|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 Hilmi Abi denemesiyle herkesin artık küçük birer öykü yazacağını düşünerek bu köşeyi açmaya karar verdim. Merakla öykülerinizi bekliyorum. |
||
|
||
| Sesizlik hakim süren geceyi sadece hüzünlü şarkıcının sesi bozuyordu. Çok eskilere sürüklenip gitti, bir an daldı, ama mutlu olduğu anlar zihninden çok uzaklardaydı.Düşünmekten sıkıldığı gibi anlam bulma umudunu da yitiriyordu. Yavaşça eriyordu, artık her yeni güne teslim ediyordu; kendinden bir parçasını. Hayaller çocukluğunda dediği gibi onlar uğruna yaşamak ve ne olursa olsun ruhundan tek bir parça bile teslim etmeyecekti kimseye. Hayal hırsızları, öyle düşünürdü yoluna çıkan umutsuz insanları. Yol devam etmekteydi oysa yorulduğunu düşünürken. Mücadelenin yorgunluğu, kendi kalabilme yorgunluğuydu bu. Bir kez daha uzun uzun dikti gözlerini tavana. Yarın... Müziğin sesine yoğunlaştı umut veriyordu ona bu şarkı. Güzel ve iyi olan zihninde saklı kalmış bir kaç kırık görüntü belirdi ve biraz da burukluk. Hem içini acıtan hem de umut veren bir şarkıydı. Söyleyenin sesi nasıl da acı dolu ve kırık dedi, bir kez daha devirdi bakışlarını. Boş geliyordu artık bir çok şey. İçi boşaltmış bir kent diye düşündü. Tüm sokakları ve caddeleri bomboş tıpkı benim gibi dedi pencereden dışarı bakarken, tüm şehir uykudaydı. Umut... Hayal ettiğin sürece yaşar insan dedi. Son kez dinlerken şarkıyı sonuna dek açtı sesini geceye inat haykırıyordu şarkıcı buruk şarkısını. 24.04.08 02:00(Sis/ belirsizlik)G.T. |
||
|
||
| Yavaşça attı adımlarını sokağa doğru. Bulutlardan gözükmeyen gökyüzüne çevirip bakışını sıkıntıyla iç çekti. Kısacık olan saçlarına elini atıp hızla karıştırdı her kafasına birşey takıldığında yaptığı gibi. Düşünmek için en iyi yoldu. Sokağın karanlığında kaybolmak istercesine adımlarını art arda sıraladı. Sokakların labirenti diye düşündü. Hep aynı çıkmazlara başka yollar denemek diye düşündü ve hep çıkmaz sokak. Birde duvarlar vardı. Kalın kalın etrafına ördüğü duvarlar. Yıkamadığı içinde hapsolduğu duvarları belki de sahip olduğu en güçlü şey. Belki değişir dedi. Zaman değişir herşeyin değiştiği gibi. Alışmıştı bu yalnızlığa en yakın dostu olmuştu artık. Yürürken yolunu değiştirdi bu kez artık eski yoldan devam etmeyecekti. Hatalarından ders almıştı ve geçmişe dönüp bakmadan devam etmeye karar verdi. Devam etmek. Köşeyi dönüp içeri girdi. Müziği sonuna kadar açıp şarkıya eşlik etti. Açılan pencereden geceye yansıması vuruyordu gölgesinin. 25.04.08 22:25(Fısıltı)G.T. |
||
|
||
| Ay iyice kaybolmuştu yağmur yağacak diye düşündü ve iyice gözleri buğulandı. Ardı ardına sıralanan şarkıları çalıyordu yine aynı melankoliyle. Kitlenmiş kalmıştı sanki sıkışmıştı. Dondu sanki tüm yaşam diye düşündü hızla geçen günler sanki anlamsızdı. Kendini avutmaya çalışıyordu ama boşuna. Kendini yine kendine sarıyor sarıyordu ve kördüğüm oluyordu. Düğümler çözülmüyor ellerinde takılı kalıyordu hep. Düğümler çözülmüyor. Düğümler sözcüklerine, gözlerine dolanıyordu. Kilitlenmişti işte en sonunda. Kapıları kapanmıştı duvarlarının içinde hapsolmuştu çıkışı yok diye düşündü. Kilit kilit üstüne. Fısıltı&Kördüğüm G.T. |
||
|
||
| Hızla çıktı evden onu boğan her neyse dışarıda yok olacak sanırken hüzün onunla devam etti. Yağmur çiseliyordu otobüsün camına yastladığı cama. Yol devam ediyordu, kulaklarını kapatmıştı artık duymuyordu şuursuz uğultuları. Dışarının ne kalabalığı ne de soğuğu umrunda değildi. Düşünmedi hiç sessizce içinden şarkıya eşlik etti inene dek. Yavaş yavaş yürüdü. İçeri girdi, heryer ne kadar kalabalık dedi yine hayaletler dolu. İnsanların içinden yürüdü. Bir süre bekledi ve biraz dolaştı. Eski bir kitap buldu okuduğu ama artık hatırlamıyordu.Aldı ve devam etti biraz buruklukla hatırlamıyordu nasıldı acaba diye düşündü. Nihayet zaman çabuk geçti salona yöneldi. Karanlığın içinde koltuğu bulup oturdu. Ekranın içinde yokoldu. İşte tüm cevaplar diyordu. Bir kez daha dank etti. İmkansızlık. Şimdi anlıyordu artık. Sorulacak soru çözülecek birşey kalmamıştı. Anlıyorum dedi evet bugün anladım herşeyi ne demek istediğini dedi. Karanlıkla birlikte devam etti yola. Yağmur iyice bastırmıştı. Yağ dilediğince dedi nasılsa umrumda değil dedi. Seslendiği yağmurdan öteydi. Öfkesi sadece O'naydı. Bulutlara bakarak dedi tekrar devam et hadi üzerime yağdır tüm acını dedi. Sisin içinden gelen otobüse bindi. Cama tekrar başını yasladı ve kaç kez daha dedi. Kaç kez daha yitireceğim tekrar tekar kaybetmekten yoruldum. Artık istemiyorum hiçbir şey dedi. Herşey sizin olsun dedi.Herşey hepinizin olsun... Dünya'nın sonu. G.T. |
||
|
||
| 1,2,3,4.... gözlerini açtı tekrar çocukluğunda en sevdiği oyun buydu saklambaç. Çok sıkıldığında hep kaybolmayı severdi. Yine kaybolmuştu zihninin ötesinde nereye saklanmıştı? Hatırladı ve birçok şeyi kendini kandırdığını ve boş yere üzüldüğünü çok iyi anladı. Sis dağılmıştı artık yola devam etmek için toparlandı. Kendini buldu ve tekrar yola devam etti. (Pusula&Yol)G.T. |
||
|
||
| mod.şimdi tesadüfen dinlediğim babazula azmakköprüsü fonuylan okudum bunu.şuanki psikolojim alt üst.insan ruhunu bir anda bozmak bukadar kolay işte sende bunu çok iyi beceriyorsun.öykü değildi bu resmen drama yaa.buarada bu güzel yazının sahibi senmisn? | ||
|
||
mod.şimdi tesadüfen dinlediğim babazula azmakköprüsü fonuylan okudum bunu.şuanki psikolojim alt üst.insan ruhunu bir anda bozmak bukadar kolay işte sende bunu çok iyi beceriyorsun.öykü değildi bu resmen drama yaa.buarada bu güzel yazının sahibi senmisn? sahibi hayat desem daha doğru olur.
|
||
|
||
Çok güzel olmuşlar Bizlerle paylaştığın için teşekkürler
|
||
|
||
| valla senin kadar cürretkar ve becerikli değilim kalemimden hiç bi şey çıkmaz ... paylaşım için saol |
||
|
||
bizim mod varya tam edebiyatçı burdan sosyal mesaj vermek istiyorum kitap çıkarda tüyapta sana imzalatalım mod.
|
||
|
||
ay çok utandım sizinde yazıları görelim bakalım bedava okumak yok
|
||
|
||
| öykü yazarı olsana güzel bir üslubun var kitabın çıksa kesin alırdım | ||
|
||
öykü yazarı olsana güzel bir üslubun var kitabın çıksa kesin alırdım yapmayın yok okadar değilim cidden ama çok sağolun yorumlarınızı benimle paylaştığınız için.Tüm okuyan site üyelerine ve yorum yapma nezaketini gösteren üyelere teşekkür ederim
|
||
|
||
haır ben gerçekten ciddiyim gerçekten üslubun beğendim doğrusu ve konularda güzel kendini önemse
|
||
|
||
| bence de anlatımın gerçekten çok güzel | ||
|
||
tamam önerilerinizi dikkate alıcam bana ilham verdiniz akşam bir sürü yazarım artık
|
||
|
||
| yalnız bence paylaşma biriktir sonra yayınla bence | ||
|
||
en büyük mod.bizim mod .. ya mod sen kendi döneminde öss den türkçe bölümünü full mu çektin?
|
||
|
||
yalnız bence paylaşma biriktir sonra yayınla bence katılıyorum...mod..bunu yapabilirsin.azda olsa hedef kitlen belli oldu
|
||
|
||
yalnız bence paylaşma biriktir sonra yayınla bence katılıyorum...mod..bunu yapabilirsin.azda olsa hedef kitlen belli oldu ![]() )
|
||
|
||
yalnız bence paylaşma biriktir sonra yayınla bence katılıyorum...mod..bunu yapabilirsin.azda olsa hedef kitlen belli oldu ![]() )
|
||
|
||
en büyük mod.bizim mod .. türkçeden 42 net çektim anlatım bozuklukları sağolsun ya mod sen kendi döneminde öss den türkçe bölümünü full mu çektin? ![]() ![]() yalnız bence paylaşma biriktir sonra yayınla bence katılıyorum...mod..bunu yapabilirsin.azda olsa hedef kitlen belli oldu ![]() )kampanya için sağolun =) |
||
|
||
| yok ya ben öyle kolay kolay beğenmem ama seninkiler gerçekten hoşuma gitti | ||
|
||
yok ya ben öyle kolay kolay beğenmem ama seninkiler gerçekten hoşuma gitti çok sağol okuduğun için teşekkürler
|
||
|
||
vallla mod bilemiyorum yani bu saaten sonra yazmasan,bi kitap çıkarmazsan bilemiyorum yani
|
||
|
||
| diimi bencede bu kadar istek varken sende gayret et olsun bitsin bu işD:D:D:D: | ||
|
||
kitap yazmak öyle kolay değil ki bir taslak gerek ben doğaçlama yazıyorum öyküleri uzunlaştırmakla işe başlamak daha iyi olacak sanırım valla çok utandım çok teşekkürler
|
||
|
||
| kısa kıa öykücükler olsun onlarda güzel olur bence her neyse sen kitabı yazacaksın bizde okuyacağız karar verip yazması senden okuması bizden | ||
|
||
| yazıcam söz . | ||
|
||
kitap yazmak öyle kolay değil ki bir taslak gerek ben doğaçlama yazıyorum öyküleri uzunlaştırmakla işe başlamak daha iyi olacak sanırım valla çok utandım çok teşekkürler amman seninde farkın olur işte hep kalıplaşmış şeyler yapmazsın.gelişi güzel kısa öyküler sen aklına geldikçe yaz biz senin yazdıklarına hayranız.bunu bil yeter.insanlarda aynı şeyleri düşünecekler zaten.bundan emin ol mod.
![]() |
||
|
||
kitap yazmak öyle kolay değil ki bir taslak gerek ben doğaçlama yazıyorum öyküleri uzunlaştırmakla işe başlamak daha iyi olacak sanırım valla çok utandım çok teşekkürler amman seninde farkın olur işte hep kalıplaşmış şeyler yapmazsın.gelişi güzel kısa öyküler sen aklına geldikçe yaz biz senin yazdıklarına hayranız.bunu bil yeter.insanlarda aynı şeyleri düşünecekler zaten.bundan emin ol mod. ![]()
|
||
|
||
ne demek lazımsa o.uzaktan bakıldığında belki sizlere mod.gibi görülebilir.ama farkında olmadğımız birşeyler dönüyor,orda yeni bir edebiyatçı yeni bir kalem(klavye ) gönülerin sultanı ismini tam olarakta bilmediğimiz bir öykü canavarı duruyor..sen çok yaşa demek düşer bize umarım aziz nesin gibi ölürsün mod.....
|
||
|
||
ne demek lazımsa o.uzaktan bakıldığında belki sizlere mod.gibi görülebilir.ama farkında olmadğımız birşeyler dönüyor,orda yeni bir edebiyatçı yeni bir kalem(klavye teşekkürler ben daha çok yazarım merak etmeyin bir sene şiir yazmıştım bir sene de sitede öykü yazarım artık.
) gönülerin sultanı ismini tam olarakta bilmediğimiz bir öykü canavarı duruyor..sen çok yaşa demek düşer bize umarım aziz nesin gibi ölürsün mod..... ![]() |
||
|
||
| sabaha kadar yazsan sabaha kadar okurum.sen yeterki yaz.ama ben bukadar iyi yazsaydım kesinlikle senin kadar iyi niyetli olmazdım.birgün bir kitapta kendi öykünü okurken üzülmek istemezsin değilmi.sonuçta türkiyede yaşıyoruz şarkıların kitapların bi iki düzltme sonucu bu benim sanatım denilen ülkedeyiz. | ||
|
||
sabaha kadar yazsan sabaha kadar okurum.sen yeterki yaz.ama ben bukadar iyi yazsaydım kesinlikle senin kadar iyi niyetli olmazdım.birgün bir kitapta kendi öykünü okurken üzülmek istemezsin değilmi.sonuçta türkiyede yaşıyoruz şarkıların kitapların bi iki düzltme sonucu bu benim sanatım denilen ülkedeyiz. kişinin vicdanına bırakıyorum gerçi bu öyküyü ancak ben tamamlayabilirim ayrıntıları tüm hakkı bende saklı.
|
||
|
||
yorum yok oda güzel mod..
|
||
|
||
yine yapmış yapazağını afferın sana
|
||
|
||
| teşekkürler | ||
|
||
|
||
|
||
| Bıkmıştı artık kendini kandırdığını düşünüyordu. Ellerinde çürümüş ve kokuşmuştu artık inandığı tüm değerler. Boşluğun içinde hızla aşağıya düşüyordu. Hızla ve asılsızca yargılıyordu yine kendini. Nefret ediyorum senden dedi ayna karşında. Umutsuzluğun içinde kıvranıyordu, ne yaparsa yapsın onu mutlu etmiyordu.Hiçbir şey değişmeyecek diye düşündü. Herşey yalan!!! Ne önemi vardı ki çabalamanın artık. Ne faydası vardı kimseyi incitmemenin. İnandığı tüm herşey yalana dönüşmüştü. Hayat büyük bir yalanı anımsatıyordu artık. Zaman hızla geçen bir kovalama. Ellerinin arasında akıp giden zaman. Yalnızlığım sahip olduğum tek şey diye düşündü. Artık komik geliyordu bunca zamandır doğruluğuna inandığı değerleri, düşünceleri. Kendi yolum dediği yolda hep yalnız kalmıştı. Eline ne geçmişti ki mutlak doğrularında başka. Dürüst olmak, düzgün olmak sanırım herşey komik geliyordu ona dünyaya baktıkça.Kendi kabuğuna çekildi yine. Kendi dünyasında daha güvenliydi. Dışarıya bir adım bile atmak istemiyordu. Ne zaman dışarıya bir adım atacak olsa canı yanıyordu ve kırılıyordu. Kırıyorlardı onu. İnandıklarım birer birer ellerimde çürüyor işte popüler yaşam sana feda edilmiş tüm hayallerin katili dedi. Hayat? Neydi yaşam, sadece nefes almak mıydı? Yaşam neydi? İnsanlar ne kadar çabuk değişiyordu artık hızla ve zamanla iyice yaşadığı zamana yabancılaşıyordu. Herşeyi tüket, sadece bu anı yaşa, başkalarını birer nesne gibi kullan, tüket ve çöpe at. Bencil ol, kullan, tüket, at,sıradaki. Hayat neydi artık bilmiyordu. Saygı, sevgi, güven,paylaşmak bunlara ne olmuştu bu değerlere? Tüm şehrin pisliği ve gürültüsü içinde yok olmuşlar mıydı? Artık o da bilmiyordu. Tanrı' ya inanmıyordu. Böyle bir dünyanın bir yaratıcısı bu kaosa dur diyemeyecek kadar acizse, masumların katledilişine seyirci ise nasıl bir düzenin sahibi olabilirdi ki? Tanrı' yı sevmiyordu hem de hiç, asla barışmamıştı yıldızları 4 senedir.Şehrin tüm pisliğinden uzak bir hayat sürüyordu. Bazen tüm herşeyden nefret ediyordu okadar yozlaşmıştı ki herşey. Onu bu basitlik öldürüyordu. Umudu kalmamıştı. Umut etmek, hayal... Ne için? Kim için? Hiç bir şey adil değil hayatta, adil olmayan bir hayat için hiçbir şey yapmak istemiyordu bazen. Bazen tamamen kapanıyordu kendine günlerce hayalet gibi devam ediyordu yaşamaya ve bazen sadece nefes alıyordu. Bazen yaşamaya devam ediyordu en ufak umut belirtisiyle. Tutunacak tek bir dal? Hayallerin için yaşa demişti Güneş ona en son görüşmelerinde. Sadece hayallerin için yaşa ve asla hayallerinden vazgeçme demişti. Oysa o cevap vermişti; kim için, ne için? Kendin için. Bildiğin herşey yanlış izlenimine kapılıyorsan bu senin suçun değil başkalarının hatalarını kendine yükleme demişti ona.Başkaları için yaşama, sadece kendin için yaşa. Daima kendin ol, sen ol, gerçek ol dedi. Kendin olmak, kimim dedi içinden. Bu içimdeki kim? Kimim ben? (içedönüş/sorgu)G.T. |
||
|
||
Alıntı Bıkmıştı artık kendini kandırdığını düşünüyordu. Ellerinde çürümüş ve kokuşmuştu artık inandığı tüm değerler. Boşluğun içinde hızla aşağıya düşüyordu. Hızla ve asılsızca yargılıyordu yine kendini. Nefret ediyorum senden dedi ayna karşında. Umutsuzluğun içinde kıvranıyordu, ne yaparsa yapsın onu mutlu etmiyordu.Hiçbir şey değişmeyecek diye düşündü. Herşey yalan!!! Ne önemi vardı ki çabalamanın artık. Ne faydası vardı kimseyi incitmemenin. İnandığı tüm herşey yalana dönüşmüştü. Hayat büyük bir yalanı anımsatıyordu artık. Zaman hızla geçen bir kovalama. Ellerinin arasında akıp giden zaman. Yalnızlığım sahip olduğum tek şey diye düşündü. Artık komik geliyordu bunca zamandır doğruluğuna inandığı değerleri, düşünceleri. Kendi yolum dediği yolda hep yalnız kalmıştı. Eline ne geçmişti ki mutlak doğrularında başka. Dürüst olmak, düzgün olmak sanırım herşey komik geliyordu ona dünyaya baktıkça.Kendi kabuğuna çekildi yine. Kendi dünyasında daha güvenliydi. Dışarıya bir adım bile atmak istemiyordu. Ne zaman dışarıya bir adım atacak olsa canı yanıyordu ve kırılıyordu. Kırıyorlardı onu. İnandıklarım birer birer ellerimde çürüyor işte popüler yaşam sana feda edilmiş tüm hayallerin katili dedi. Hayat? Neydi yaşam, sadece nefes almak mıydı? Yaşam neydi? İnsanlar ne kadar çabuk değişiyordu artık hızla ve zamanla iyice yaşadığı zamana yabancılaşıyordu. Herşeyi tüket, sadece bu anı yaşa, başkalarını birer nesne gibi kullan, tüket ve çöpe at. Bencil ol, kullan, tüket, at,sıradaki. Hayat neydi artık bilmiyordu. Saygı, sevgi, güven,paylaşmak bunlara ne olmuştu bu değerlere? Tüm şehrin pisliği ve gürültüsü içinde yok olmuşlar mıydı? Artık o da bilmiyordu. Tanrı' ya inanmıyordu. Böyle bir dünyanın bir yaratıcısı bu kaosa dur diyemeyecek kadar acizse, masumların katledilişine seyirci ise nasıl bir düzenin sahibi olabilirdi ki? Tanrı' yı sevmiyordu hem de hiç, asla barışmamıştı yıldızları 4 senedir.Şehrin tüm pisliğinden uzak bir hayat sürüyordu. Bazen tüm herşeyden nefret ediyordu okadar yozlaşmıştı ki herşey. Onu bu basitlik öldürüyordu. Umudu kalmamıştı. Umut etmek, hayal... Ne için? Kim için? Hiç bir şey adil değil hayatta, adil olmayan bir hayat için hiçbir şey yapmak istemiyordu bazen. Bazen tamamen kapanıyordu kendine günlerce hayalet gibi devam ediyordu yaşamaya ve bazen sadece nefes alıyordu. Bazen yaşamaya devam ediyordu en ufak umut belirtisiyle. Tutunacak tek bir dal? Hayallerin için yaşa demişti Güneş ona en son görüşmelerinde. Sadece hayallerin için yaşa ve asla hayallerinden vazgeçme demişti. Oysa o cevap vermişti; kim için, ne için? Kendin için. Bildiğin herşey yanlış izlenimine kapılıyorsan bu senin suçun değil başkalarının hatalarını kendine yükleme demişti ona.Başkaları için yaşama, sadece kendin için yaşa. Daima kendin ol, sen ol, gerçek ol dedi. Kendin olmak, kimim dedi içinden. Bu içimdeki kim? Kimim ben? (içedönüş/sorgu) İçinde sanki kendimden tanıdık birşeyler buldum..Çok güzel anlatmışsın..Eline sağlık
|
||
|
||
aynı rotada olmak beni çok sevindirdi demek yalnız değilmişim
|
||
|
||
| Kızgın mıydı, yoksa anlık bir sinir miydi , bir türlü anlam veremiyordu. Bir anda parlamıştı alev almış benzin gibi. Hızla yanmaya başladı, ateş beynindeki sinirlere dek ulaşmıştı. Öfkeden patlıyordu. Onu bu kadar ne kızdırmıştı? Duygularına göre hareket ediyordu ve bazen bu onun zararına oluyordu. Artık onu durdurmak imkansızdı, kızgınken ne görür, ne de duyardı.İçindeki birşeyleri acıtmışlardı.Canı yanmış bir hayvandan farkı yoktu. Kaçınılmaz olan olmuştu patladı. Son sürat giden duvara sürülen arabadan farkı yoktu. Gazdan ayağını bugüne dek hiç çekmedi. Duvara çarpmak yada ipi kendi boğazına dolamak. Kendini asmak derdi buna. Bulut öfkeden de öfkeliyken kendinden de nefret ederdi.Öfke geçmişin birikimi miydi, öfke neydi? İçinde uyuyan hayvandan tiksindi. Ama bu onun içindeki birşeyleri harekete geçirmişti. Orda ne oluyordu? İçinde. Beyninde çakan o şimşek bütün hücrelerine işlemişti. Kendine dönüp baktığında ölüden farkı olmadığını anladı. Elektro şok dedi içinden gülerek. Onu harekete geçiren neyse hoşuna gitmişti. İçinde yatan bu hayvanın uyanması hoşuna gitmişti. O hayvan daima korkusuzdu. Üzerinde yığılan bunca zamanki tozu atmanın vakti gelmişti. Seni megolaman, egoist pislik dedi içinden. Seni ehlileştirmek gerek ama nasıl? Disiplin dedi içinden. Sen ancak disiplinle adam olursun. Bütün hayalini, gücünü, yaşamını, sevincini ondan alıyordu. Onu kapattığı yerden çıkarttı usulca. Hayvanın onu ele geçirmesine izin vermeyecekti çünkü o özgürdü. İpini kopartan bir deli kadar özgür. Ne zaman onu dışarı çıkartsa o uçmak isterdi, özgür olmak. Özgür olmak sadece önemliydi onun için. Tüm sınırları kırıp geçmesi bu yüzdendi. Bütün ruhunu kapladı yeniden sonsuz mavi gibi, sonsuz özgürlük. Acımadan onu parçalayan tek güç, o hayvan sadece özgürlüktü. Tüm merkezi sadece özgürlüktü. Kontrol altına alınması zor bir güç, kanına işlemiş, sınırlarını zorlayan tek şey. Sadece sonsuz özgürlüğü düşleyen hayvan beni yok etmene izin vermeyeceğim; şimdilik uslu dur, dedi Bulut. (bliss)G.T. |
||
|
||
| Yine bir akşam daha ve yine yürüyüş. Kulaklıkları bangır bangır bağırıyordu oysa o hiçkimseyi umursamadan yürümeye başladı. Yavaşça ritmini hızlandırdı ve koşmaya başladı. Koştukça uzaklaşıyordu. Tüm geçmişten, tüm insanlardan, kırgınlıklarından, üzüntülerinden, acılarından, hayalkırıklıklarından. Herkesi geride bırakıyordu, beyninde dans eden sözcükleri de koşarak. Yanından geçen insanlar güneş gözlükleri tepesinde bir insan nasıl koşabilir ki dedi yanında geçen kokoş bayana. Ya sana ne demeli gösteriş budalası boyalı surat dedi sarışına. Hepinizin canı cehenneme dedi içinden. Koşmaya devam etti. Nefret ediyordu bazen insanlardan çünkü bencillerdi, sadece kendini düşünen egoistler sürü dedi içinden. Koşmaya devam etti. Siz evet siz hepiniz başkalarının içinde onarılmaz yaralar ve delikler açan siz, birbirinizi sadece yaralar ve hırpalarsınız, yokum sizin oyununuzda ben dedi. Koşmaya devam etti nefesi tükenene dek. Denizin kenarındaki taşa kendini bırakıverdi. Martıları ve dümdüz denizi izlemeye başladı. Kusursuzdu. Kusursuz güzellik dedi içinden. Herşey kıyıdan bakınca güzel geliyordu ve yaşanabilir. Derin bir nefes aldı, yaşamak. Yaşadıkça tüm bildikleri yanılgı haline dönüşüyordu çünkü o asla oyun oynamıyordu. Bu yüzden hep oyunun dışındaki çocuk o oldu. Bundan da memnundu. Kimseden birşey almamıştı, çalmamıştı. Herşey öyle güzel ki dedi içinden sadece kimse yokken. Yavaşça kalktı ve yürümeye devam etti ağır ağır, market bulana dek dayandı. Ve su. Hemen hergün süren bir disiplindi bu onun için. Birşeylerle baş etmenin yoluydu ya da kaçışı. Belki kendinden, belki düşüncelerinden ve düşünmekten. Öğrenmeye hep hevesliydi herşeyi öğrenmek isterdi ve bu yüzden okurdu. Bütün hazinesi sadece kitaplardı. Herşeyi öğrenmek ne büyük yanılgı dedi içinden. Öğrendikçe daha mı kolay yaşanılacak sanıyorsun sen koca budala, öğrendikçe batıyorsun dedi. Görüyordu ki okuduğu kitaplardaki anlatılanların ardında sıkışıp kalan tek o değildi. O aynı boşlukta boğulan tek o değildi. Penceden gelen sesler Bulut'u uyandırmıştı. Pencereyi açıp öyle uyurdu yalnızken. Saat hızla akıp gitmiş dedi. İçeri geçip musluğu açtı. Akan suyu seyretti. Zaman da senin gibi akıyor işte herşey boş dedi, tüm çabam boş. Hayat bildiğini okuyor hep dedi. Ne kadar çok aılırsa asın küreklere yine hayat onu başka rotaya sürüklüyordu. Şimdi nerdeydi ve bazen korkuyordu sürüklenmekten. Şimdi kapılmaktan korkttu. Neyden ve ne için? Kocaman sor işaretleri, kendine cevap vermek istemiyordu. Kaç bakalım elbet yüzleşeceksin dedi. Temizlik zamanı. Bugüne sadece buna ayırdığım halde bu kadar ertelemek neden dedi Bulut.Dolabı açıp içinde tüm defterleri çıkarttı, tüm günlükler ve şiirler işte şimdi sonunuz geldi dedi. Eline geçirdiği ilk defterden başladı yırtmaya okumadan tek tek parçalamaya başladı. Hepsini tek tek parçalıyordu. Hırsla ve sinirle. İşte tüm aptallıklarının kanıtı dedi. Al işte koca bir hiç. Yırttıkça önündeki tepe büyümeye başladı. Kağıt parçacıkları dağ halinde gelmişti adeta. Yırttıkça rahatlıyordu. Tüm anılar, geçmiş, hayalkırıkları, üzüntüler yırttıkça sanki yok oluyordu içinde. Parçaladı ve parçaladı. Hıncını tüm defterlerden almıştı hepsini yırttı. Defterleri yırttıkça içindeki sızı dindi. Hepsinden nefret ediyordu. Yazdıklarından ve yazmaktan, yazdığı için kendinden, kelimelerinden. Canını acıtan herşeyden ve onları hatırlamak bile istemiyordu. Hepsini silmek istercesine yırtmıştı. İşte hepiniz böyle yok oluyorsunuz dedi Bulut. Bütün defterleri ve kağıt yığını plastik bir poşede doldurdu. Dışarı çıkıp çöpe attı. Bomboştu dolabının defter köşesi. (kağıt parçacıkları)00:30 G.T. |
||
|
||
aynı rotada olmak beni çok sevindirdi demek yalnız değilmişim Değilsin değilsin merak etme..O kadar iyi anlıyorum ki yazdıklarını ![]() Yine döktürmüşsün bu arada..Eline sağlık..Yazdıklarını takip ediyorum sürekli
|
||
|
||
aynı rotada olmak beni çok sevindirdi demek yalnız değilmişim Değilsin değilsin merak etme..O kadar iyi anlıyorum ki yazdıklarını ![]() Yine döktürmüşsün bu arada..Eline sağlık..Yazdıklarını takip ediyorum sürekli ![]()
|
||
|
||
| Lunaparkın ışıkları tekrar yanıyordu bu kez ona o kadar soğuk göründü ki. İç çekti ve başını öne eğip yürümeye devam etti. Lunaparkın güzel ışıkları... Keşke zamanı geri alabilseydim dedi içinden belki hepsi hataydı belki tek suçlu bendim. Ama neden böyle oldu dedi içinden. Herzaman suçu kendisinde aramaktan bıkmıştı. Belki de benim de hatalarım oldu. Belki ama artık hiçbir şey değişemezdi herşey uçup gitmişti işte. O ise bu sahil kıyısında loş ışıkların içinde karşı sahili seyrediyordu. Herşey öyle güzel ki. Kıyıda koşuşan çocuklar, kumsalda yürüyen sevgililer, köpeğiyle yürüyüşe çıkan adam. Denizden midye çıkartan çocuklar, denizde yüzen çocuklar... Herkes ne kadar mutlu dedi içinden. Bir tek hüzün içinde boğulan benim. Herşey yerinde ve herkes mutlu. Kendini tüm dünyanın dışında yapayalnız hissetti, içi titredi. Yalnızım. Üşümüştü, gözlerini kararan denize dikti, ayın yansıması öyle güzeldi ki. Tüm hayat devam ediyordu işte. Öyle ya da böyle. Çok mutsuzum ve bu bir türlü geçmiyor ki dedi içinden. Gökyüzünden denize yansıyan ay bile mutlu gözükmüştü ona. Kimin umrundayım ki dedi, sevilmemişti işte. Herkesin saklı yanı vardır işte o hiç sevilmemişti. Bu saatten sonra umrumda da değil ki sevilmek dedi içinden. Sevilmemeye alışıktı, onay görme ihtiyacı da hiç duymamıştı. Başka insanlara göre de yaşamamıştı. Gözü yine Bulut'un midye çıkartan çocuklara takındı, o kadar sevimlilerdi ki çocuklar çıplak ayakları, pantalonun paçaları sıvalı çocuklar bir yandan midyeleri çıkartıp bir yana yığıp öte yandan midyeleri temizliyorlardı. Onlara imrendi. Ne güzel işte, onlar gibi olmak istedi o anda, onlar kadar mutlu ve keyifli. Sonra yanından köpeğiyle gezen adam geçti. Köpeğinden gözünü bir an bile ayırmıyordu adam demek ki çok seviyor köpeğini dedi. Üşümesin diye köpeğine giysi bile giydirmişti. Mutlu bir şekilde yürümeye devam etti ikisi. Yine iç çekti ve yürümeye başladı. Çay bahçesinde iki sevgiliye takıldı gözü. İkisinin de gözü kimseyi görmüyordu, ikisi de sohbete dalmış, birbirlerine gülümsüyorlardı. Ne kadar şanslılar, birbirlerini ne kadar çok seviyorlar ve beraberler dedi. Başını öne eğdi biraz yüreği burkularak hızlandı. Kumsala indi. Ayakkabılarını çıkartıp denize doğru yürümeye başladı. Deniz soğuktu. Dalgalar ayaklarına çarpıyordu. Ayakkabıları elinde tüm kumsal boyunca hem ağlayıp hem de yürmeye devam etti. Rüzgar ılık ılık yüzüne çarpıyordu. Denize yansıyan yakamozlar, gökyüzünde parlayan yıldızlar ve meltem. Uzaktan bir şarkı duyuluyordu kumsaldan. Eski bir şarkıydı adını hatırlayamadığı bir şarkıcıya aitti. Tam kalbine denk gelmişti sözleri. O söyledikçe Bulut ağlamaya devam etti, şarkı bitene dek. (bir yaz akşamı)G.T. |
||
|
||
| Eşyalarını yavaşça topladı tek tek. Her açtığı dolapta bişi buluyordu çocukluğuna dair. Gülümseyen mutlu mutlu resimler. Kolilere kaldırıyordu tek tek kitaplarını. Sanki çocukları gibiydi kitapları hepsini özene bezene saklamıştı bunca sene.Okul harçlarını biriktirdiği zamanlarda şekerden arta kalanlardan kitap alırdı hep.Bu kural büyüdükçe de değişmemişti. Yeni ciltli kitapların kokusunu çok severdi Bulut. Topladıkça eski kitapları çıktı ilk okuduğu kitap ellerinin arasındaydı. Bu kitap dönem ödeviydi onun. Çok güzel bir romandı dedi içinden. Her kelimesini hatırlıyordu kitabı eline aldığında. Ama masanın üstünde duran yıllar önce okuduğu bu kitabı neden hatırlamıyordu ki? Babasıyla gittiği dükkandan almışlardı o kitabı 5 sene önce.O yüzden daha kıymetliydi bu kitap. Babasına hayrandı. Kitapları her gördüğünde kendini kaybediyordu. Onun için her kitap yeni bir dünyaya açılan kapıydı. O yüzden kitaplarını kimseyle paylaşmazdı Bulut. Sadece kitap konusunda bencildi. Kitaplarının tek bir sayfasına bile zarar gelecek olsa bu onu çok incitirdi. Kitaplar onun tek servetiydi. Koliler üst üste yığılmıştı şimdi odasında herşey bomboştu. Sadece duvarlar kalmıştı göze batan. Hüzünle doldu. Eski odasına elveda der gibi.Dolapları her boşalttığında nedense içi acımıştı. Giysilerini çıkarttı tek tek katladı. Hepsini kolilere doldurdu. Giysilerden çok kitaplarım var dedi içinden. Çünkü eline ne zaman para geçse yarısını kitaba verirdi hiç acımadan. Ne kıyafet ne süs ne ayakkabı ne çanta. İlle kitap. Tek sevdiği şey kitap almaya gitmekti. Elbise alırken bile bu kadar mutlu olmuyordu.Karşısında duran aynaya baktı kaldırmadan önce. Gözlerinin içine dek baktı, sanki bir yabancıya bakar gibi sanki hiç tanımadığı bunca zamandır görmediği birine bakar gibi baktı kendine. Hala sevmiyordu kendini ve hala beğenmiyordu. Gözlerinin altındaki yorgunluktan oluşmuş mor halkalara baktı. Acaba zayıflıktan mı yorgunluktan mı dedi. Müziğin sesini kıstı artık başı ağrımıştı çalan hep aynı şarkıdan. Toparlanmıştı bir tek küçük sırtı çantası kalmıştı. Ne giyeceğim ki ben şimdi dedi içinden. Birkaç tane blüz, pantalon,pijama mutlaka kitap ve mp3çalar. İki saat onu şarj edip birde liste yaptım burda unutursam işte o zaman dünya başıma geçer dedi. Pudra, göz kalemi ve rimel bunlara ihtiyacım yok dedi ve kolilere sıkıştırdı. Makyaj yapmayı sevmezdi aslında sadece gözlerini siyahın arkasında gizlemek için kullandığı bir taktikdi. Sadece sert olmak hepsi bu dedi Bulut. Güzel olmak kimin umrunda benim değil dedi içinden. Oyuncak ayısı kalmıştı bir tek dışarda koliye koymak istemiyordu ya başına bişi gelirse ya kaybolursa ya zarar görürse dedi içinden. Çocuk gibi endişelendi ayısı için.İstemeye istemeye kaldırdı ayısını umarım sana birşey olmaz dedi içinden. Çünkü neyi çok sevse neye çok bağlansa elinden alınmıştı hep. Cansız nesneleri canılılardan daha çok seviyordu.Onlar ölmüyordu, onlar cevap vermiyordu, onlar kalp kırmıyordu, onlar çekip gitmiyordu, onlar yalan söylemiyordu , onlar Bulut'u hiç satmıyordu. Onlar hep onun yanındaydı ne zaman istese yanındaydılar. Eşyaları bıraktı biraz bunalmış biraz da başı döndüğü için içeri geçti. Sıkılmıştı tüm ev kolilerle doluydu. Akşam ne çabuk oldu dedi içinden.Yarın hiç olmasa dedi. Sabah başka yerde olmak, evinden, odasından uzakta olmak istemiyordu. Odası tek sığınağıydı.Tüm dünyadan uzakta ve güvende olduğu tek yer evi. Dışarı her zaman onun için soğuktu, güvenilmezdi ve yabancı. Çekimserliğinin tek nedeni bu muydu. Sıkılmıştı daha sabah olmadan, uyuyamıyordu. Kendinden sıkılmıştı artık. Beynini kurculayan sorunlar ondan uzaktaydı. O çemberi kırmıştı. Böle daha iyi dedi içinden. Yalnız ama huzurlu olmak. Yastığını düzeltti, battaniyeyi açtı. Yavaşça üzerine çekti.Dizlerini karnına dek çekti ve ellerini yanına bıraktı. Sola yaslandı ve kulaklıklarını taktı. Yine aynı şarkıyı tekrar dinleyerek uykuya daldı. (kutu&geçmiş)G.T. |
||
|
||
| İki tane yeni öykü hali hazırda beklemekte | ||
|
||
Bu sefer neler yazdın merak ediyorum
|
||
|
||
Bu sefer neler yazdın merak ediyorum baya döktürdüm müsait olduğumda yazıcam
![]() |
||
|
||
E o zaman 4 gözle bekliyoruz yazmanı
|
||
|
||
E o zaman 4 gözle bekliyoruz yazmanı heyecan, gerilim,korku,dram,macera hepsi çok yakında...
![]() |
||
|
||
| Uzun zamandır süren bu karmaşanın içinden sıyrılmak. Kendini tamamen süre gelen hep aynı döngünün dışına attı. Herkesle ve herkesten çok uzağa. Kendini hiç bu kadar kandırılmış hissetmemişti daha önce. Nedenleri hatırladı her zaman sorulduğunda farklı nedenler vermişti hep ona bunca zaman onu sadece uzakta tutmayı tercih etmişti çünkü onun için daima ulaşılmaz olan aşktı Nehir için. Bulut kendini aptal gibi hissediyordu. Saf... Kandırılmış ... Nedenleri zamanla anlıyordu söylenmemiş her seferinde öne sürülen başka yalanları. Artık yalanlardan bıkmıştı ve oyunlardan. Uzun zamandır bu kadar huzurlu olduğunu düşünmemişti. Kafa karıştırıcı bir neden yoktu. Gel- gitler yoktu. Yalnızlık vardı sadece acı ve üzüntüden uzaktaydı. Şimdi ihtiyacı olan sadece biraz daha zamandı. Bunca zaman sadece kendini boş yere yıpratmış olduğunun farkına varmıştı. Boş yere geçen zaman, boşa bekleyiş, boş avuntular, teselliler, şu an herşey çok anlamsızdı. Sonsuza dek kapanan son sayfasıydı saçmalığın. Kendine kızmak, nefret etmek hepsi artık birşey ifade etmiyordu. Bulut kendini aldatılmış hissediyordu. Suçluluk ve pişmanlık kalmamıştı içinde Nehir' e dair. Nehir ve yalanlarından tiksiniyordu. Son kopan ipti bu. Bunca zaman boş bir hayal için beklemiş olmak en çok canını acıtandı. (yalan&hayal)G.T. |
||
|
||
| YALNIZ ADAM ve KIRLANGIÇ Karlı bir kış günüymüş... Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç, yalnız bir adamın penceresinin dışına gelip gagasıyla camı tıkırdatmış, adeta adamın onun içeri girmesine müsade etmesini istemiş. Yalnız adam bu isteği görmüş, "olmaz alamam, git başımdan" der gibi kuşu kovalamış, sonra da kendi kendine söylenmiş;"Hıh, camı tıkırdatmakla kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba..?" Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış, rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı daha başka düşünceler sarmış, kırlangıcın arkadaşlığını geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş... "Keşke kuşu içeri alsaydım. Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır, cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı. " demiş. Ertesi sabah ilk iş pencereyi açıp, etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş. Ama görememiş zavallı kırlangıcı... Uzun kış geçmiş, yine yaz gelmiş... Etrafta kırlangıçlar, cıvıldıyarak uçmaya başlayınca; yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar açıp kuşu beklemiş... Ama hiç gelen olmamış. Onun hevesle havada uçan kuşlara baktığını gören komşusu hikayeyi öğrenince hafif buruk bir sesle: "Sevgili komşum, anlaşılan sen kırlangıçların sadece 6 aylık bir ömürleri oduğunu bilmiyordun?" demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş ama üzülmek için de artık geç kaldığını anlamış... *** Dikkatli olun... Farkında olun... Kendinize bir sorun... Acaba, siz kaç kırlangıç kovaladınız? Hiç geri çevirmediniz mi bugüne kadar size sunulan bir dostluğu? Hayatta bazı fırsatlar vardır ki, sadece birkez karşımıza çıkar, değerini bilemezsek kaçıp giderler. Ve asla geri gelmezler.... ( |
||
|
||
| çok doğru çok güzel bir öykü paylaştığın için teşekkür ederim. | ||
|
||
| KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya... Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak bir yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü , insanı oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu. İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına. Bir an öylece baka-kaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye? " Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, Son ana kadar hep bir umudum olsun diye... " |
||
|
||
| Bu öykü de çok güzelmiş, çok beğendim teşekkürler |
||
|
||
| HERKES İÇİN BİRAZ MUTLULUK Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile. Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep.. “Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu... Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse, Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı. Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun... Nasıl başarıyorsun bunu? Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim. Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak. Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var.. Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim. Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani? Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kötü olmasını seçersin... Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!.. Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım. Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler... Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış. Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm. Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim. Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm.. Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim. Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !.. Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten.. Ne yaptın? diye merakla sordum.. Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu.. Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !.. Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım.. Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin. Otopsi yapar gibi değil.. Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu. Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim.. Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu.. Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var: 1. Unutup gitmek. 2. Kesip saklamak, fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak.. Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim. Francie Baltazar-Schartz |
||
|
||
| Bunu da beğendim aklıma tavuk suyuna çorba kitapları geldi onları da çok beğenirdim Çok teşekkürler |
||
|
||
| BABAMI İSTİYORUM Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu. Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip, "Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat" dedi. Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"... Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı... Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi... "Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi... Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler babacığım"... Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?... Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı; "İşte 20 milyon... Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..." |
||
|
||
| Bu çok anlamlıymış bunu daha çok beğendim | ||
|
||
| YAŞADIĞINIZ HER GÜN ÖZELDİR ! Eniştem; kızkardeşimin tuvaletinin en alt gözünü açtı ve ince kağıda sarılmış bir paket çıkardı. "Bu" dedi, "sıradan bir çamaşır değil." Kağıdı açtı ve çamaşırı bana uzattı. Zarif ve ipekliydi. Kenarları elişi dantelle süslenmişti . Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hala üstündeydi. "Jan bunu New York'a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden baksan sekiz, dokuz yıl olmuştur. Hiç giymedi. Özel bir gün için saklıyordu." Çamaşırı benden aldı ve cenaze evine götürmek üzere ayırdığımız diğer giysilerle birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an yumuşak kumaşı okşar gibi oyalandı. Tuvaletin gözünü hızla kapattı ve bana döndü ve dedi ki : " Hiçbir şeyini özel bir gün için saklama. Yaşadığın her gün özeldir." Cenazeyi izleyen günlerde enişteme ve yeğenime beklenmeyen bir ölümün arkasından yapılması gereken tüm üzücü işlerde yardımcı olurken sık sık bu sözleri hatırladım. Kardeşimin ailesinin yaşadığı şehirden California'ya dönerken uçakta yine bu sözleri düşündüm. Kardeşimin göremediği, duyamadığı veya yapamadığı bütün şeyleri düşündüm. Hala eniştemin sözlerini düşünüyorum ve hayatım değişti. Artık daha çok okuyor, daha az toz alıyorum. Balkonda oturup bahçemi seyrediyorum, uzayan çimlere aldırmadan. Ailem ve dostlarımla daha çok vakit geçiriyorum , iş toplantılarında daha az. Mümkün olduğu kadar sık "hayatın katlanılması gereken bir dertler zinciri yerine zevk alınacak olaylar silsilesi olarak görülmesi" gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Her anın güzelliğini duyumsayarak yaşamak istiyorum. Hiçbir şeyimi özel günler için saklamıyorum. Kıymetli tabak çanağımı her "özel" olayda kullanıyorum. Birkaç kilo vermek, tıkanan lavaboyu açmak, bahçemde ilk açan çiçek gibi özel olaylarda.. En pahalı ceketimi canım isterse süpermarkete giderken giyiyorum. Teorime göre eğer zengin görünürsem, küçük bir torba erzak için o kadar parayı daha rahat ödeyebilirim. Pahalı parfümü özel partiler için saklamıyorum. Mağazalardaki tezgahların ve banka memurlarının burunları da, en az parti parti gezen arkadaşlarımınkiler kadar iyi koku alır. "Birgün" kelimesi dağarcığımdaki yerini kaybetti. Bir şey, eğer görmeye, duymaya veya yapmaya değerse, onu şimdi görmek , duymak ve yapmak istiyorum. Hepimizin "Yaşayacağımıza garanti gözüyle baktığımız yarını görmeyeceğini" bilseydi eğer kızkardeşim, neler yapardı kimbilir ? Sanırım aile fertlerini veya yakın arkadaşlarını arardı. Belki eski birkaç arkadaşını arayıp aralarında geçen sürtüşmeler için özür dilerdi. Belki bir lokantaya en sevdiği çin yemeğini ısmarlardı. Bunların hepsi birer tahmin. Kardeşimin neler yapamadan öldüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ya ben ?.. Eğer sayılı saatimin kaldığını bilseydim, yapamadığım şeyler olduğu için kızardım. Yazmayı ertelediğim mektupları yazmadığım için kızardım. "Bir gün ararım" dediğim dostları görmediğim için kızardım. Eşime ve kızıma onları ne kadar çok sevdiğimi yeterince sık söylemediğim için kızardım. Artık hayatlarımıza kahkaha ve renk katacak hiçbir şeyi yarına ertelememeye, duygularımı dizginlememeye çalışıyorum. Ve her sabah gözlerimi açtığımda kendime o günün "Özel bir gün" olduğunu söylüyorum. Her gün, her dakika, her nefes gerçekten Allah'tan bize bir armağan. ANN WELLS |
||
|
||
| VARIM ! Saatlerdir bilgisayarın başında oturuyordu, hala beklediği mail gelmemişti. Silkindi. Kaç saat olmuştu bilgisayar başına oturalı? Oooo! İki saatten fazla olmuş, koskoca iki saat? Arkadaşları yemeğe davet etmişti, Sinan sinemaya, oda arkadaşları ise fal partisine.. Hiçbirini kabul etmemişti. Şimdi bu ücra internet cafede gelecek o maili bekliyordu. Daha ne kadar sürecekti? Kimbilir belki, bugün hesabına bile girmemişti, girmeyecekti? Girse bile yazacağı daha önemli insanlar vardı belki... Belki de onun ona önem verdiği gibi o, ona önem vermiyordu? Yok canım! O da en az Sevgi kadar değer veriyordu Sevgi'ye, yazdığı her mesajın karşılığı ertesi güne geliyor, hadi ertesi gün olmadı birkaç gün içinde gecikmenin özürünü de içeren mail hesabında bekliyordu Sevgi'yi. Aylar olmuştu yazışmaya başlayalı, bir kez bile aksamamıştı mailler. Ta ki, bu haftaya kadar. Hafta başından beri tek bir satır gelmemişti ondan. Tuhaf! Oysa kendisi yazacak bir şey bulamasa - ki, bu da ayda yılda bir olurdu- forward edilmis mesajlar gönderirdi, güzel sözler, fıkralar ya da ufacık bir e-kart. Üçüncü gün dayanamamış, onu merak ettiğini söylediği bir mail göndermişti: Heeeey, öldün mü kaldın mı? Haber verseneeeee! diye şakalaşmıştı üstelik. Ses seda yoktu yine karşı tarafta, beşinci gün iyiden iyiye meraklanır olmuştu, hatta bir sapığın onun hesabına girip gelen mesajları ondan önce okuyup sildiğini bile düşünmüştü. İyisi mi oturup bütün gün bekleyecekti bilgisayar başında, hem içinde de bir şüphe kalmayacaktı böylece. Bugün sekizinci gün de bitmişti. Yine en ufak bir yazı bile gelmemişti. Unuttu beni diye geçirdi içinden. "Tabii, ne bekliyordun ki!" diye kızdı kendi kendine. Alay etti bir süre bu çocukluğuyla. Hiç görmediği, sadece yazılarıyla, şiirleriyle tanıdığı biriydi karşıdaki ve hep öyle uzakta öyle bilinmez kalacaktı. Ne bekliyordu ki? Kendisi de bilmiyordu. Hayalinde bu yazıları yazan kişiyi bir türlü canlandıramıyordu. Ne zaman gözlerini kapasa sadece bir çift el görüyordu, klavyenin tuşlarına dokunan güzel parmaklar... Bu elin kime ait olduğunu görmeye çalışıyor, didiniyor ama hayali bir anda dağılan sis gibi yok oluyordu. Ertesi gün soluğu yine bilgisayar başında aldı. Bekledi, bekledi. Birkaç arkadaşından gelen mailleri yanıtladı hemencecik. Aslında böyle beklemek fena da olmuyordu hani. Zaten tatildeydi yapacak başka bir işi yoktu, arkadaşlarından çoğu eve dönmüştü kalanlar ise onu çağırsa da o pek istemiyordu. Bu düşüncelere dalmışken yeni bir mesaj geldi. Hayret adres pek yabancıydi ona. Biraz tereddüt ettikten sonra yüreği korku içinde açtı. Mail, "merhaba ben Akın'en yakın arkadaşıyım. Kendisini trafik kazasında kaybettik, telefon defterinin arasında sizin mail adresinizi bulduk ve haber vermeyi uygun gördük. Başımız sağolsun" diyor ve devam ediyordu ama mailin devamı onu ilgilendirmiyordu artık.Okuyacağını okumuştu zaten. Kaçıncı ölüm haberiydi bu, bu kaçıncı değer verdiği insandı yitip giden? Bazen bütün uğursuzluğun kendinde olduğunu düşünüyordu. Sonra saçma geliyordu düşündükleri, ama ne farkederdi ki, işte cok sevdiği, her gün yazdıklarıyla onun gününe renk katan o kişi artık yoktu. Kötü bir şaka olamaz mıydı? Ne yapacaktı şimdi? Beklediği mail gelmiş miydi? Ne yani kalkıp gidecek ve bir daha gelmeyecek miydi? Bir daha o güzel mesajlari hiç göremeyecek bir daha o elleri hayal edememenin üzüntüsüyle doğruldu. "Cebinden size henüz yollamadığı, yollamak için doğum gününüzü beklediği bir şiir bulduk. Tıpkı sahibine ulaşmamış bir mektup gibi duruyordu oracıkta. Aşağıda onun sizin için yazdığı son şiiri bulacaksınız. VAR MISIN ? Biliyorum şaşıracaksın Son sözler gibi gelecek kulağına Yoo yanılmıyorsun. Son sözler bunlar. Bu uzaklığı kaldırmak için ortadan Sadece bir ufacık his'tik, sen bana ben sana İki satır lâf, iki mısralık şiirdik Bir gülücüktük Bir soru isareti Oysa daha fazlasını istemek bencillik mi? Anla artık! Sözler var ama satırlar yetersiz Düşünceler var ama sayfalar yetersiz. Duygular var ama mısralar yetersiz. Anla artık biliyorum bir sen var, bir de ben Uzak uzak yerlerde ayrı ayrı şehirlerde. Ama desem ki, sana: Biz demeye var mısın? Desem ki, ne sen olsun, ne de ben. Bir biz olalım. Var mısın ? Akın Yıldız Şaşırmıştı, istemezdi etraftakilerin gözü önünde ağlasın. Hiç adeti değildi ne de olsa. Oysa Akın hep nasıl hissediyorsan öyle ol başkalarını boşver derdi. İşte her zamanki gibi yine dinlemişti onun sözünü. Demek o da aynı şeyleri hissetmiş, o da artık bu uzakığı kaldırmak istemişti. Doğumgünü geçmişti, hem de yine bilgisayar başında. Yeni bir yaşa daha girmişti işte, yepyeni bir yaş, yepyeni umutlar, acılar, mutluluklar. Her yaş olgunlaştırırmış biraz daha insanı, belki de en çok bu yaşa girdiğinde olgunlaştığını anlayacaktı yıllar sonra arkasına dönüp baktığında kimbilir... Akın! Kahretsin, seni şimdiden özledim diyerek hıçkırıklara gömüldü. Neden sonra eli yanıta gitti. Akın'a geç kalmış bir yanıttı bu. Sadece tek bir sözcük yazdı : VARIM ! Alev Demir 03.08.2000 Sevgi Bahçesinin ödüllü yarışmasında birinciliği alan yazı. |
||
|
||
| İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için,sevmekten korkuyor.Sevilmekten korkuyor,kendisini sevilmeye layık görmediği için.Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor,eleştirilmekten korktuğu için.Duygularını ifade etmekten korkuyor,reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor,gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor,dünyaya iyi birşey vermediği için.Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.. W.SHAKESPEARE
|
||
|
||
| İNSAN VE DÜNYA Adam,bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü: -Ohh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim,artık sinemaya gidebiliriz”dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu cevabı verdi: - Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ. |
||
|
||
| Çok güzelmiş hepsi ama Varım öyküsü beni darmadağın etti ağlattın beni | ||
|
||
| "Varım" güzelmiş gerçekten ..Ödülü hak etmiş hani..Paylaşım için de teşekkürler neo.. | ||
|
||
| Dünkü yağan yağmurdan sonra güneş gizlendiği bulutların arkasından yüzünü gösteriyordu. Deniz kadar mavi gökyüzü, güneş saçlarını dağıtmıştı yine. Dünkü yorgunluğundan eser yoktu. Pencereyi açıp bina yığınlarının arasından gökyüzünü seyretti. Tüm şehir sessizdi, duyulan sadece kuş sesleriydi. Önce tek bir kuşun sesi duyuluyordu. Daha sonra ona eşlik eden diğer bir kuş katıldı. Saat ilerledikçe şehrin sessizliği de bozulmaya başladı yavaş yavaş. Önce araba sesi sonra arkadaşına seslenen bir kız ve ardından ağlayan bir çocuk. Sanırım ağlayan çocuk için bağırıyor olmalı bu kız dedi. Çocuğu içeri mi almasını istiyor? diye düşündü Bulut. İyice sinirlenmiş olmalı ki kızın iyice sert çıkmaya başlamıştı sesi. Derken arka plana bir erkek sesi daha eklenmişti ve daha hızlı öten birkaç kuş. Biraz daha sert bağıran kız, ağlayan çocuk ve kuş sesleri. Kuş sesleri... Pencereyi kapatıp koltuğa oturdu. Perdenin arasından oraya güneş vuruyordu. Dünkü yağmurdan sonra hava nihayet açmıştı. Bütün gece Bulut sadece yağmuru dinlemişti. Cama vuran yağmur damlalarının sesinden uyanmıştı. Hiçbir şey düşünmeden sadece yağmuru dinlemişti. Yağmur ona birçok şeyi anlatmıştı. Yanıldığını, görmek istemediklerini, yüzleşemediği ne varsa hepsini tek tek anlatmıştı yağmur. Bunca zamandır sığınıp saklandığı hayalin ardından. Hiç pişman değildi. Kalkıp ellerini yıkadı tekrar. Dün gece kim ölmüştü? Yağmur hızlanmaya başlamıştı. Bulut uyanıp terliklerini giymeden duyduğu sese yöneldi. Ses dışardan geliyordu. Dışarı çıkıp bahçeye yöneldi. Karanlığın içinde yağmur deli gibi yağıyordu. Karanlığa doğru yönelik ağır ağır ilerledi Bulut. Toprağın içine yavaşça küreği sapladı. Küreğe dolan toprağı kenara boşalttı. Kazdıkça derinleşmişti çukur. Çukurun içine girip iyice kazmaya devam etti. Sadece omuzları gözüküyordu artık çukur derindi. Bu kadar yeterli dedi Bulut. Tırmanarak kazdığı çukurun içinden çıktı. Şimdi karşısında utanmadan dikilip duran surata baktı. Hiçbir şey demedi. Yaklaştı. Sadece gözlerinin içine baktı ve küreği tek hamlede başına indirmişti. Acı içinde debelenip duran yerdeki kişinin suratına baktı. En ufak merhamet kırıntısı bile yoktu içinde. Sürükleyerek onu çukura kadar çekti. Kürekle onu çukurun içine iteledi. Çukurun içindeydi yağmur hızla içine yağıyordu. Üzerine içerden aldığı gazeteleri yığmaya başladı. Çok çabuk bir biçimde yapmıştı bunu. Bidonu yerden kaldırdı. Ağzını açtı. Gazetelerin üzerine el çabukluğuyla döktü. Cebinden kibrit kutusunu çıkarttı. Tek bir kibriti tutuşturup kibriti kutusuna bıraktı. Kutuyu gazetelerin üzerine bıraktı. İyice yanmaya başlayan kibrit kutusuyla gazeteler tutuştu. Gazın etkisiyle tüm gazeteler yanıyordu. Kısa bir zamanda ateş büyüdü. Çukurdan bir mesafe uzaklaşan Bulut, Nehir'in yanmasını izliyordu. Bulut ateş sönene dek izledi. Açılan perdeyle irkilip uyandı, ter içindeydi. Dışarıdan kuş sesleri duyuluyordu. Kötü bir rüya olmalı dedi içinden. banyoya doğru yürüyordu ve ayakları çamur içindeydi. Dışarı çıkıp bakmak için gittiğinde ortada ne çukur vardı ne de kürek. Çukur yerine sapsarı nergisler vardı sadece. Nergislerin arasında ise yanmış bir kibrit kutusu. (Sarı Nergis) 15.05.08 G.T. |
||