arasında devamlı bir gidip gelme yaşanıyor ve sonrasında ikisi arasında büyük oranda bir etkileşim gerçekleşiyor. Kimi psikologlar bunu bazı travmaların tedavisinde kullanmakta; onlara göre insanın içinde barındıra geldiği korkularla yüzleşebilmesinin, bilinçdışında ne varsa ortaya çıkartabilmesinin etkili bir yolu bu rüya süreci, çünkü rüya halinde bilinçli olarak rahatsızlıklarının en korkunç haliyle hesaplaşan insan sonunda bir çeşit iç huzura kavuşabiliyor. Gerçek hayatında onun için değerli olan nesneler ve insanlar aynen karşısına çıkabiliyor ve ‘ego' onları kendi bilincinden fırlayan karakterler yerine, kendinden bağımsız, ayrı varlıklar olarak algılıyor. İnsan başından geçen kötü olayları ve dramatik anları, üstelerinden gelebilinceye kadar, tekrar tekrar tecrübe ediyor; ama her seferinde olaylar üzerinde daha fazla kontrol sahibi olarak. Budizm içinse, ruhunun en derinliklerini keşfederek Tanrı'ya ulaşmanın bir yolu ‘lucid dream'. Eğer insan rüya esnasında ölürse, rüyası başka bir boyutta devam edebiliyor ve insan bir rüya boyutundan diğerine taşıyabiliyor kendisini. boyutlararası geçişi sağlayamazsa iç huzuruna kavuşamadan reankarnasyona uğruyor, bir çeşit döngü içinde başka bir bedende yeniden canlanıyor; iç huzurunu şağlayabilirse de Tanrıya ulaşıyor ve onunla bir bütün oluyor. Budizm ve psikanalizin bilinçli rüya hali için söylediklerine kulak verirsek, Vanilla Sky'ın bir yeniden çevrim değil de bir devam filmi olduğunu düşünebiliriz. İspanyol orijinali ve Amerikan versiyonu ayrı ayrı değerlendirildiğinde oturmayan noktaları olan; fakat ikisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde havada kalan noktaları yerli yerine oturabilen filmler. Ne Amenabar'ın Abre Los Ojos'u Cesar'ı derinliklerine gömüldüğü kaotik kabus ortamından çıkarma derdine düşüyor, ne de Crowe'un Vanilla Sky’ı sonunda her tür korkusuyla yüzleşen (?) ve iç huzuruna ulaşan David'in bu yüzleşme sürecinde yaşamış olması beklenen rahatsız edici kaotik kabuslar evresini yeterli verebiliyor. Tek bir filmde Cesar ile başlayan olaylar dizgisi Cesar/David'in ilahlaşmasıyla sona eriyor aslında. Cesar rüyalarında yaşadıkları karşısında yeterli direniş göstermeyecek bir egoya sahiptir. Öyle bir ego ki ona arasında geçiş yapabileceği farklı rüya boyutları sunamaz. Rüya ile rüya olmayanı ayırt edebilmek bir yana dursun Cesar artık ‘rüya olmayanın' bile varolmadığı sürekli tekrarlanan bir kabuslar döngüsünün içine hapsolur. Bilinçdışı rahatlamaya niyetli değildir ve zaten metrelerce yükseklikten kendini aşağıya bıraktığında içine düştüğü boşluk da bu rahatlamaya fırsat vermeyecek biçimde simsiyahtır. Uyandığında ise kendini New York'ta yaşayan varlıklı bir yayınevi sahibi olarak bulur. Filmin, David’in ağzından dinlediğimiz hikâyenin kronolojisine göre henüz tanışmadığı Sofia'nın ağzından duyduğumuz “Abre los ojos” fısıltısı ile açılmasını da açıklamakta belki bu durum. Mekân değişmiştir, kendisi ve Sofia haricindeki karakterler ise rolleri aynı fakat isim ve görünüşleri değişmiş olarak belirir. Cesar tekrar dener kendisinin üstesinden gelebilmeyi. Başarır da ve sonunda içine düştüğü boşluk siyah değil artık beyazdır. Filmde bir ara David'in ağzından şu şarkıyı dinleriz: ‘What if god was one of us?...' (Ya Tanrı bizlerden biriyse?...). Artık kendi ruhunu da aşabilmiş olan Cesar/David'in, Tanrı'ya ulaşıp onunla bütünleşmesi gerekir. Ne var ki David'in bütünleşeceği kişi, yarı hayal yarı gerçek dünyasının yaratıcısı olduğu ve bu dünya içinde tanrılaştığı için yine kendisidir. Tabii burada söz konusu olan Tanrı Budizm'de sözü geçen Tanrı'ya pek benzemez. David, dünyevî hayatında bir yayınevi veliahdıyken nasıl sembolik olarak tanrılaşabiliyorsa, ‘lucid dream' halinde kalabilmek için ‘Life Extension' şirketi ile yaptığı anlaşmayla da bir anlamda, kullarını satın alarak tanrılaşmakta... Egonun dışındaki karakterler, ‘onu eğlendirecek ölümlüler' olarak sahneye çıkıyor ve rollerini kendileri de inanarak oynuyor; ama onlar için hepsi bu. McCabe'e (Kurt Russell) sorulduğunda örneğin, iki kızı olduğundan ötesini bilemez. Ne kadar elle tutulur görünseler de karakterler yüzeysel, içleri boş. Times Square meydanına hayat veriyormuş gibi görünen bu insanlar, aslında orada hiç bulunmasalar da olur, varlıkları oranın boşluğunu doldurmaya yetemez çünkü. Kendisi de pop kültürün bir parçası olan ve daha da ötesi, bir medya patronu olarak, onun varlığını sürdürmesine emek veren David için ilk başlarda bu kof kültürü besleyecek insanların, olması gereken yerde olmaması, devasa reklam panolarının boşa dönmesi, büyük bir korku teşkil edebilir. David, paranın gücünden haberdardır ve gerçekten para her şeyi satın alabilir. İnsanları, onların en kişisel yanları olan rüyalarını da. Olaylar çözüme ulaştığında bir şirketle, kendisinin bu durumda kalabilmesini sağlayacak bir anlaşma imzaladığını öğrenmek onu rahatsız etmez; aksine bütün bunları yaratan bilincinin Tanrılaşmasıyla tatmin olur. İki filmde ardıl olarak Cesar'ın önce David'e dönüşmesine ve sonunda da Tanrı'ya ulaşmasına tanıklık ederiz. Film(ler)in, Budizm ve psikanaliz gibi, derdi aklın derinlikleri olan iki alanın açıklayabildiği böylesine soyut bir konuyu ele alıyor olması, yönetmenlerin filmlerdeki tavrını oldukça etkiliyor. Bu etkilenmelerin de filmlere taban tabana zıt yansıdığı ve iki zıt anlatımın da kendi başlarına başarıya ulaşmadıkları söylenebilir. Vanilla Sky’ın en büyük kusurlarından bir tanesi konunun seyirciye aşırı grift gelebileceğinden korkması ve bu yüzden de zaman zaman didaktikleşmesi zaten. Abre Los Ojos'un başına gelen (belki de yönetmeninin bizzat gelmesini istediği) anlaşılamamazlık Crowe'un en büyük kâbusu sanki. En son Thin Red Line'da çalışan görüntü yönetmeni John Toll'un arka fona başarıyla döşediği Vanilla Sky’vari gökyüzünün gerçeküstü bir görünümü halihazırda yaratmasına rağmen Crowe, David'in durumunun daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyduğunu düşünüyor. David kaldırımda uyandığında kamera aşağıya doğru kayarken dijital birtakım seslerin duyulması yetmiyormuş gibi daha sonra Lucid Dream teknik elemanı tarafından David'e yaşamının burada noktalandığının açıklanması izleyicinin algılayış gücüne güvenmemenin göstergesi olarak çıkıyor karşımıza. Filmin Soundtrack Albümündeki Şarkılar: All The Right Friends - R.E.M. Everything In Its Right Place - Radiohead Vanilla Sky - Paul McCartney Solsbury Hill - Peter Gabriel I Fall Apart - Julianna Gianni Porpoise Song (Theme From 'Head') - The Monkees Mondo '77 - Looper Have You Forgotten - Red House Painters Directions - Josh Rouse Afrika Shox - Leftfield Svefn-g-englar - Sigur Ros Last Goodbye - Jeff Buckley ![]() Can We Still Be Friends - Todd Rundgren Fourth Time Around - Bob Dylan Elevator Beat - Nancy Wilson Sweetness Follows - R.E.M. Where Do I Begin - The Chemical Brothers |
||
|
||
| Fragman: Ending I Fall Apart What if God was one of us Endless ![]() |
||