|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 Sabah uyandığında çok geç kaldığını anladı. Hemen aceleyle hazırlandı ve çıktı. Kitapları tekrar içeri girdi. Ders notlarını alıp minibüse bindi. Okula geldiğinde ilk ders çoktan başlamıştı. Dün gece uyuyamadığı için sabah uyanamamıştı Bulut. Dekan'ın girdiği dersti üstelik birbirlerinden hiç haz etmiyorlardı. Geçen sınavda örgülü saçlarına takmıştı. Bakalım bu sınavda ne bulacak diye düşünmeden edemedi. İlk derse girmedi sinirlerini daha fazla bozmak istemiyordu. Kantine çıkıp kahvaltı yapmayı düşündü. Hukuk hocasına yakalanmıştı. Bu kez ayık sanırım dedi. Geçen ders leş gibi alkol kokuyordu hoca ve dersi kısa anlatıp erken bitirmişti. Hocayla biraz sohbet ettikten sonra kahvaltısını yaptı. İkinci dersten önce öğrenci temsilcisi olan Sevgi'yi buldu. Okul gazetesine başlamak istediğini ve elindeki hazırlamış olduğu yazıları teslim etti. Okul gazetesini hazırlayan ekibi tanıdığı için Sevgi yazıları aldı. Ders bitiminde gazeteden bazı arkadaşlarla tanışacaktı. Nergis'le tanışmışlardı ilk o da Bulut gibi gazeteye yazılar hazırlıyordu. Henüz gazete ekibiyle tanışmamıştı. Nergis'le ilk karşılaştıklarında biraz ters davranmıştı. Güneş? Sevgi ile Nergis sohbet ederlerken duymuştu, Güneş'i özledim demişti. Bu bira şaka mı yoksa dalga mı geçiyorsun demişti Bulut. Nergis kızıl saçlarının altından yüzünü göstererek hayır, benimde arkadaşımın adı Güneş demişti. Bulut bu karşılaşmadan sonra Nergis'in onun en yakın dostu olacağını henüz bilmiyordu. İki gün sonra gazete çıkmıştı Bulut'un yazdığı denemeler sayfalardaydı. Yazarken çok tedirgin olmuş daha sonra önemsememişti nasıl olsa tutmaz bende devam etmem demişti. Aldığı yorumlarla şaşkına dönmüştü Bulut herkes denemelerini okuyordu ve beğeniyorlardı. Çok şaşırmıştı. İlk kez yaptığı birşeyi beğenen insanlar olmuştu. Umursayan ve önem veren. Tekrar yeni denemeler hazırlamıştı Bulut elinde bir de ufak makaleler vardı bunları aceleyle gazeteye göndermişti. Daha önceki okurken fark etmişti aynı makaleden bir tane daha vardı. Gazete çıkmadan önce gazete ekibinden Bora(gerçi hiç tanışmamışlardı)'yı gördü. Ona durumu anlatıp makaleyi çıkartmasını istedi. Ben hallederim diye cevap verdi. Bulut bir garip bulmuştu Bora'yı. Üzerinde durmadı. Daha sonra Bora'yla tanışacaklarından habersizce. Bir gün Bora geldi ve seni daha yakından tanımak istiyorum yazılı bir not bıraktı. Arkasında telefon numarası vardı. Bir süre tereddüt etti. Ne olabilir ki dedi ve numarayı kaydetip cevap olarak mesaj attı. Daha onu tanımıyordu hakkında sadece gazetede yazdıklarından edindini biliyordu. Bora'ya karşı bir önyargı yığını vardı kafasında. İlk gönderdiği mesajların hepsi aynen Nehir'e benziyordu. Kötü bir tesadüftü bu. Deja-vu. Lanet olsun dedi içinden. Bora'yı kırmak istemiyordu ama Bora aynen Nehir gibi devam ediyordu sohbete. 2 gün Bulut geçmişin içinden çıkamadı. Aynı şeyi yaşıyordu ufak değişikliklerle kelimeler hemen hemen aynıydı. Eski kız arkadaşıma benziyorsun hatta direkt osun. Resim yapması derken bir anda bir gel-git yaşadı Bulut. Bora'dan hemen uzaklaşmak ve onunla hiç konuşmamak istiyordu. Beraber bir kahve içebilir miyiz bana hayat hikayeni anlatırsın. Çok kızmıştı. Bu tuzağa düşmeyecekti. Hayır.O kadar çok benziyorlardı ki birbirlerine tepkileri,değer verdikleri şeyler, nefretleri bile, yaraları da aynıydı,sohbet esanasında Bora'nın kelimelerinin ardında görmüştü bunu. Geçmişten dolayı bir öfkesi vardı Bulut'un Bora'ya karşı. Bazen o kadar kızdırıyordu ki onu gazeteyi bırakmayı bile bu yüzden birkaç kez düşünmüştü. Bırakıp gitmek Bora'dan uzaklaşmak ama yazmaktan vazgeçemiyordu. Bazı günler Bora'yı gördüğünde yolunu değiştiriyor ya da telefonunu meşgule bırakıyordu ya da kapatıyordu. Ondan kaçmak istiyordu ne kadar çok uzaksa o kadar iyi dedi içinden. Bu kötü tesadüf geçmiş yaralarını tekrar kanatmıştı. Bu öykünün sonunu daha önceden görmüştü aynı şeyleri aynı acıyı tekrar yaşamaktan kaçmak en doğrusuydu. (Nehir &Bora) G.T. |
||
|
||
| Bulut ders bitiminde eve dönmüştü. Çok yorgun ve bıkmıştı. Bora'yla mesajlaşıyorlardı. Bora hasta olduğunu söylemişti. Ona karşı uyuzluğu birden gitmişti. Hasta olduğu için üzüldü. Tek başına ve hasta dedi içinden. Kendisinden pay biçtiği için ona yardımcı olmak istedi. Biranda Bora'ya karşı daha iyimser bakmaya başlamıştı. Ne de olsa hasta ve yalnızdı. Çorba iç, mutlaka ilaç al. Bitki çayları iyi gelir. Kendine dikkat et dedi Bulut. İlaç almadım peki çay içerim dedi Bora. İnsan gelir de bir çorba yapar dedi Bora. Hasta iken bile rahat durmuyor dedi içinden Bulut. Nasıl desem de kıvırsam diye düşündü. Çorba yapardım ama sen şimdi uzaksın dedi Bulut. Bora'nın hasta olmasıyla birlikte konuşmaya devam ettiler. Bora'nın sulu tavrı biraz olsun azalmıştı. İyileşene dek Bulut hergün Bora'nın sağlığını soruyordu. Bora öksürüyordu. Bulut onun için endişelenip doktora gitmesini istedi. Bora ise küçük çocuklar gibi doktora gitmek istemiyordu. En sonunda Bora doktora gitti. Doktora gittiği günden sonra iyileşmemişti. Bulut endişelenmeye devam etti. Bora hastalığını ciddiye almıyordu. Bulut hergün soruyordu. İlaç alıyor musun? Yemek yedin mi? Ne yedin? Bora hep işe yaramaz ne varsa onu yiyordu. Fazla karışmamayı düşündü Bulut ne de olsa kendini düşüncek yaştaydı Bora. Bulut Bora'nın hasta halini sevmişti. Ters konuşmuyor, insanı sinir edicek kelimelerden uzaktı. Bora iyileşene dek güzel konuşuyorlardı. Sonra yine aralarına soğuk bir rüzgar girmişti. Bulut kendini geri çekti. Biliyordu ki bu olmayacak bir şeydi. Bora onu sevmeyecekti.Bora da Nehir gibi elbet birgün gidecekti. Olmazdı çünkü Bora onu sevmezdi, sevse bile elbet bıkardı, aldatırdı, mutlaka giderdi. Terk edilmek. En iyisi şimdiden uzaklaşmak diye düşündü Bulut hiç başlamadan bitmesi en güzeli diye geçirdi içinden. Zaten olmazdı dedi nedenleri peşi sıra diziveriyordu hep aklına Bora geldik. Olmaz olmayacak dedi içinden. Sessizce uzaklaştı Bora'dan artık gazete dışında hiçbir şeyden söz etmiyordu onunla konuşurken. Güzel bir rüya ama kısa sürdü dedi Bulut. Bora'yı kafasından çıkartıp uzaklaştırdı. Böylesi en mantıklısıydı. (Çorba&Düş) G.T. |
||
|
||
Sarı nergisin sonu bilim kurgu kitaplarından çıkmış gibi olmuş Eline, emeğine sağlık
|
||
|
||
Sarı nergisin sonu bilim kurgu kitaplarından çıkmış gibi olmuş Rica ederim =)
Eline, emeğine sağlık ![]() |
||
|
||
| Sıcak bir yaz gecesi. Uzandığı koltuktan zorla kalktı herkes uyuyordu. Uykusu yoktu havanın sıcaklığından mı yoksa üzerindeki umutsuzluktan mıydı uyuyamıyordu. Kalkıp balkona çıktı. Sandalyeye oturup karşı binaları seyretti. Ne çok insan, ne çok düşünce dedi içinden. Evlerden başını uzaklaştırıp gökyüzüne dikti. Bu saatte uyumayan bir tek ben miyim diye düşündü Bulut. Birbirinden uzak yıldızları seyretti. Herşey kendi yalnızlığı içinde bir bütünü oluşturduğunda bir güzellik doğuyor dedi. Kendi yalnızlığı? Fazla ağır mı geliyordu yalnızlığı. İçe dönük bir hayat ve kelimelerin ardına saklanmak ne kadar doğru dedi içinden. Kabuğuna çekilen kaplumbağadan farkım yok dedi içinden. Ama bu kabuk sağlam ve sert bir okadar güvenli dedi. Uzun uzun seyretti gökyüzünü sonra balkondan içeri girdi. Öyle sıkılmıştı ki burda çünkü kendine ait bir alanı yoktu, yalnız kalabilecek. G.T. |
||
|
||
| Günlerden bir gün adını bilme ihtiyacı içinde değilim. Herkesin eleştirel tavrını umursamadığım, içimden geldiği gibi öylesine devam ettiğim ve kendimden başkasına hesap verme ihtiyacında bulunmadığım, meçhul bir zamandayım, dedi Bulut. Yazısına devam edebilmek için gezindi bir süre masadan kalkıp dışarısını seyretti: - Ne çok ev var! dedi. Kalabalık olan herşey onu sıkıyordu. Kalabalık ortamlarda boğuluyordu. Bugün biraz daha sakin dedi. Sabah ezanı okunuyor olmalı diye düşündü. Hiç sevmiyordu ezan sesini, insanı rahatlamak yerine korkutuyor, en iyisi gerilim filmlerinde arka fona konulmalı, özellikle bu imamın sesi dedi içinden. Bir sürü düşünce geçti beyninden, bir sürü sorgulamalar, inanç, inanma ihtiyacı, cennet ve cehennem hepsini peri masalına benzetiyordu. Ne kadar çok korkutuluyoruz dedi. Kimsenin inancına saygısızlığı yoktu. Ama bazı şeyler onun düşüncelerine göre daha farklı geliyordu. İnsanları anlamıyordu özellikle bazı insanları. Çocuk gibi davranıyorlar aslında herkes sadece kendini kandırıyor diye düşündü. Hayatlarını bazen hurafeler üzerine kurulu yaşıyorlar dedi. Ne garip bir sorgulama dedi içinden. Neden Tanrı baba rolüne kuşatılmış mutlak korkulacak, cezalandırıcı görevine konuluyordu. Neden Tanrı hep korkutucu oluyordu? Neden sevgi yoktu ve yüce adalet? Kafasına bir sürü sorunlar takıldı. Ve bazı şeyler Tanrı'ya inanmıyordu ve bundan dolayı rahatsızlık da duymuyordu. Kendine karşı dürüsttü ve açık gerisi öenmli değildi. (gel-git) G.T. |
||
|
||
| Yağmur yağıyordu. Koşarak okula girmişti Bulut. İlk dersi kaçırmıştı. Kantine çıktığında Nergis ile karşılaştı. İki çay alıp masaya oturdu Bulut. Günaydın dedi Nergis'e. İlk tanıştığımızda sana karşı ters davrandım, kusura bakma dedi. Önemli değil dedi Nergis. Nergis tiyatroda oynadığından bahsetti Bulut'a. Uzun uzun ülkedeki sanata verilen değerden ve sanata yöneltilen desteğin azlığından söz ettiler. Tanıdıkça Nergis'i sevmişti Bulut. Ortak yönleri de mevcuttu. Henüz yeterince Nergis'i tanımıyordu. İnsanlara çok zor güvenirdi Bulut. Belki de güvenmemeyi o tercih ediyordu, kırılmamak için. İkinci derse girmek için Nergis'in yanından ayrıldı biraz da düşünceli biçimde. Okul gazetesinden Bora'yla karşılaştı. Pek konuşmadan geçmişti Bora'nın yanından. Bora kimdi? Nasıl biriydi? Diğerlerinden farkı neydi? İyi biri miydi? Bir sürü düşünce daha dedi içinden.Yerine oturdu. Yol uzundu ve kimseye bu yolda yer yoktu artık bunu tamamen anlamıştı Bulut. Herkes bu yolda yalnızdı. O yalnızlığını kanıksamıştı. Kanı, kemiği olmuştu. Her ne olursa olsun bu onun dışında diye düşündü. Olması gereken mutlaka olur dedi içinden. Neden- sonuç ilişkisi. Belki tüm nedenlerin sonucu iyi olur diye düşündü. Çıkan rüzgarla biraz daha yatıştı içi. Kimseyi düşünmek istemiyordu ve de çözmek. Herkesi kendine bırakmayı düşündü. Herkes kendiyle mutlu. Sadece kendine yönelmeyi düşündü. Akşam oluyordu yavaş yavaş yıldızlar belirginleşiyordu. İşte orda tek başına duran yıldız, neden üzülmüyor, sadece ışık saçıyor dedi. Ne kadar güzeldi kendi bütünlüğünde yıldıza bir kez daha baktı. Göz alıcı ışığın nedeni kendisiyle bütünlüğü müydü? Bütünlüğün nedeni tamamen kendini sevip kabullenmek miydi? Bir kez barışsaydı ya kendiyle ne vardı ki? Bir kez sevse kendini ve kabul etse. Yorulmamış mıydı, kendini acımasızca yontup biçmekten. Yontulmaktan değiştirilmekten artık kendine yabancı düşmüştü. Kimdi Bulut? Artık kendine yabancıydı. O zaman tüm geçmişi silip yaşamak gerek dedi içinden. Tüm izleri ve tüm geçmişi. (Bağışlama)G.T. |
||
|
||
| Eski bir şarkı çalıyordu fonda, Bulut masaya eğilmiş resim yapıyordu. Elleri boya içinde kalmıştı. Sayfa kirlenene dek fark etmedi ellerinin ne kadar pislendiğini. Dalmış gitmişti yine. Resim yaparken tüm dünyadan kopuyordu. Bulutların üzerinde uçuyor hissi veriyordu her resim. Tamamen özgür, sınırsız, rahat ve huzurlu. Mavi kalemin ucu azalmıştı, dikkatinin bozulmaması için yerinden kalkmadı, zorlaya zorlaya devam etti. Uçma hissini veren iki şey, deniz ve resimdi. Olabildiğince özgür ve huzurlu. Belki de bu yüzden en çok maviyi tüketiyordu. Her resimde en çok mavi vardı. Belki Bulut yerine adı mavi olmalıydı. Sonsuz gökyüzüne karışmanın en güzel yolu. Mavi olmak dedi içinden. Ya da masmavi sularda kül olmak dedi içinden, savrulmak dalgalara. Köpüklerin üzerinde yüzmek ve dans ederek mavi sulardan kumlara doğru inmek.Denizin en dibinde. Kumların üzerine uzanmak. Masmavi olmak. Ama ille mavi (sonsuz mavi)G.T. |
||
|
||
Diyecek birşey bulamıyorum artık sana..
|
||
|
||
teşekkür ederim
|
||
|
||
| ellerine sağlık... | ||
|
||
| teşekkürler | ||
|
||
| Bazen insan ne yapacağını, nereye gideceğini, yönünü, ne olacağını bilemez. Kararsızlıktan öte, sıkışıp kalmıştır, hayatın içinde. Biraz nefes alsa, biraz umut olsa belki sis dağılıp yolu görecektir. Bazen sis yolun üzerinden kalkmaz. Sise rağmen devam etmek kalır. Önüne ne çıkacağını bilmeden, bazen yavaş bazen hızlı devam etmektir. Yoldaki virajları almak zordur, sisten göremeyince bariyerlere bindirmemek mümkün değildir. Virajlar, belki benim yolumun tüm özeti. Gitmek istediğin yönü bulmak için bazen deli cesareti gerekir. Gözlerini sımsıkı kapatıp, sadece kalbinin dediği yöne sürmek. Bu yüzden benim virajlarım sert ve keskin. Hayallere ulaşmak, bir amaç için yaşamak; deli saçmalığından mı ibarettir? Hayalinden vazgeçmek belki de intiharla bire bir eş değerdedir. Herkes bir şey için yaşar. Kimisi süreyi doldurmak ister ve nasıl geçtiğinin hiç önemi yoktur. Kimisi keyif çatmak ister. Kimisi zevk için yaşamak ister. Kimisi toplum tarafından belirlenmiş bir kalıba girmek için yaşamak ister(okul,iş,evlilik,çocuk,ölüm).Kimisi de hayalleri için yaşamak ister. Yaşamımın bir anlamı olmalı, diğerleri için. Ben yaşıyorsam, bencilliğim için mi devam etmeliyim, yoksa kendime özgü bir şey oluşturabilmek için mi? Kendine has. (Bulut )G.T. |
||
|
||
| Yorgunluğun ötesinde yığılı kalmak, ağrıların içinde, ağrılarım içimde, beynimde... Kimse yok ve yine burada kimse yok. Ştt, sessizlik; sadece dinleyebildiğim şey. Beynimin içindeki yüzlerce sesin sağır uğultusu. Ştt, yalnızlık; sadece hissedebildiğim şey, boşluk. Düşüyorum, aşağıya. Aşağıda, boşluk. Burada kimse yok Hiçkimse sadece boş gözlerimin ardında yatan kırıklıklar kırgınlıklar sonucu binlerce öfke öfkeler günlerce kabus gece sürdükçe ştt; burada kimse yok kalp, ruh, his eser yok. Ağır ağır merdivenin basamaklarından aşağıya indi. Eski kapıyı yavaşça araladı ve içeride ne var ne yok bakındı. Toz ve karanlığın içinde bulabildiği tek şey birkaç anı parçasından başka birşey değildi. Bunlar da artık birşey ifade edebilecek durumda değildi. Yıpranmışlardı. Bunca zamandır Bulut'un bilinçaltında kapalı kalmaktan anıları silinmişti. Anılar, geçmiş, yol ve gece. Bir yolculuk daha, Bulut yol boyu pencereden gökyüzünü, karşı kıyıdaki evleri seyretti. Bu kez daha az acı veriyordu ve daha az anlam. Değerini yitirmişti artık bunu tamamen hissediyordu. Bu şehir artık tamamen başka bir anlama dönüşmüştü. Sadece uzak bir şehir. Gece yıldızlar tek tek ışıldıyordu. Ay yarı bulanık belli belirsiz haliyle Bulut'u büyülemişti. Karşı ışıklar... Yol devam ediyor, şarkılar daha da yavaşlıyor, karşı kıyıya daha da karanlık çöküyordu. Pencerenin camına yaslanıp dinlediği müzikle bütünleşti. Acıdan çok daha farklı bir duyguydu bu. Boşluk. Eskiden çok fazla şey ifade eden onlarca anı değerini yitirip gitmişti. Bozuk film gibi görüntüler bulanık ve yarım beliriyordu zihninde. Hatırlayamıyorum dedi Bulut. Hatırlamak da istemiyorum. Ay iyice beliginleşmişti. Karşı ışıkların yansımasını seyre daldı. (Bodrum)G.T. |
||
|
||
| Gündönümü ve gece. Yavaş yavaş sokaktan çekilen sesler gibi bir o kadar artan karanlık ve yalnızlık. Yalnızlıkla dolu bir gece daha. Akşamın olması ve saatlerin eskisinden daha hızlı geçmesi pek bir şey ifade etmiyor, Bulut için. Günler hep aynı sıkıcılıkta olduğu müddetçe anlamını daha çok yitiriyor. Yalnızlık. Eksiklik, boşluk ve yalnızlık son günlerin en iyi duygusal ifademleri. Acaba nerde yanlış yapıyordu? Neyin cezasıydı bu? Neden hep o yalnızlık kalmak zorundaydı.Neden hep aşk onun hayatını ıskalıyordu. Mutluluk yerine neden üzüntü kısmı Bulut'un payına düşüyordu. Kırıcı, yanlış insanlardan artık bıkmıştı. Doğru insanı beklemekten de. Umut etmekten sıkılmıştı, biliyordu ki aşk bu yüzyılı çoktan terk etmişti. Aşk yerine bu yüzyılda sadece zevk vardı birde çıkarlar. Sevginin adı çoktan değişmişti. Yalnızlığın yerine konulacak, boşluk dolduracak herhangi birşey olmuştu. Sevgi nereye gizlenmişti ki? Sanırım benim aradığım sevgiyi çoktan katletmişler dedi Bulut. Kimsenin kimseyi sevmediği bir zamanda sevgiyi istemek büyük aptallık.Sevmek artık eskiden kalma bir hatıra mıydı? Bulut sadece gerçek bir sevgi istiyordu. Bu onun için imkansızlıkla eşdeğerdeydi.Buna takılı kalmak neden dedi içinden. Buna takılı kalmak belki de aşk onun için zayıf düşmek demekti. Gecenin rüzgarı pencereden yüzüne doğru esti. Kalkıp pencereyi kapatmak yerine pencereyi daha çok açtı. İçeriye rüzgar girmeye yüzüne esmeye devam etti. Serin havanın beynini düşüncelerden kurtarmasını diledi. Düşüncelerin gel-gitlerini onu bunaltıyordu. Sürekli cevabını bilemediği sorulardan bunalmıştı. Sorulardan ve bilemediği cevaplardan. Zaten cevapları bulunan soruların, ne cevapları ne de sorularını hayat tanıyordu. Hayata bırakmak gerek bazı şeyleri dedi Bulut. Zaman belki herşeyi değiştirir diye düşündü. Zamanın kalbini iyileştirdiği gibi bazı şeyleri de hafızasından siliyordu.Zaman iyi geliyordu Bulut'a. Zamanın geçmesini bekliyordu bazen zamanın ona beklediğini vermesini. Belki de gitmek dedi içinden, herşeyden ve bu şehirden uzaklaşmak. Çok uzakta olmak.Belki kendinden belki de en çok yalnızlığından kaçma isteğiydi bu uzaklaşma. Günlerce kendi içinde sadece kendini dinlediği zamanlar. Kimseyi duyamadığı ve anlamadığı tek kişilik dünyasında hapsolduğu zamanlar. Dışarıyı yeni görmeye başlamıştı ve bazen dışarısını tanıdıkça kendine daha çok kendini hapsediyordu. İçerisi ve dışarısı dedi Bulut. Hangisi daha kötüydü? İçindeki yalnızlığa sarılmak ya da dışarıdaki basitleşmeye tahammül etmek. Bu saatten sonra kendini kandırmak istemiyordu belki aşk onun için başka bir yerde bekliyordu belki de hiçbir yerde. (Sorgu)G.T. |
||
|
||
| Işığı tükenir bazı gecelerin ama yine de gözü alışır ya insanın devam eder, karanlığa rağmen. Karanlığın içinde dolanıyorum bu gece nereye gideceğimi bilemeden. Yolumu aydınlatan ışığın artık yok. Kendi başına karanlığın içindesin. Kimse anlayamaz dilinden ve kalbinden. Ne kadar uzakta olsam da seni anlardım, geceler boyu çözdüğümdün. Bütün düğümlerini boynuma doladım ve tek tek çözdüm. Boynuma dolandıkça nefesim daraldı, iplerinin izleri kaldı geriye. Ellerimde ve boynumda düğümlerinin izleri kaldı. Her gece vuruldum. Her gece öldüm. Her bir parça, her gece. Yok olanana dek. İşte hikayesi, ben nasıl öldüm? Işığımı kaybettim, ışığım yok. Yolumu bulamıyorum, tüm umudum seninle birlikte yok oldu. Bazı şeylerin yerine konulmazmış hiçbir şey. Kimseyi ve hiçbir şeyi yerine koyamadım. Yerin dolmadı ve yerine kocaman bir boşluk bıraktın. Geride beni bıraktın. Arkanda kalakaldım. Yola koyulup devam etmek, belki de en zoru umudumu kaybetmek. Bir sonbahar günü seni yitirdim. Hiçbir şey eskisi gibi olamadı.Asla eskisi gibi olamadım. Sensiz her yeni güne alışmak, seni hatırlatan en ufak ayrıntıyı yoksaymak kolay değildi. Özellikle uykusuz geçen geceler, sadece ağlayarak ve olabildiğince acının eşliğinde. Alışana dek devam etmek kolay değildi. İlk 3 ay belki de hayatımın en zor ve en dip zamanıydı. Devam etmek için hiçbir şey bulamadığım sürekli battığım o uçsuz boşluk. Hayat devam ediyor, unutursun, alışırsın bana sadece bunları dediler. Hayat devam etti evet donuk ve boş birşekilde kimi zaman tutuk ve yarım çoğu kez ıssızdı. Unuttum evet en çok kendimi beni ben yapan parçalarım silindi artık ne olduğum hakkında en ufak bir fikrim yok. Alıştım evet, hayatta olan biten herşeye tüm saçmalığına alıştım. Seni hatırlatan herşeyden kaçtım önce, sonra anılar silikleşmeye başladı ve sözcüklerin ardından sesin silindi kulaklarımdan, yüzünün görüntüsü belirsizleşti, konuşmaları da artık hatırlayamaz oldum, gülüşün de dün belirsizliğe karıştı, yavaş yavaş içimde öldün. Seninle birlikte kendimi de öldürdüm. Şimdi sadece bana bu yabancı kaldı, aynaya her bakışımda tanımadığım gözlerle yüzüme çevrili ifadesine sahip yabancı. Günlerce içinde bulunduğum bu yabancı ve yalnızlık yerini aldı. Issızlığına alıştım, soğukluğuna da sonra seni sen yapan şeyleri sildim yavaşça. Birde senin sevdiğin şarkıları hiç dinleyemedim. Senin sevdiğin herşey, benim sevdiğim herşey. Hiç sevmezdin beni ilk buluşmamızda ne içtiğimi bile bilirdin ve bana o şiirleri aslında hiç yazmamıştın. Biliyor musun? Ben sadece iki kelimeni unutmadım. O iki küçük kelimeyi silmeyi çok denedim. Ama yazdıkça o hep boğazımda düğüm oldu kendini hatırlattı. Her gece ve o iki kelime. Sensizliğe alıştım, senin yokluğuna belki de hiç yaşanmadı dedim içimden belki de hiç olmadın sen. Yoktun. Neyi sevdim artık bilmiyorum öyle çok uzak düştük ki birbirimizden. Öyle uzak ve biz. Bize ait sadece yokluk var şimdi. Benim kalbimde öyle çok yer kaplayıp tüm ruhumu dolduran o boşluk. Issız ve yaz gecesi bile üşüten o boşluk ve hiçlik hissi. Ansızın tekin olmayan kalbimi sarar o boşluk. Bomboşum şimdi. Artık ne var ileride yolumu bilemiyorum. Bazen o kadar çok ihtiyacım oluyor ki en ufak bir umuda. Bir damla ışık. Yine kapkaranlık heryer, karanlığın içinde yolumu arıyorum. Siyahlığın içindeyim. Bomboş ve yabancı. Simsiyah gece, bomboş ve yabancı. Kapkaranlık, hiç ışık yok. Umut tükendi. (İyi gece& Tatlı rüya) |
||
|
||
Her zamanki gibi beni yanıltmadın ..Eline sağlık..
|
||
|
||
Her zamanki gibi beni yanıltmadın ..Eline sağlık.. Sağol ![]()
|
||
|
||
| Diyorum ki aşk ve sevgili temalarını bıraksan da daha güzel yazılar çıksa haksız mıyım? Bu kadar takmasan bu aşk meşk konularını. |
||
|
||
| Beynimden akan düşüncelerin hiç susmadığı bir gece. Uyumak için yattığım yatak çivi gibi batmaya başladı artık, kalkmak zorunda olduğumu hissettim. Beynimde dolaşan binlerce ses, beni yoran o ses. Sürekli konuşmasından bıktım. Herşeye bir laf söyleyen sürekli bana tüm dünyayı hatırlatıyor ve tiksiniyorum. Midem bulanıyor yaşamaktan. Kusmak istiyorum, kusamıyorum. İçim dışım pisliklerle doldu, buna bir son veremiyorum. Onlar gibi olmaktansa ölmeyi seçerim. Neden sadece benim midem bulanıyor ve neden sadece beni rahatsız ediyor? Çünkü robot gibi yaşayan insanlardan değilim. Sadece önüne konulanı kabul eden, tüketen, hazırcı, tercih hakkı olmayan bir insan değilim. Ne istiyorsunuz? Sadece daha fazlasını, sonu başı yok bu yolun. Daha fazlası, daha çok, nereye dek. Doyma noktanız var mı sizin? Ne zaman doyacaksınız? Bir başkasını düşündünüz mü hiç hayatınızda? Bir diğerinin de yaşama hakkı olduğunun farkında mısınız? Gerçekten bakıyor musunuz? Duyuyor musunuz? Ne duyuyorsunuz? Algıladıklarınız aslında sadece görmek ve duymak istedikleriniz değil mi ki? Gerçeği mi istiyorsunuz? Hayır siz asla gerçeği istemiyorsunuz. Siz sadece daha fazla yalan istiyorsunuz. Kendinize ve yaptıklarınıza, basit yaşantınıza katlanmak için daha fazla yalan. Çok merak ediyorum ne için yaşıyorsunuz? Sizin hayatınızın gerçekten bir değeri var mı ki? Midem bulanıyor pisliklerinizden, kokuşmuş cesetlerden farkınız yok. Aslında cesetler bile daha zararsız sizden. Birbirini yiyerek yaşamaya devam eden kölelerden farkınız yok. Aç kölelersiniz. Yaşamak için diğerini acımadan yiyen köleler. Adına yaşamak dediğimiz bir kirli oyun ve bu anlamsız sistem kimin eseri? Kim sorumlusu bunca pisliğin içinde tıkılı kalmamızın? Kim? Neden eskilerine katlanamadığım pisliklere yenisi eklenmek zorunda ve daha ne kadar pisliğe batacağız? Ne kadar pisliği kaldıracak bu hayat? Bunun dönüşümü yok mu? Bunun bedeli yok mu? Tüm sorularımın cevabı neden ağır bir sessizlik oluyor? Herşey çok anlamsız ve öyle boş ki. Bomboş, anlam bulamadığım günler. Bu hayata bir anlam bulamıyorum. Her yeni günde daha fazla saçmalıktan başka birşey bulamıyorum. Eskiden hatırladığım birkaç kelime dolu sadece ceplerim, şimdiki neslin pek bilmediği. Akide şekerleri, fıstıklı lokumlar, kuş üzümleri,karanfil kokulu aşureler,taze çekilmiş Türk kahvesi kokusu, sıcak simit, topaç, ip,horoz şekeri, seksek, tebeşir, yerden yüksek, saklambaç, gaz lambası, Gülhane parkı, kuklalar, demli ve karbonatsız çaylar, insanların daha insan olduğu zamanlar. Ceplerime sakladığım güne rehin verdiğim kelimeler. Çok özledim. Rengarenk, çizgili akide şekerlerini, babamın poşetlerde aldığı şekerler. O şekerleri aldığımda duyduğum o müthiş mutluluk şimdi nerde? Öğleden geceyarılarına dek zamanı unuttuğum çocuk oyunları, saklambaç,seksek,yerden yüksek,ip,topaç; hiçbiri kalmadı. Ezan sesinden önce eve girmezdik, mahallenin tüm çocukları nerdeler? Ellerimi toza bulayan pembe, sarı tebeşirler... Şimdi bunların yerine sadece yalnızlık var, modern zamanlar, tek kişilik hapishaneler... Cebime sakladığım kelimelerimi öyle zor buluyorum ki artık yaşam bana onları unutturuyor. Unutmak istemediğim kelimelerim öyle az kaldı ki. Korkuyorum kelimelerimi kaybetmekten. Çocuk hayallerimi yitirmekten, kendimi öldürmekten. Olabildiğince derin kazıyorum saklamak için kelimelerimi ve beni. Kimse bulmasın, kimse almasın diye. Çok derin kazıyorum belki kaybolabilmek için. Saklanmak istiyorum hayattan, insanlardan, içi boşaltmış olan herşeyden. Saklanmak istiyorum, kimse bulamasın beni, tanımasın, bilmesin istiyorum. Anlaşılmaktan vazgeçtim, anlayamasınlar beni. Herşeyden çok uzakta ceplerimdeki kelimeler gibi kalmak istiyorum. Değişmeden, bozulmadan, harcanmadan. Olduğum gibi, en eski halime dönme isteğim bu benim. Çocuk kalmak istiyorum, büyümeyi hiç istemedim ki. Renkli balonları, topları, peluş ayıcıkları özlüyorum. Tüm oyuncakları ve şekerleri seviyorum sadece. Değişmeden kalan varlıklar onlar sanki. Herşeye yabancı olduğum bir zaman G.T. |
||
|
||
| Sadece araba sesi var dışarıda yağmurdan başka. Önce yavaş yavaş atıştırıp yürüdükçe hızlanmaya başlayan yağmur havada toprak kokusu oluşturuyor. Neden bilmem komik buluyorum herşeyi o an yağmurdan kaçmayı, ıslanmamaya çalışmayı gülmeye başladım. Hem hızlı hızlı yürüyorum hem kahkaha atıyorum. Öyle saçma ki.Saçma olan yağmurdan kaçmak mı, insanın doğa karşısında herzaman çaresizliği mi, yoksa ben miyim? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey anlamsızlık havuzunda boğulmaya başladığım. Anlam arıyorum, aldığım her nefesin boş olmadığına dair. Yaşamamın bir anlamı olmalı ve tek derdim bu. Neden varım ve varlığım bu hayata ne katıyor? Bir hiç miyim? Sadece çürümek için mi yaşıyorum. Sadece zaman öldürmek için mi, başkaları istediği için mi? Neden yaşıyorum? Hiçbir şeye karar hakkım olmadığına dair bir fikir oluşuyor içimde. Devrik kurduğum cümleler gibi. Yapmak istediğim şey ne bilmiyorum.Bilmediğim öyle çok şey var ki. Hayatımın kontrolü benim elimde ama neden bazı şeylere gücüm yetmiyor? Neden öle olması gerekiyor? Neden kayıpları yaşıyorum? Neden olması gerekene karar verebilen ben değilim? Hayat neden hep bildiği gibi okuyor? Neden beklemek zorundayım neden yaraları sarmak ve avutmak bana düşüyor? Neden hayat beni es geçiyor? Neden istediğim şeyleri elimden alıyor? Bu gece kime ve neden ihtiyacım var bilmiyorum. Bilmek işime gelmiyor ve inkar ediyorum işte. Seni özlediğimi. Seni anımsatan herşey sadece bana acı veriyor çünkü sana takılı kalmış görüntüsü oluşturmak istemiyorum. Bahaneler aramak istemiyorum. Neden böyle olduğuna dair avuntular da istemiyorum. En doğrusu yaptın belki ama bak sensiz yarım kaldım anlamıyorsun. Sensiz paramparça kaldım. Hergün nefret etmek isterken senden, oysaki daha çok anlıyorum seni. Ne kadar çok ortak yön buluyorum ki. Ve buna dayanamıyorum sana takılı kalmak değil mi ne de seni büyütmek. Senden başka kimse anlayamıyor beni. Öyle çok özledim ki sessizliğini, çekimserliğini, soğukkanlılığını, hala inanmak istemiyorum bazı sözlerine. İnkar ediyorum hep bildiğim gibi kal istiyorum. Değişmedin farz ediyorum seni. Ne çok acı veriyor değiştiğini bilmek o gerçeğe dayanabilmek. Neden? Hayır inanmak istemiyorum. Değişemezsin sen. Seni kendine benzetmez hayat. Sen güçlüsün her zaman direnirsin en zor şartlara ve koşullara göğüs geren sen. Ah bilmezsin ki ben kendimden vazgeçmiştim seni severken. Alıp da en ıssız gecelerden yanına dost edinmiştim. Kimsesiz kaldım, sensiz. Kimsesizim sensiz. Canım kalmadı, içim dayanmıyor, seni çağrıştıran herşey asit gibi dağlıyor ruhumu. Nasıl aşk bu böyle sadece öldürüyor. Ölüyorum sensiz. Öldüğüm gün senin gittiğin gün. Nasıl bu hale geldik? Neden böyle oldu diyerek binlercesini beynime dizdiğim sorular. Olmuyor işte sensiz, alışamadım, gittiğinden beri eksiğim, kalbim yok. Buz gibi içim, elim kolum tutmuyor, yok işte anlamı yok, sensiz hiçliğe dönüştüm. Kendime yalanlar söyküyorum, çareler arıyorum, yeni çıkış yolları, yeni mantıklar... Hepsi yalan, herşey çok boş sensiz. Yaptığım hiçbir şeyin anlamı yok. Herkeste seni arıyorum. Yerini tutacek kimse yok. Seni arıyorum yine yoksun. Geçmişe döndükçe bir kez daha vuruyorum kendimi delik deşik oldum. Geri dön demeye gücüm yok, beklemiyorum gelen olmayacak diye. Umudum yok, bu çemberin içinde dolanıyorum. Avutmuyor hiçbir şey beni. Boş olduğunu bilmek kadar saçma. Neden seni özlüyorum şimdi bu gece yarısı? Beni anlayamadığına yanıyorum hepsi bu. Beni anlamadın.Anlamak istemedin bir kez bile beni. Çaresizliğim içinde debelenirken sadece mantığını dinledin. Birkez bile dinlemedin beni. Bildiğini okudun yine. Şimdi mutlu musun? Uzaklığa sığınıyorum sadece. Uzakta kalmanı diliyorum bir de asla görmemeyi seni. Sanırım en iyisi bu olmalı, sensizlik. Kızgınlıktan, öfkeden, nefretten ve kinden öte bu. Kopukluk bu aramızdaki hayalet gemileri kovmak imkansız. Usul usul yağmur iniyor kopmuş yollarımıza, her damla yüreğime vuruyor delik deşik içim yine her yağmurda. Git, git,git...Hayaleti uzak kalsın suretinin, inmesin yine gözlerime geceleri.Ayak sesleri kaplıyor tekin olmayan göğsümü. Ayak seslerin, gözlerini yeşili dem vurur yine yüreğime bu kadarı ağır bu zulmün yeter bir çare kaldım. Aman ver artık dinsin zehri gözlerinin vurmasın gözlerime gözlerinin gölgesi. Ölmekten beter olmuş ruhum kelepçelenmiş yalnızlığa. Eşlik eder sen yerine sadece sessizliğin. G.T |
||
|
||
| Geceyarısını çoktan geçmiş, yaz gecesi. Sonbahara 2 ay kalmış ve ben çoktan o hüznün havasına girdim. Yağmurları özledim ansızın yağan rüzgarla karışık, yapraklarla dolu ıslak caddeleri. Pencereye vuran damlaların sesiyle uyanmayı. Hüznün sonbaharından çıkamıyorum. Ağlayabilmek istiyorum belki neden bilmiyorum. Artık ağlayamıyorum. Gözlerimin kuruluğunu alacak damlaları istiyorum. Hıçkıra hıçkıra avazım çıktığı kadar bağırarak ağlamak. Herşeyin değiştiği bir zamanda yaşamak nasıl bir duygu bilinemez. Ağır ağır iniyorum bodruma ve olabildiğince en dip köşeye saklanıyorum.Beynimde yüzlerce kelime ve içimde binlerce kırıklar. İyileşeceğine dair bir umudum yok. İyileşmek istemiyorum. Kırıklar, yaralar ve izleri hiç geçmeyecek.Ben tüm bunlarla baş edebilmeyi öğreniyorum. Gece sarıyor dört bir yanımı. Aldırış etmeden yaşamayı öğreniyorum. Umursamadan yaşamak. Umursayacak tek bir şey bile kalmadı. Ve hissedebilmek. Donmuş bir zamanın içine hapsoldum.Ne bekliyorum ne de hareket edebiliyorum. Boşverdim dünyaya. Bir bodrum katında kitli kalmış ruhum. Karanlığın içinde ıssızım ama korkmuyorum. Korkulacak hiçbir şeyin olmadığını anladım hayatta. Korkmuyorum ne acıdan ne hayalkırıklığından ne de sondan. En büyük sonları ölüm sananlar yanılanlar belki en büyük son ruhun yitimidir. Ellerinden kayıp giden her seferinde benden parçaydı ve çok geç anladım. Kayıp giden ruhumun parçaları, sarmakla bitmeyen kanayan yaralar içinde kaldım. İzleri geçmiyor ve dinmiyor. Çaresi yok. Hayallerimin ardından bakakaldım, her yıkılışında bana kalan sessizlikti. Sessizliğin içinde binlerce anlam gizlidir duyabilene. Sessizce ayak sesleri duyulur bir de her seferinde yalnızlığın. Sığındığım ve saklandığım belki de en anlamlı dostu bana her seferinde yalnızlığım. Issız kaldım bir okadar boş. İçimde oluşan oyuklar, kocaman boşlukların içinde kayboluyorum. Karanlığın içinde ve en dipteyim yine. Simsiyahım. Ruhumu kaplayan karanlık bitmiyor.Simsiyahım en koyusunda tenhanın sessizce çığlıklar yükselir ruhumun. Ellerim kana bulanmış bir parça daha teslim ediyorum yeni güne. İçyıkım G.T. |
||
|
||
| Gecenin öteki yüzü, sessizliğin ışığının kalbe yansıması. Tek tek yanan fenerlerle süslenmiş tavandan farkı yok gökyüzünün. Yavaşça edasıyla süzülen birkaç bulut. Ay tüm zarafetiyle yüzünü göstermekte yine. Buğulu ışıkları, soluk ve mat bir okadar hüzünlü. Deniz uykuda sanki öyle sakin ki. Yavaşça nazlı nazlı kıyıya çarpan dalgalar. Tüm şehir uykuda, bir tek Bulut sahilde. Ayakkabıları elinde yavaşça kıyı boyunca yürümeye başladı. Yarın bu kıyıdan uzakta olacağını bilerek zamanın durmasını istedi. Sadece ay, yıldızlar, deniz ve dalgalar. Fısıldar gibi kıyıya vuran dalgalar. Yorulana dek yürümeye devam etti. Kumların üzerinden seçtiği bir taşı eline aldı, karanlıkta parıldıyordu. Taşı alıp suya doğru fırlattı. İki kez taş suya sekip battı. Bir taş daha eline aldı ve bu kez daha hızlıca denize fırlattı. Taş bir kez bile sekmeden suyun karanlığına gömüldü. Yavaşça çömelip kumlara oturdu. Denizin üzerine yansıyan ayın ışığını seyre daldı. Sessizliğin şarkısı duyabilene dedi. Ne kadar zamandır orada denizi izledi belli değil. İyice saat ilerlemişti. Yıldızlar daha da parlaktı. Denize yansıyan aya ve yıldızlara çevirdi bakışlarını. Yıldızlar birbirinden bağımsız ve bir o kadar tamamlayıcı bir bütünlük. Neden bu insanlar için geçerli değil diye bir soru aklına takıldı ve kıyıya çarpan bir dalgaya bıraktı düşüncesini. Zaman herşeyi değiştirir tıpkı beni değiştirdiği gibi dedi Bulut. Yıldızlar, ay, gece ve deniz başka ne olabilirdi ki isteyebileceği? ... Deniz uzaklaştıkça kayboluyordu yavaşça. Karanlığın içinden şehrin ışıklarına doğru yöneldi. Tek tük insan, bir iki araba tüm şehrin özeti. Işıkların belirginliği arttıkça biraz daha sessizlik azalıyor gibi geldi ona. Biraz daha ilerledi. İçeri girdi. Mutfağa yöneldi. Bir bardak su alıp odaya geçti. Bardakta su hızla azaldı. Boş bardağı sehpanın üzerine bıraktı. Yastığa başını bıraktı, bütün ağırlığını bırakıp uzandı.Sadece nefesinin sesi duyuluyordu odaya, o kadar sessizdi.Nefes almak boşluk, nefes vermek boşluk. Hayat bu iki boşluk arasındaydı. İki boşluk, yaşam ve ölüm. Birbirini tamamlayan bütün. Ne son ne de başlangıç . Zen & (Siyah ve beyaz)G.T. |
||
|
||
Yeni bir öykü daha..Ellerine sağlık ama okumak için word e falan atmak gerekiyor Yazı tipini belirginleştirirsen çok sevineceğim
|
||
|
||
Yeni bir öykü daha..Ellerine sağlık ama okumak için word e falan atmak gerekiyor Teşekkür ederim yazı tipini düzelttim. Yazı tipini belirginleştirirsen çok sevineceğim ![]()
|
||
|
||
| Ormanın karanlığına doğru açılan yol ve sadece ayışığı aydınlatıyor heryeri. Elinde feneriyle yola çıkmaya koyuldu. Üzerine geçirdiği mavi montuna ay ışığı yansıyordu.Bu kez bu yolda yalnızdı, artık o hayal yer almayacaktı. Tamamen içinde onun ölüdüğünü anladı, geçmişle hesaplaşması bu gece sona ermişti. 4 Yıl önce başlayan bu masalın sonu... Siyah saçları artık uzamıştı Bulut'un Nehir'in gitmesiyle saçlarını kesmişti. Eline makası aldığı günü anımsıyordu. Saçının yarısını kesip atmıştı, ağlayarak. Verilen söz bitmişti. Onu beklemeyecekti, bu yüzden upuzun saçlarından aldı hıncını. Hıçkırıklar... Elleri saçlarına gitti şimdi daha uzun gibi geldi ona eskisi gibi olmasa da yine uzamıştı saçları. Yağmur hızlanmaya başlamıştı. Elinde fenerle diğerleriyle gitmesi gerekirken dönen Arwen'i anımsadı filmde. Aragorn için gitmemişti. Ama bu kez Bulut, Nehir için kalmayacaktı. Nehir'in Bulut için bir anlamı yoktu. İçinde ona karşı en ufak bir duygu bile barındırmıyordu. Şimdi bitti dedi içinden Bulut. Mavi montunun şapkasını başına geçirdi, yağmurla birlikte ormanın karanlığında yürümeye devam etti. Her adımda Nehir'i arkada bırakıyordu. Nehir, Bulut'un her adımıyla silikleşiyordu. Gittikçe kaybolup silindi. Bulut, yağmurun yüreğini arındırdığını hissediyordu. Montunun başlığını çıkarttı, yağmur yüzüne ve saçlarına karışıyordu. Gözlerini gökyüzüne çevirmişti. Yağmur yüzüne yağıyordu. Gözlerinden bu kez sadece yağmur damlaları süzülüyordu, yaş yerine. Yüreğini yağmura bıraktı, her bir damla her acıyı alıyordu. Her acı ve anı siliniyordu yağmurla kayıp gidiyordu. Yüreğinden toprağa karışıyordu. Yürümeye devam etti Bulut, yağmura aldırmadan. Yürüdükçe ormanın ağaçları arasında kayboldu Bulut. Ertesi sabah yeniden doğmak üzere Nehirsiz... (masumiyet)G.T. |
||
|
||
| Yeniden doğuş, kolay mıdır kendini tamamen yok edip yeni bir "ben" doğurmak. Aylarca kendine gebe kalmak ve yeni bir ben oluşturmak. Hiç kolay değildi. Tamamen kendimi havaya uçurduğumda yok olan tüm benliğimi günlerce seyrettim. Kırılan, dağılan beni onarmak yerine yok etmek. Yeni bir ben. İlk aylar yeni bir yabancıya alışmak ne kadar zordu. Tanımadığım bir varlığın içimde oluşması. Bu yabancıya alıştım. Kanım oldu ve iliklerime yerleşti bu yabancı. Tamamen yeni bir yapıttı benim için. Yaptığım resimler gibi o da benim eserimdi benim yaratımımın bir sonucu. Aynaya her baktığımda eski ben yerine bir yabancının gözlerine bakıyordum sürekli. Kimsin sen diye haykırdığım günler ve kendimle boğuştuğum geceler. Her gece yavaşça kendini öldürmek. Evet bir gece tamamen yok ettim kendimi. Tamamen yok oldu içimde bana ait olan herşey. Öldüm. Günlerce donuk bir yaşam sürdüm belki, hiçbir şeye adapte olamadım beynimde sürekli aynı düşüncelerin yarattığı kaos ve aynı acı. Acının tüm bedenimi sarıp beni katletmesi aylarımı aldı. Acım beni öldürene dek sürdü. Bedenim acının yarattığı ağrılarla mücadele etmekten bitap düşene dek savaştı. Benim savaşımdı bu kendime yönelik bir yeniden doğuşun savaşı. Kimsenin anlayamayacağı belki de anlam bulamayacağı bir diriliş öyküsü. Bir şehrin tamamen infilak ettikten sonraki o yıkıntılar içinde günlerce gezinen bir gezginden farkım olmadı. Hiçbir şey kalmamıştı artık herşey yerle bir olmuştu. Sadece taş ve duman. Bir mezarlığı andırıyordu içim. Bütün yıkıntılardan temizledim içimi, zamanın donukluğu içinde. Ben dışarısında bir hayalet kendi içinde bir anarşisttim. Yığıntılardan yeni bir kent oluşturmak ne zordu. Her bir anlamı ve değeri yeniden oluşturmak. Sürekli bir yabancıyı sorguya çekmek her gün. Kimsin? Kimsin sen? Neden gözlerimin içinde böyle garip bakışlar içinde beni sorgularcasına bakıyorsun? Kimsin? Kendi gücünü ne kadar biliyorsun? Neler yapabileceğinin farkında mısın? Neler yaratabileceğinin ve neleri yok edebileceğinin?Beyninde tüm kişileri tek tek öldürebileceğini biliyordu. Kendini yeniden oluşturabileceğini de. Kafasında tek bir kişi kalmayana dek düşüncelerinde kişileri öldürmeye devam etti. Artık herkes ölmüştü ve tüm düşünceler sona ermişti. Başkalarının düşünceleri. Tamamen içsel temizlikti bu. Arıtıyordu kendini hergün yeniden temizleniyordu, kalbi, düşünceleri ve ruhu. İnsanlardan kendini temizliyordu. Bu benim hayatım dedi Bulut. Bu benim hayatımsa tek önemli olan benim düşüncelerim, başkalarının ki değil. Bu benim hayatımsa en çok önemli yine benim ve öncelik daima ben. İnandığı değerler için yaşamak belki bu. İlerlemek sadece daima daha yükseğe ve daha arınmış. Daha fazla saflığa erişebilmek içindi tüm mücadele. Siyahlığın içinde beyazı oluşturabilmek. Yaratmak istiyordu sadece yeni ve güzel olan herşeyi parmaklarından oluşturabilmek. Kalbinden ve ruhundan geçen tüm güzelliği somutlaştırabilmekti amacı. Yarattığı tüm resimler insanlarda yeni fikirler oluşmasını sağlayacak nitelikte olmalıydı. Yeni bir ufuk olabilmeli her insan için her resim. Bunun için kendinden yeni bir ben oluşturabilme çabasıydı bu. Kendini adadığı tek ve en doğru şey buydu belki de. Kimsenin umrunda olmak değildi kendinden değilde bir işe yaramaktan ibaretti tüm çabası. Yaratıcılık belki de olmak istediği şey. Tırtılın kelebek olması için kendine koza örmesi gibi. Sadece uçabilmek için özgürlüğe ulaşabilmek adına. Tamamen hür. Mavi(25.10.2006-30.03.2008) G.T. |
||
|
||
Yeni bir öykü daha..Ellerine sağlık ama okumak için word e falan atmak gerekiyor Teşekkür ederim yazı tipini düzelttim. Yazı tipini belirginleştirirsen çok sevineceğim ![]() ![]() Bu arada sonuncu harikaydı..Bazen yeni başlangıçlara ihtiyacımız yok değil hani..=)Her ne kadar zor da olsa..
|
||
|
||
| Teşekkür ederim bu son öyküde baya zorlandım aslında yazarken içimden geleni olduğu gibi yazmak oldukça zordu. Yeni başlangıçlar evet zordur bazen ölmek gerekir doğmak için. =) | ||
|
||
| Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir arkadaşımın benimle paylaştığı bir öyküyü ona verdiğim değeri göstermek adına bu öyküyü buraya koymak istedim. Teşekkür ederim. Bu öykü benim için çok değerli ve anlamlı. SU GİBİ Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok… Tükenmez… İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın… Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin..Gürültünün bir parçası olursun sadece. Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.Çünkü;su nasılsa burada,lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler..Aynen,sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler.Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda… Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı,su gibi vazgeçilmez… Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.Ama su gibi yaşatıcı ol,su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!.. Sen bir su ol..Ama rahmet ol ,afet değil! Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin! Su isen bir bardağa sığabil ki;damarlara giresin!.. Su yüce Allah’ın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri… Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi,su gibi de kıyametler koparıcı olabileceğini unutma..Unutma;senin işin rahmet olmak,afet değil! Vadiler varken önünde ve ovalar varken,yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsa,hayat verirsin çevrene. Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettikçe…Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen,korkulan ve kaçılan olursun;seller afetler gibi…Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak… Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için ,sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara… Ama yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,kimin anlayıp anlamadığını.Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini.. Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin.. Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek,en az ama uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın… Ahmak olmayan yolcuların,önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde,saatlerini kontrol ederek,vakit yaklaştığında vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi,sen de fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin.. Demeyeceksin ki,ben canım isteyince giderim iskeleye,vapur da o saniye de gelmek zorunda!.. Demeyeceksin ki,aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim.Karşımdaki de değil duymak,değil dinlemek,anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!.. Keşke öyle olsaydı.Keşke haklı olsaydın,ama maalesef değil… Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?.. Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,beyni olan her yaratık gibi!.. Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset.. Su gibi özel,su gibi güzel,su gibi berak,su gibi yararlı.. Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez,tükenmez olduğunu hatırla!… Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini; girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver..Vazgeçilmez ol !!.... Alıntıdır. |
||
|
||
| Yeni öykülerimi Temmuz'dan itibaren yazmaya başlayacağım, önce defterde biriktireceğim, bakalım biriksin, ortaya neler çıkacak? Pc başındayken yazamıyorum, elime ne zaman kalem yazasım geliyor. Neyse bundan sonra daha iç açıcı öyküler sizi bekliyor =) | ||
|
||
| Kelimelerin ardına sığınıyorum yine. Kelimelerden duvarlara ihtiyacım var kelimeler beni saklayın. Herkesten uzak olmak istiyorum sanırım belki hissetmemek. Neden en ufak bir duygu bile gerek olumlu gerek olumsuz bu kadar acı veriyor bana. Neden en ufak bir kelime bile nefretimi körüklüyor? Hissetmek istemiyorum artık. Duygularımdan nefret ediyorum, üzülmekten nefret ediyorum. Hiçbir şey hissetmek istemiyorum. Bütün duygularımın körelmesini istiyorum, hissizleşmek. Düşünmek istemiyorum neden nasıl diye? İçimde birşeylerin kopukluğu ile kızgınlık sadece kendime ve en derinde, neden bu kadar çok kendimden nefret ediyorum? Neden en ufak kelimeye bile tahammülüm yok? Yıllarca eleştirilmekten bıktım ve savaşmak istemiyorum. Savaşmak istemiyorum ve parçalamaktan bıktım. Parçaladıkça parçalandığım... Parçalarımın toparlamak ve her bir parçayı yerine koymak için çabalamak yerine konmayan her parçalar. Anlam bulma çabasından da öte... Biliyorum ki mantığı yok ki... Mantığı yok... Yoruldum... Nefret etmekten ve savaşmaktan. Savaşmak istemiyorum. İçimde sadece tek bir çığlık YETER!!!! Arkamda hazır vurmak için fırsat kollayan insanlardan, bunca yıldır içlerinde biriktirdikleri nefretlerinden ve hepsinden nefret ediyorum.Zırhlardan ve maskelerden de sonra silahlardan ve yalanlardan, oyunlardan kısaca tüm incitmeye yönelik abuk sabuk durumlardan hepsinden nefret ediyorum. İçimde oluşan bu nefretten benden birşeyler kopartmaya çalışan, canımı acıtmaya, beni yaralamaya çalışanlardan. Anlamak istemiyorum ben neden bu kadar insanlara batıyorum. Kendi halimde kalmak istiyorum. Kendimde anladım ki dışarda hiçbir şey yok. Tek sığındığım sadece benim kabuğum. Bu çemberin dışındayım.Tekrar bu çemberin içine girmek istemiyorum. Hiçbir şeye ve hiçkimseye güvenmiyorum. Güvensizlik içinde yaşamaktan ve her insanın yanaştığında tetikte olmaktan yoruldum. Birşeyler kopartamayacaksınız benden çünkü içimde size verilecek tek bir şey yok. Herşeyi yok et, herşeyi yık, hiçbir şey kalmasın, hiçlikten başka. Zaten hiçlikten başka nedir ki hayat?Tek bir nefes, bir nefes için yaşıyoruz işte. Sadece nefes alan ölülerden başka neyiz ki? Hiçiz .... |
||
|
||
Temmuz'u erken getirmişiz iyi olmuş iyi
|
||
|
||
Temmuz'u erken getirmişiz iyi olmuş iyi ![]() sözümü tutamadım fırladılar işte içimden sağol.
|
||
|
||
| Anlamdıramadığı düşünceler içinde , bir yığın karmaşa bazen düşünmenin boş olduğunu anlar insan. Ne kadar düşünürse düşünsün, hayatın bir şekilde insanı, çizdiği rotasından ve pusulasının gösterdiği yönden çok daha farklı bir noktaya getirme olasılığıydı bu. Belki de korkusuydu. Yazgı, şans, belki de adına ne denirse. En iyisi ve enkabul edilebilir çözüm. Yavaşlatmak. Hiçbir şey için acele etmemek. Acele etmek, telaş, zamanla hep yarışmak artık bunlar bırakılmıştı. Uzun zamandır kendini bu kadar rahat, boş,acelesiz, telaşsız, koşturmasız bulmamıştı. Hiç bu kadar hayata karşı seyredurmamıştı. Hep bir koşturma içinde sürmüştü yaşamı, yetişmeye çalışıyordu zamana, bu yüzden de çok hırpalamıştı kendini. Başkaları için yaşamak denebilirdi adına. Bütün gece sıcaktan, nemden birde düşüncelerin kovalamasından uyku tutmamıştı Bulut'u. Balkona çıkıp pencereyi açtı. Bütün şehir henüz uykudaydı. Dirseklerini pencerenin kenarına dayadı ve sandalyeye oturup, gökyüzündeki karanlığa yöneldi. Yavaşça aydınlanmaya başladı hava, önce kızıllıkla karanlığı deldi güneş ve sonra kızıllığın içinden yavaşça tüm şehri aydınlatmaya başladı ışıkları. Saçlarını yavaşça savuruyordu güneş. Şehir aydınlanmış, yeni yeni uykusundan uyanıyordu. Keşke hep böyle olsa bu şehir, hep sakin ve tenha dedi Bulut. İçine dolan huzurla birlikte balkondan ayrılıp odaya yöneldi. Hazırlanıp kapıdan çıktı. Sahile doğru yürümeye başladı. Yavaş yavaş dükkanların kepenkleri açılıyordu. Markete gelen ekmekleri içeri taşıyordu adam. Kuaförle sohbet eden kasap... Sahile ulaştığında az insan vardı. Kumsala yöneldi. Kumlar ayakkabısına dolmasını umursamadan dalgalara dek yanaştı. Martılar denizin üzerinde uçuyordu. Martıları seyretti, daha sonra bir bayan kumsalda belirdi. Martılara yanında getirdiği poşetten ekmekleri atmaya başladı. Yavaşça süzülen martılar ve incecik sesleri, dalgalar yavaşça kıyıya çarpıyordu. Bulut martılara doğru gülümsedi. (Bulut'un son öyküsü) G.T. |
||
|
||
| 25.06.2008 Yeni bir gün daha şimdiden başladı. Saat tam olarak yarım, işte yepyeni bir gün. Yarına dair planım yok ve açıkçası yine diğer günlerden çok da farklı olacağı kanaatinde değilim. Sanırım şu anda diğerleri gibi sende uykudasın. Ordaki nemin buraya göre daha düşük olduğuna hesaba katarsam neden rahat bir uyku sürdüğünü bulabilirim =) Sigara molası. Aslında bırakmaya çalışıyorum işte, yarım pakete çektim. Bu da bir başarıdır sanırım sen her ne kadar bu durumdan şikayetçi olsan da. Tabiki sağlık herşeyden önce gelir ama alışkanlıklar kolay terk edilmiyor. Birde yalnızlığının tek avuntusu buysa. Hadi yine melankoli yaptığımı söyle İpek .Dramlardan oluşan hayata bir başka bakış açısı. Mutluluk oyunu demiyorum elbette pozitif düşüncene. Bir mail bu kadar uzun tutulmaz bahanesiyle, mailine dek görüşmek dileğiyle. Deniz (G.T.) |
||
|
||
emegine saglık
|
||
|
||
emegine saglık ![]() |
||
|
||
bu baya bi uzunmus yaa word e atayım bari sen bu konularda baya bi yeteneklısin galiba kitap falan cıkartsana
|
||
|
||
bu baya bi uzunmus yaa word e atayım bari sen bu konularda baya bi yeteneklısin galiba kitap falan cıkartsana ![]() Kafamda birşeyler var ama nasıl başlayacağıma karar veremiyorum bakalım nasıl olcak ama kesin kitap yazmaya başlayacağım bu yaz. Belki bir, iki örnek buraya eklerim. Tabiki bu kitap iki senemi alır. |
||
|
||
bu baya bi uzunmus yaa word e atayım bari sen bu konularda baya bi yeteneklısin galiba kitap falan cıkartsana ![]() Kafamda birşeyler var ama nasıl başlayacağıma karar veremiyorum bakalım nasıl olcak ama kesin kitap yazmaya başlayacağım bu yaz. Belki bir, iki örnek buraya eklerim. Tabiki bu kitap iki senemi alır. oo çok güzel olurrr kitanını ilk görenler Turkrocer üyeleri olcak imza günügde imzalatırız artık |
||
|
||
| Umarım kitabı tamamlarım bastırmak da birşekilde olabilir. Bakalım zaman ne gösterir artık. Tabi ülkede bunca edebiyatçı, yazar varken benim ne haddime yazarlık, kitap basmak. Ben sadece birşeyler yapıyorum , kendi boyutumda ve kendimce. İddiam da yok. |
||
|
||
Umarım kitabı tamamlarım bastırmak da birşekilde olabilir. Bakalım zaman ne gösterir artık. olsun ginede bir yerlerden baslamak lazım bence yakın çevredelren baslayıp yavas yavas genisleyerek iyibiryerlere gele bilirsin
Tabi ülkede bunca edebiyatçı, yazar varken benim ne haddime yazarlık, kitap basmak. Ben sadece birşeyler yapıyorum , kendi boyutumda ve kendimce. İddiam da yok. |
||
|
||
Umarım kitabı tamamlarım bastırmak da birşekilde olabilir. Bakalım zaman ne gösterir artık. olsun ginede bir yerlerden baslamak lazım bence yakın çevredelren baslayıp yavas yavas genisleyerek iyibiryerlere gele vbilirsinTabi ülkede bunca edebiyatçı, yazar varken benim ne haddime yazarlık, kitap basmak. Ben sadece birşeyler yapıyorum , kendi boyutumda ve kendimce. İddiam da yok. Okuyan herkese teşekkür ederim ve tüm yorumlar için. |
||
|
||
| 28.06.2008 Yine bana atıfta bulunarak mail yollamışsın. Gönderme yapmadan bir fikir beyanın zordur bilirim. Yaz işte, herzamanki gibi sıkıcı ve rutin. Taşındım ve yeni arkadaşlarla yeni bir evde oturuyorum. Zaten anlaşılamama durumumdan dolayı anlaşma olasılığım hiç olmadı. Elbetteki karşındakini algılamasıyla alakalıdır diyeceksin. Garip bir dip bu, ikimizinde benzer düştüğü kuyular. Bizi tutan ipler neden koptu? Nerede koptuk? Yanıtını bulamadığım sorular. Yazın ortasında karıncalar gibi kışı düşünüyorum. Sürekli kıştayım aslında. Nedeni yok Deniz. Garip içsel bulantılarımla kafanı yine karıştırdığımdan söz edeceksin belki. Hangimizin içinde su yok ki dalgalanmasın. Bu kadar yeterli sanki daha fazla dip seni boğmasın.Duvarların ardındayken bazen seni bulamıyorum. Hapsolmandan korkuyorum bir gün ve asla çıkamamandan. İpek(G.T.) |
||
|
||
| 28.06.2008 Mailini biraz önce aldım, aslında bilgisayar açıktı. Sanırım konuşacak birini bekledim. Ne zaman koptuk orasını bende bilmiyorum. Büyüdükçe ipler çözülmeye başlıyor. Hayallerden vazgeçtikçe her ip sökülmeye başlıyor. Bir gün seni yüzeyde tutacak tek bir ip kalmıyor. Sonrası malum dibin yoğun karanlığı ve tırmanmak zor. Yukarı çıkmak için nedenin ya da ip yok. Neden çıkasın ki aslında tekrar düşmek istemezsin. Kırıkların daha kaynamamıştır. Yukarı çıkmak istemezsin gözün karanlığa alıştıkça. Aydınlığı istemezsin belki kanmak istemezsin. İplerin yine elinden kayıp gideceği ihtimali çok sağlamdır. İnanmak istemezsin uzatılan her ipe, kopacak sanırsın. Belki sayabildiğim sebeplerden. Duvarlarım, herkesin kendini koruma biçimi farklıdır. Sigaramı yakmak için çakmak bulmalıyım... Geldim. Ben kendimi duvarlaron ardında tutmayı seviyorum. Daha az acı hissediyorum. Daha az kırıklık. Daha az sevgi, sevinç, umut, neşe belki ama daha az acıya değer. Duvarların ardında kalmak benim tercihim değil. Ama ne bizim tercihimiz ki. Rastlantısal olgular zinciri. Zinciri oluşturan her bir diş biz değil miyiz? Peki neden zincirden şikayetçiyiz? Duvarların içinde ebediyen kalmaktan değil de duvarsız kalmaktan korkarım. Savunmasız kalmayı kimse istemez. Giyidiğim zırhı çıkartmayı düşünmüyorum. Tam yanıt olmasa da. Kaçtığım kendi gerçekliğim değil dışarısı. İçerdeyken herşey daha güvenli geldiğinden. Yarın yine denizi dinleyeceğim. Dalgalara sıfır mesafe içinde. Suya bırakacağım günün yükünü ve dünü. Su herşeyi siliyor. Belki benim dip dediğim suyun içidir. Kendi denizimin dibi. Deniz(G.T.) |
||
|
||
| 06.07.08 Mailine yeni baktım okur okumaz içime kasvet çöktü. Bu karanlıktan ne zaman çıkacağından çok nasıl çıkacaksın kısmını merak ediyorum. Tükenmeye akan bir nehir gibisin. Aslında mücadele edecek bir hayalin olsa diyorum ama umutsuzluğun bunu da öldürecektir. Bende yeni evde sorunlar yaşıyorum. Anlaşılamamak yine aynı sorun. Yüzeysellik kaçtığım tek şey bu. Yüzeysellikten başka birşey yok gibi birde görsellik. Teşhirci bir toplum görüyorum sanki. Sadece görüntüye önem veren. Ama insanlar boş kutulara benziyor, hani rengarenk paketleri olan. İçini açtığında o buruk gerçek, boş. Bana saldırdıklarında onları kendi yüzeyselliklerinde boğulmaya bırakıyorum. Ama anlamıyorlar. Saldırı olarak adlandırıp, isyan çıkartıyorlar. Burada da huzur yok gibi. Zaman az kaldı biraz daha sabır ve herşey bitecek. İpek(G.T.) |
||
|
||
| Cevap Maili hemen okudum. Tepkiden çok anlatabilme ve anlaşılabilme kaygısıyla yazıyorum. Ordan konuşmak öyle kolay ki. Elindeki amaçları aldığımda, kocaman bir hiçle karşılaştığında, yaptığın ve yapacağın herşeyin bu hiçlikte yok olacağını, hiçbir değer etmeyeceğini anladığında ne yapacaksın? Kendini tamamlamış kaç insanla dolu dışarısı ve neye kafa tuttuğunu biliyor musun? Sanmıyorum, kuklalara dönüşmüş insanlar birikintisi. Boğulmadan önce yüzmeyi öğren. Daha sahici amaçlar bul, oyuncaklar yerine. İnandığın masallar yerine gerçekleriyle yüzleş.Peri masalları burada yok. Deniz |
||
|
||
| 06.07.08 İnandığım masallar... Belki tüm savaşım bu yüzden, kendi masallarımın dünyasında yaşıyorum. Gerçeklik senin olsun. Sanırım ben burada daha mutluyum. Peri masalları uğruna yaşıyorum. Beni yaşatan şey sadece bu peri masalları. Duvarlarının ardında senin saklandığın benimkinden farkı yok sanki. İtiraf edemiyorsun bile senin de duvarların ardında yaşadığın bir dünya yarattığını bilmiyor muyum? O yüzden duvarların yanıltıcı ardında hayal dünyanı saklıyorsun. Tek farkımız senin korkak olman. Hepsi sadece bu. Ben hayallerim için savaşmaya devam edeceğim. Sen istediğin kadar duvarlarının ardında yaşayabilirsin. Ben inandığım masallar için devam edeceğim. Kelebek masalları belki benimkisi, özgür ve kısacık... İpek(G.T.) |
||
|
||
ben yazıp beklemeyi tercih ederdim senin yerinde olsam..bir yazı ilk yazdığında 10 kişi 1 sene sonra 50 kişi ediyorsa başarılısın demektir..bugün yazdığın 1 sene sonraki yarını anlatıyor ve oknuyorsa yarın gibi daha iyisin demektir..bu siteyle bence hangi aşamada olduğunu gör ve sonra ilerle kolay gelsin..
|
||
|
||
ben yazıp beklemeyi tercih ederdim senin yerinde olsam..bir yazı ilk yazdığında 10 kişi 1 sene sonra 50 kişi ediyorsa başarılısın demektir..bugün yazdığın 1 sene sonraki yarını anlatıyor ve oknuyorsa yarın gibi daha iyisin demektir..bu siteyle bence hangi aşamada olduğunu gör ve sonra ilerle kolay gelsin.. teşekkür ederim.
![]() |
||
|
||
| 07.07.08 Belki o duvarların ardındaki dünyayı saklamayı seviyorum belki de saklanmayı. Dışarı çıkmak için biraz cesaret gerekli belki. Belki de hiç çıkamayacağım. Belki de umut etmeyi ve düşlemyi bıraktım, bu karanlığın ardında yeni bir dünyaya bakabilmek için ışık istiyorum... Kelebek Masalları... Nedir bu kelebek masalları? Neden kelebek masalları? Oldukça ilginç ve merak etmeden yapamadım aslında. Deniz(G.T.) |
||
|
||
| Kelebek Masalları Benim yarattığım bir dünya sanırım ne zaman yarattım bu dünyayı hatırlamıyorum. Kendiliğinden oluşan bir dünya bu her kelebek ayrı bir hikaye ve ayrı bir kişi ve hepsi de gerçek kişilerden oluşuyor. Hala hayattalar ve yaşamak için çabalıyorlar. Neden kelebekler çünkü çok güzeller ve diğer canlılardan farklılar başkalaşım geçiriyorlar, evrimini tamamlıyorlar. Az bulunuyorlar çoğu türü ve az ömürlüler. Çok yaşayamıyorlar. Genelde katlediliyorlar. Peki sana her mailimde bir kelebek masalı anlatacağım. Belki ışığını bulmana yol olurlar. İpek (G.T.) |
||
|
||
| 15.07.08 Mailini yeni okudum biraz uzaklardaydım. Kendimi dinlemekle meşguldüm. Kelebek masalları demek hımm baya merak ediyorum aslında nasıl birşey diye. Bazı konularda haklı olduğunun kanısına vardım. Arada kapıyı açmak gerekiyor ki insanın ruhu rutubet kapmasın diye. Bende ruhumu havalandırıyorum pencereleri ve kapıyı açtım. Tatil sakin ve ılımlı geçiyor kendi içimde. Fark ettim ki kendimi hiç bu kadar rahat ve iyi hissetmemiştim, özellikle şu son birkaç gündür. Üzerime sanki bahar havası serpilmiş gibi öyle huzurluyum ki sanırım en güzeli bu olsa gerek. Düşünmeden sakince günün getirdiklerini yaşamak ve sonra yine düşünmeden sakince uyumak. Endişe, korku, üzüntü, özlem yok hiçbir şeye karşı. Bu arada kelebek masalları hakkında umarım biraz daha birşeyler yollarsın da beni bu meraktan kurtarırsın Deniz (G.T.) |
||
|
||
| 17.07.08 Mailini okudum aslında pek de iyi değilim kelebek masallarını şu anda yazamayacağım için özür dileyebiliyorum ancak. Sanırım bugün uykusuzluk bana iyi gelmedi öğleden sonra telafi çabalarıma rağmen. Ancak bu kadar kafamı toparlayıp yazabildim. İpek (G.T.) |
||
|
||
| Merhaba Umarım iyisindir gerçekten seni merak ediyorum, kendine dikkat etmiyorsun ve bu beni çok üzüyor. Neden bu kadar çabuk pes ediyorsun? Bu kadar çabuk yılman sana yakışmıyor. Biliyor musun? Ben o masalları daha yazmadan önce sevdim. Senden ve senin düşüncenden birer parça oldukları için. Senin dünyanı bana sunman o kadar ince bir davranış ki. Benim için en büyük destek hep sen oldun. Ne zaman yılsam ve pes etsem seni düşündüm. Resime beni şevk eden sendin. Seni düşündükçe çizdim. Biliyor musun? Benim örnek aldığım hep sendin. Ama bunu kendime itiraf etmem 3 yılımı aldı. Pes etmeni istemiyorum devam etmeni istiyorum. Seninle görüşmediğimiz o tüm zaman boyunca hep aklımdaydın. Seni hep aramak istedim ama yapamadım. Mail kutumu her açtığımda senden bir mesaj bekledim ve her telefonu açtığımda senden gelecek bir çağrı bekledim ama bu hep boş bir umut olarak kaldı. İyi ve güçlü olmalısın ve sanırım sana yakışan da bu. Hayatında başarılar dilerim. İyi gece, tatlı rüya Deniz(G.T.) |
||
|
||
| Ekrana kitlenmiştim mesajınla uyandım. Biliyor musun bunca zamandan sonra tüm bunları konuşmak o kadar zor ve anlamsız ki benim için. Sanırım ben senin tüm o zaman aralığınca konuşmanı bekledim ve hep senin adına geçerli olabilecek bahaneler ürettim. Sadece kendimi suçladım ve kendimi eksik, yetersiz buldum yoksa sen beni bırakıp gitmezdin. Ama yıllar boyunca hep senden döndüğünde bir telafi bekledim oysa sen yine kendini sakındın. Sorunları görmezden gelip yeniden başlamayı hiç istemedim ki. Sen bizim için hiçbir şey yapmadın sadece oturup bekledin benim çabamın tükenmesini. O kadar çaresizdim ki o zavallı ben. Tükenene dek çabaladım durdum hep seni anlamaya çalıştım. Senin yerinden bakmaya çalıştım herşeye ve seni anlamak uğruna kendimi ezdim geçtim. Orda sadece kendimi katletmemi seyrettin. Ve sen sadece kendini sevdin. Bu yüzden ne kendini yordun ne de yüzleştin benimle. Ne yaptın? Tıpkı şu anda yaptığın gibi kaçtın. Üzgünüm sanırım bitti. Tükendim, nefesim yetmedi. Bu tek kişilik aşkı yaşatmaya gücüm yetmedi. İstediğin gibi kaçabilirsin. Sadece şunu söylüyorum. Geri döndüğünde beni ve bana ait olanları burada bıraktığın yerde bulamayacaksın.Belki birkaç ay belki bir sene dayanacaksın ve eğer ben seni bu kadar iyi tanıyorsam mutlaka beni özleyeceksin çünkü beni asla unutamaycaksın. Benim senin hep hayalin olarak kalmamı istedin bu hayal seni yaşamaya değer bir umut veriyordu.Yazdıklarım sanırım senin bende sevdiğin tek şeydi.Ama artık sana yazılacak kelimelerim sadece acıyla eşdeğerde. Sana değer verecek kelimelerimi ve seni yüceltecek, sana sevgiyi hissettirecek, seni değerli ve önemli kılacak tüm o kelimeler, onları bonkörce harcadığının farkında olamadın. Artık seni vazgeçilmez kılacak hiçbir cümle, sözcük yok.Beyninde tüm sözcüklerimin çakılı kalması ve beni asla unutamamanı istiyorum. Ve bana ulaşamamanı. Sanırım en büyük ceza beni asla bulamamanı sağlamak. Ve ömrünün sonuna dek beni göremeyeceksin. Ne kadar özlersen özle ne kadar pişman olursan ol. Buraya geri dönemeyeceksin. Sen benim sevgimi ve sana olan değerimi herkes gibi sandın sanırım ama sana herkese davrandığımdan çok daha fazla değer verdiğimdi. Sana artık herkese nasıl davranıyorsam ve hatta sıradan hiç tanımadığım birine nasıl davranıyorsam işte o şekilde davranacağım. Kelebek masallarını elbet bir gün okuyacaksın evet bir kitap rafında gözüne çarpacak. Ama benden okuyamayacaksın. Eline alıp baktığında o dünyadan çok daha fazlasını bulacaksın. Ama sana yazılmamış olacak. Hiçbir kelime sana ait olmayacak. Alıp okuyacaksın, içinden birşeyleri alıp ...üreceğim bu kitap sayesinde. Tıpkı bana yaptığın gibi. Benim için yoksun. Asla olmadın ve asla da olmayacaksın. Hoşçakal İpek(G.T.) |
||
|
||
| Masanın üzerine yığılıp ağlamaya başladı. "Yine aynı yere dönüp dolaşıp geliyorum. Neden her seferinde önüme kocaman bir duvar çıkıyor ve her seferinde ben o duvara çarpıyorum? Hayal ve umut denilen iki çeldirici öğe defol git hayatımdan! Aynaya yönelip avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Kendini azarlarcasına; "Hiçbir şeyi değiştiremezsin, anladın mı bunu? Hiçbir şeyi!". Elindeki mendille yüzünü temizledi. Ne zaman ağlasa ağlamayı bir suç saydığı için pişmanlığı daha da perçinlendi. Ona göre sadece sünepe kızlar ağlardı, hemde ulu orta, duygularını herkesin gözleri önünde dökmektense gizlenmeyi severdi. Gizlenmek örtünmek demekti tüm duygularını kimse görmesin diye kat kat saklardı kendini. Gizem değildi bu sadece kaçıştı. Duygularından kaçış. Hissetmeyi sevmezdi. Musluğu kapattı. Aynaya son bir kez daha bakıp gözlerini kontrol etti. Çantasını açıp mürdüm rengi farını çıkarttı ve bir pudra. Biraz rötujla kapatılmayacak hiçbir dert yoktur ya da yara gözlerden dedi. Toplantıya sadece yarım saat vardı. İçeri geçtiğinde masada duran fincan çoktan soğumuştu. Telefon çaldı birazdan toplantı başlayacaktı. Masadaki raporları alıp toplantı kısmına geçti, henüz kimse gelmemişti. Raporları masaya bıraktı. İçeri geçti. Laboratuara ...ürülecek kağıtları hatırlayıp çekmeceyi açtı. Yaka kartını cebinden çıkartıp asansöre yöneldi. Asansör boştu. Aynaya ters dönerek aşağıya indi. Şifreyi girip kapıyı açtı içerisi baya serindi. Laboratuara doğru yürümeye devam etti. G.T.(Mezbahadaki Ceset) |
||
|
||
| Havanın bulutlu olması güneşi engelliyordu. Gri bulutların toplanmasından bazen fırsat bulan güneş arada bir yüzüne vuruyordu. Şapkasını iyice çekip güneşten sakınmak için yüzünü iyice sakladı. Güneş daha da belirginleşmişti sıkılıp şenzlogun üzerinden kalkıp elindeki havluyu zeminin üzerine serdi ve oturdu. Ayaklarını suya doğru saldı, gelen her dalga ayağına çarpıyordu. Hızla yanındaki suya doğru atladı , her yere su sıçramıştı. Denizin üzerinde oluşan su daireleri yavaşça büyüyordu. Daireler yavaşça açıldıkça genişliyor ve sınırlarını kaybediyordu. Uzun süre daireleri seyretti. Kulağındaki kulaklıkları çıkartıp uzun süredir sırtına vuran güneşten iyice bunalmıştı. Merdivenlerden aşağıya inip suyun içine daldı. Suyun içindeki ağzından çıkan hava kabarcıkları, teyet geçtiği kum tanecikleri ve suyun o dingin sesi. Keşke hiç çıkmasam dedi ama nefesi bitmişti. Tekrar suyun üzerine çıkıp soluk alması gerekiyordu ve bunu hiç sevmiyordu. Yüzey demek, insanların sesleri, top oynayan çocuklar, su şakaları, birbirini ıslatan kızlar ve çığlıkları. Bu kadar gürültücü olmak zorundalar mı acaba? dedi. Bir kez daha hızla daldı dibe. Yukarısından daha sessiz ve daha dingin. G.T.(Mezbahadaki Ceset) |
||
|
||
| Merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı ve sağa döndü. Kapıyı çalarak içeri girdi. Ekrandan başını kaldırıp kapıya döndü ve ona doğru baktı Ayla, kendisine uzatılan dosyayı aldı. Teşekkür edip tekrar başını monitöre çevirdi. Kapıyı çekip dışarı çıktı. Yürüyüp merdivenlerden aşağıya indi. Ana kapıya dek yürümeye devam etti, içerisi oldukça serindi. Tekrar kapıyı açıp asansöre yürüdü, düğmeye bastı. Nuray ona gülümsedi. Bugün seni bulabilmek çok zor, istersen yemeğe beraber inelim beni ararsın dedi Nuray. Hiç söz veremem ne zaman vaktim olacağı belli olmuyor dün en son saat 3'de yemek yemiştim dedi. Nuray'ı asansörde yalnız bırakıp bulunduğu kata geldi. İçeri yürüyüp masasına geçti. Daha telefon etmem gerekiyor ama hala işim var dedi. Yarın ki ödeme günü için elindeki kocaman listeyi alıp incelemeye başladı, 12ye dek bitirebilecek miyim diye düşündü. Telefonu çalmaya başladı. Gizli numaradan kim arayabilir ki beni üstelik bu saatte? Sadece sesimi dinleyen yine aynı manyak işte ne o vazgeçiyor aramaktan ne de ben vazgeçicem bakalım arasın bulabilirse. Nihayet çıkışa yönelmişti uzun soluk bir koşturma daha sona ererken kulaklıkları takıp düğmeye bastı. İşte bu, tüm dünyadan beni uzaklaştıran tek şey bu dedi, yoldaki arabaları seyrediyordu. Daha Pazatesi olmasına rağmen haftasonunu düşünmek bana iyi gelmiyor o kadar çok zaman var ki hiç bitmeyecek gibi sanıyorum her haftayı dedi. Servisin kapısını açıp dışarı çıktı. Dışarısı serin olmasına rağmen ceketini çıkartıp gömleğini düzeltti. Ceketi koluna asıp yürümeye devam etti. Kapıyı açıp merdivenlerden yukarı çıktı. Çantasından anahtarlarını çıkartıp kapıyı açtı. Lambayı yaktı. Telefon. Cep telefonun çantanın içinden alıp bir hışımla açtı yine o tanıdık sessizlik. Buna daha ne kadar devam ediceksin merak ediyorum. Tanımadığın insanları rahatsız etmek birine nasıl zevk verebilir acaba diye düşünüyorum. galiba insanlarla olan iletişim sorununu ancak bu şekilde çözeceğini sanıyorsun? Hımm bunca lafı da kaldırabildiğine göre sana söyleyecek bir lafım daha var ne kadar karaktersiz olduğun. Demek aşağılanmak hoşuna gidiyor ve bu mazoşistlik belirtisi olmasın sakın? Senin gibi garip türleri anlamak kolay olmasa gerek, boşuna psikanaliz ortaya çıkmamış dimi? Bugünlük bu kadar hakaret senin için yeterli sanırım benim sınırımı çoktan aştın. En iyisi ben telefonu yüzüne kapatayım bu daha hoş olur. İdiot!!! Sanırım seni sinirlendirmek çok kolay, tepkisizliğe dayanamayanlardan olmalısın dedi telefondaki kişi. Şimdilik telefonu kapatıyorum ama bu senden rahatsız olduğum ya da buna son vermek için değil. Aslına bakarsan tek konuda haklısın, yalnızlık. Evet yalnızım, sadece bir kez yanlış arayarak numarana ulaştım hepsi bu. Aramaya devam etmemin bir nedeni yok. Sadece sen konuşulabilecek bir insansın benim için. Etrafımda evet insanlar vra ama beni dinleyen, benim yanımda olanlar değil. Hani şu olması gereken kuru kalabalıklardan. Aslına bakarsan dün öğretmen olan sevgilim beni terk etti. Bugün için onunla son kez buluşmak istedim ama gelmedi. Neden gelmedi o aşağılık insan!! Kadınlardan nefret ediyorum. En iyisi vurulmadan önce sen vuracaksın. Hepsini aynı sonuçta. ... ? Bunları dinlemek zorunda değilim. Bak bence sen bunları arkadaşlarınla konuş hem daha yararlı olur. Benim elimden birşey gelmez. Hem neden kadınlardan bu kadar nefret ediyorsun ki ve neden bir kadını bütün kadınlara mal ediyorsun? ..... Kapatmış. İçeri geçip televizyonu açtı. Güzel bir filme benziyor olmalı diye içinden geçirdi. Mutfağa geçip dolabı açtı sürahiyi alıp bir bardak çıkardı. İçeri geçti ve koltuğa uzandı. G.T.(Mezbahadaki Ceset) |
||
|
||
| Dipten yüzeye doğru çıkmaya başladı. Suyun büyüsünden sıyrılıp hayatın sıradanlığına karışmak canını sıkmıştı. Yukarısı aşağısından güzel değildi. Yavaş yavaş alçalmaya başladı yürüdükçe deniz. Son kez sudan çekti ayağını. Merdivenlerden yukarı çıktı. Gökyüzünün maviliğine karıştı gözlerinin maviliği. Bulutların yavaşça havada salınmasını seyre koyuldu. Yavaşça geçişen pamuktan helvaya benziyor kimisi dedi. Hava kararıyordu, tüm bulutlar karanlıktan önce kaçışmışlardı. Eşyalarını sırt çantasına yerleştirip yavaşça sahilden ayrılıyordu. Arkasında batan güneşi denize bırakmıştı. Tekrar üzülene dek hoşçakal deniz dedi içinden. Tekrar bitene dek, tekrar uçabilmek için görüşmek üzere... G.T. (Mezbahadaki Ceset) |
||
|
||
| Koltukta uyuyakaldığı için boynu tutulmuştu."Lanet olası telefon" dedi. Açtı arayan Nuray'dı. "Kusura bakma uyuyakalmışım bugün gelemeyeceğim. Benim yerime alışverişe başkasıyla çıkarsın hem zaten bilirsin ben alışveriş yapmaktan nefret ederim.Sonra görüşürüz, hoşça kal". Televizyonu kapatıp mutfağa yöneldi. Çaydanlığa su koyup ocağı yaktı.Dolaptan domates, beyaz peynir, salatalık çıkarttı. Musluğu açıp sebzeleri yıkadı, dilimledi. Sandiviç hazırladı, sıcak suyu fincana boşaltıp sert bir kahve hazırladı. Sandiviçi bitirip içeri geçti, salonu toparlamaya başladı. Çantasındakileri boşaltmaya başladı, aradığı kitabı buldu. Kahvesini içerden alıp koltuğa oturdu. Kitabı okumaya koyuldu. Telefon çalıyordu. Kalkıp telefonu açtı. "Bugün daha sakin açtın telefonu, sanırım bugün huzurlusun. Bütün gece söylediklerini düşündüm ve seninle konuşmak bana iyi geldi. Seni sürekli aramaya karar verdim. İlginç birisin, numaranın hangi ada kayıtlı olduğunu bulamadım. Gizlemişsin. Bak bu çok akıllıca. Benim tıpkı seni ararken numaramın gizli olması gibi. Karşılıklı paslaşıyoruz. Şu öğretmen sevgilim konusuna gelince aslında kalleşçe benimle görüşmeyi kabul edip sonra gelmemesi sinirimi bozandı. Sonuçta hepiniz aynısınız sadece imkansızı istersiniz. Bir erkek size bağlandığında ve sizi sevdiğinde tasmayı aklınızca boynuna geçirdiğinizi sanırsınız. Yanılmanız bundan işte herşeyi kontrol edeceğinizi sanmanızdan. Sözde o ilk zamanlardaki dürüstlük, bağlılık size yetmemeye başlamıştır. O yüzden sıkılmaya başlarsınız. Vurulmadan önce vurmaktan kastım, sizin elinizde oyuncak olmaktan o tasmayı önce size geçirmek, sıkınca da ipini çekmek. Şöyle düşün karşında eli silahlı biri var, sana silahını doğrultmuş. Ne yaparsın? Hemen vurmazsan öleceğini bilirsin, ondan önce davranıp ateş edersin. Neden? Yaşamak için". ... "Biliyor musun? Ben senin şu çok kesin vardığın hükümlerine alayla bakıyorum. Bana çpk sığ ve yüzeysel geliyor. Acaba hangi ilişkinde ne kadar gerçek oldun ki? Ne kadar gerçekten birine kendini adadın ki? Kalkmış insanları suçluyorsun. Bunlar kaçmak için ucuz yollar, herkesin denediği türden ucuz numaralar. Aslına bakarsan sanırım senin ilişkilerden anladığın bu. Bana hiç inandırıcı gelmiyor. Ayrıca bu nasıl birşey ki beni hem rahatsız edip hem dertleşebiliyorsun? Senin psikolojik danışmanlığını üstlenecek de değilim. İşim var seninle zaman kaybetmeyi gerçekten istemiyorum. Sen en iyisi başka bir numara bul ve bakalım ondan sana bir iş çıkacak mı? Hatun kişiyi bu tarz taktiklerle bakalım oyununa çekecek sonra onu tüketip başkasına sızlanıp bu zincirin devamını sağlayacaksın.Kendine daha kolay olan bir kurban bulmanı dilerim." Bardağı çoktan soğumuştu. Yeni bir fincan alıp yeniden sıcak ve taze kahve hazırladı. Okuduğu kitabı eline alıp koltuğa uzandı. G.T.(Mezbahadaki Ceset) |
||
|
||
| Dosyalar her yere dağılmıştı, tek tek toplamaktan bıktı. Hep ayak işlerini toparlamak, Serap Hanım'ın sigarasını almak, kahvesini masasına bırakmak tüm bunlar Nuray'ın günlük faaliyetlerinin olmazsa olmazlarındandı. Nihayet Fiyatlandırma bölümüne geçmişti, tabi ki Serap Hanım'ın torpili sayesinde. Serap Hanım geçikmişti haftasonu olduğu için mutlaka yarım saat geç gelirdi. Nuray biraz daha beklemeyi düşündü. Ahizeyi kaldırıp Gül'ü aradı. "Dün gelmedin bende birkaç arkadaşla dışarı çıktım, alışverişten sonra yemeğe gidip biraz dedikodu yaptık. Bugün mutlaka buluşalım, anlatacaklarımı mutlaka duymalısın"dedi. Gül: "Bilmiyorum ki açıkçası pek birşey duymaya halim yok bütün gün koşturmaktan yoruldum. Kimin ne yaptığını dinlemek bana pek eğlenceli gelmeyebilir, aslına bakarsan şu aralar baya dinlemekle meşgulüm özellikle müdürü. Gereksiz saçmalıklarını, dedikoducu kadınlar gibi her müşterinin ardından yaptığı çekiştirmeleri, insanların yüzüne söyleyemedikleri, riyakarlığın had safhalarını zorlamakta. Ayrıca bana karşı aptalca bir tutum takınmış durumda, yanlışlarımı arıyor adam. Bazen istifa etmek istiyorum, o kadar yükleniyor ki bana. Züppenin teki sonuçta.Neyse birazdan gelir, henüz o yokken biraz dinleneyim.Sonra konuşuruz". Pc'ye yönelip hazırladığı tabloya devam etti. "Hepsini bitirdikten sonra birde bunu o cinse beğendirmek ölüm gibi, takıntılı budala, simetrik rahatsız "dedi. G.T. (Mezbahadaki ceset) |
||
|
||
| Bulanıklık ve alabildiğine sis... Sisin içinde sadece çığlık çığlığa koşan biri, ayakları çıplak, olabildiğine çaresiz sadece hızla koşan. Patikadan hızla inerken yuvarlanmaya başlıyor. Otların arasından kalkmaya çalıştıkça bocalıyor. Bir ağacın dalına sımsıkı tutunuyor ve aşağısı uçurum. "Hiç kimse yok mu?" "Kimse yok mu?" Gözlerini açtığında mavi tavan ona gülümsüyor. Saçları terden ıslanmış. Kalkar kalmaz rüyanın etkisinden kurtulamadı. Musluğu açıp yüzünü yıkamaya başladı.Aynadaki görüntüsüne baktı, gözbebekleri korkudan büyümüştü. Yüzünü kurulayıp, mutfağa geçti. Dolaptan sürahiyi çıkartıp bardağa boşalttı ve içti.Hala kendinde değildi. Sabah tüm şehir yeni uyanıyordu. Pencereyi açıp sandalyeyi çekti, dışarıya bakına durdu. G.T.(Mezbahadaki ceset) |
||
|
||
| Telefon çalıyordu, eline alıp uzun süre susmasını bekledi, konuşmak istemiyordu çünkü bugün savunmasızdı. Konuşmak istemediği için telefon kapanana dek bekledi. Uzun uzun çaldı telefon yine gizli aramaydı. Telefonu bırakıp dışarı çıktı. Markete kadar yürüdü. İçeri girdi, rafların arasında bilinçsizce gezindi, bakındı. Sonra makarna reyonun önünde durdu. Makarnaları aldı, sepete koyup yürümeye devam etti, sonra boş boş yine raflara bakındı. Domates ve biber seçti, poşede doldurup sepete bıraktı. Baharatlar reyonuna gelip karabiber, nane aldı. Kasaya doğru yöneldi. Tek tek hepsini kasaya yerleştirdi. Parasını ödeyip tekrar aldıklarını poşetlere yerleştirdi. Dışarısı oldukça güneşliydi.Yürümeye devam etti, aklı telefondaydı. Haftasonları, çalışanların dört gözle bekledikleri kısacık o özgür zaman dilimiydi. Bütün bir hafta boyunca çalışıp sadece o haftasonunu beklemek. Apartmanın kapısını anahtarla açtı. İçeri girdi merdivenlerden çıkmaya devam etti. Kapıyı açtı. Telefon susmuştu. Poşetleri mutfaktaki tezgaha bıraktı. Telefona baktı, tam 30 arama kayıtlıydı. Sadece bir tanesi Nuray'a aitti. Nuray'ı aradı. Telefonu meşguldü. "Hay aksi" dedi içinden. Mutfağa geçip bir tencere çıkardı, suyu içine boşaltıp kaynamasını bekledi. Telefon çalıyordu. Hemen koşup açtı. "Nuray?" "Hayır Nuray değilim. Hemen telefonu kapatma, biliyorum kasıtlı olarak telefonu açmadın ama dün için özür dileyecektim ve ben bunun için seni tekrar rahatsız ettim. Özür dilerim, en başından beri seni rahatsız ettiğim için. Diğer insanlardan farklı olduğun için ve beni gerçekten dinlediğin için seni bunca zamandır rahatsız ettim. Sanırım beni yanlış tanımana yol açtım, ben sapık değilim. Gerçekten seni rahatsız ettiğim ve üzdüğüm için pişmanım. Bu kadar kızacağını bilseydim bu oyuna başlamazdım. Çok pişmanım. Eğer istersen seni bir daha rahatsız etmem asla aramam. Ama benim arkadaşım gibiydin. Her ne kadar beni tanımıyor olsan da en azından bana yardımcı olmaya çalıştın. Eğer istersen aramayacağıma dair söz verebilirim. Seninle az daha olsa benim zorumla da olsa konuştuğum için sağol. Seni aramaya ihtiyacım var. Beni gerçekten dinleyen bir insana ihtiyacım var ve sanırım bu kişi sensin. Lütfen beni yanlış anlama amacım başka bir şey değil. Saçma geliyor olabilir ama arkadaş olmamız çok mu olanaksız?" ... Telefonda uzun süre sessizlik oldu, Gül ne diyeceğini şaşırmıştı. Acaba söylediklerinde ciddi miydi? Yoksa bu oyuna devam etmek için yeni bir taktik miydi bu acaba diye içinden geçirdi. Ne kadar zor bir insana hem de hiç tanımadığı bir insana güvenmek dedi içinden. Bu durumdan bir çıkış yolu yok muydu acaba? Keşke telefonu hiç açmasaydı, şu an hem pişmanlık hem garip bir his içinde kıvranıp duruyordu. Ya söylediklerinde ciddi ise diye geçirdi içinden ya doğruysa dedi içinden. Hayır saçma diyordu öbür yanı, bunların hepsi bir oyun işte, saçma bir oyun inanma asla inanma, herşeyi yalan tüm sözleri gibi, acıma ona. "Hımm. Aslında ne diyeceğimi bilemiyorum çünkü senden bunları söylemeni beklemiyordum. Beni şaşırttığını itiraf etmeliyim. Bilemiyorum ki, neden bunlara devam ediyoruz. Mantıken senin beni bir daha aramaman gerekirdi, benim de şu an sinemada film izliyor olmam gerekiyordu. Sözlerinin gerçekten doğruysa o zaman bana bunu ispatlamalısın sana ancak bu şekilde güvenebilirim. Arkadaşım olmak istiyorsan buna değer olduğunu bana ispatla ve sonra benim arkadaşım olabilirsin ama sadece arkadaşım. Başka hiçbir şeyim değil.Tek bir şartım var ama en ufak hatanı affetmeyeceğim. Hatan olursa kasten ise beni bir daha asla arayamazsın. Hepsi bu, şimdi kapatmalıyım" dedi Gül. "Peki, buna sevindim olumsuz olmaman beni çok mutlu etti. Yanılmadığını sana ispatlayacağım. Çok sağol" dedi. Telefonu kapattı, muftağa gitti. Tenceredeki su çoktan kaynamıştı içine biraz sıvıyağ ve tuz ekledi ardından makarnaları poşedinden çıkartıp tencereye döktü. Tencereyi biraz karıştırıp ateşi biraz kıstı, tencerenin kapağını yarım kapalı bırakarak salona geçti. Televizyonu açıp haberleri izlemeye başladı. Haberlerin bitiminde makarnaya baktı, ateşi kapatıp alt dolaptan bir makarna süzgeçi çıkartıp lavaboya bıraktı. Tencereyi süzgeçe boşaltıp tekrar ocağın üzerine koydu. Musluğu açıp makarnaların üzerinde biraz su gezdirdi.Lavabodan aldı. Tencere biraz sıvıyağ döküp ocağı yaktı. Domatesleri ve biberleri yıkayıp tabağa bıraktı ve hepsini ufak ufak parçalara böldü. Tencereye önce biberleri koydu biraz kavurup ardından domatesleri bıraktı. Salça biraz karabiber döktü pişirdikten sonra makarnaları üzerine boca etti. Hepsini karıştırdı. Bir tabağın üzerine biraz makarna koydu ve üzerine nane. Hepsi buna değer deyip tekrar televizyonun başına geçti. G.T. (Mezbahadaki ceset) |
||
|
||
| Gri bulutlarla dolu her an yağacak gibi asık suratlı gökyüzüne çevirip şöyle bir baktı acaba şemsiye alsa mıydı? Şemsiyeyi alıp dışarı çıktı. Hızlı hızlı yürümeye başladı. Yağmur yağmadan önce gitmek istiyordu. İçeri girdi.Yaka kartını geçirip asansöre bindi. Bilgisayarını açıp çantasını bıraktı. Telefonu açıp bir kahve söyledi. Gelen maillerini kontrol etmeye başladı. Nuray'dan gelen maili okuyordu. Sarı kahküllerini gözünün önünden çekip gözlüklerini kutusundan çıkartıp taktı. Yine binbir şeyi dert edinmiş kendine dedi aynı benim gibi. Sanırım ikimizin de şanstan yana yüzü gülmüyor, bu apaçık belli, ne zaman ne yapmaya çalışsak ille ters gidiyor ya bir aksama ya da bir zorluk. Bu yokuşu ne zamana dek çıkacağız ki? O kadar çok üzülmüş ki belli küfür bile etmiş, bu karamsar ruh hali onu da beni de tüketecek oysa buna yetişkinlik diyorlar. Herşeye ve her koşula alışmak. Dışardaki bulutlardan beter kararan içimi nasıl kurtarabilirim acaba diye düşündü. Bunun üzerine Kemal Bey içeri girdi. İşte sana sağnak dedi içinden. Kemal Bey son raporları telefon edip Gül'den istedi. Bir de hesap durumlarına ait son güncellenmiş bilgileri. Bakalım bu sabah ki uyuzluğu nerden bulacak diye içinden geçirdi. Tüm istenilenler tastamam hazır bir biçimde dosyalar halinde çekmecesinde duruyordu. Çekmeceyi açtı ve dosyaları alıp Kemal Bey'in odasına geçti. Kapıyı çalıp içeri girdi. Dosyaları alan müdür incelemeye başladı. Gül' e bakarak "Sizden Haziran ayına ait son durum güncellemelerini de istemiştim ama bakıyorum da nedense bu dosyaların içinde yok. Cevabınızı çok merak ediyorum Gül Hanım". Bu durum konusunda baya afallayan Gül ise kafasında geçen günkü konuşmaları hızla tarayıp böyle bir isteği bulamadı çünkü bunu ondan istememişti.Her zaman ki gibi şu an hatırladığı şeyin cezasını yine o çekecekti çünkü Kemal Bey asla hata yapmaz, unutmazdı. Müdürler üstün varlıklardır ne de olsa personel her zaman daha az akıllıdır, düsturu Gül içinde geçerliydi.Şansına lanet okuyup bu durumu yine bir şekilde kurtarmayı düşündü. " Haklısınız ben onları hazırlamak için eve ...ürmüştüm sanırım evde bırakmışım halbuki dosyaya koydum diye aklımda kalmış. Yarın mutlaka masanızda olur". Gelecek cevabı bildiği halde dinledi. "Ne kadar dikkatli olduğun konusunda bu seni kaçıncı kez uyarışım dürüst olduğun için sana bir kez daha şans tanıyorum, bu durumu en iyi biçimde telafi edip üstüne de senden geçen ayın ki son durumlarını da istiyorum" dedi Kemal Bey. Gül içinden anlaşılan yine berbat bir hafta daha beni bekliyor kesin bu haftasonu ben ya sinema ya da alışverişle bozulan moralimi düzeltirim dedi. Bir de Nuray'la yemek yerim. Beraber dramatik bir filmde ağlarız ve sinirlerimiz gevşer sonra da aldığımız giysilerle mutlu oluruz diye içinden geçirdi. Susup sessizce içeri geçti. Kahvesini tek yudumda bitirip bir sert kahve daha istedi. Başını bilgisayarın içine gömüp şansına lanet okudu. Öğle yemeği için arayan Nuray'dı. Yemeğe çıkmayacağını söyleyip bir kahve daha isteyip çalışmaya devam etti. Kendini işlerin akışına bıraktı ve zihnini kendine lanet okuyan düşüncelerden sıyırmaya çalışırcasına işe koyuldu. Hırsını kendinden çıkartıyordu, herşey için o da kendini cezalandıranlardandı. Akşam iyice hava kapanmış gök gürültüsü başladı. Şemsiyesi açılmıyordu.Dışarı çıktığında şemsiyeyi bir çöp kutusuna fırlattı. Şimşek başının üzerinde belirdi ve ardından yağmur. Ceketinin düğmelerini iyice kapatıp adımlarını sıklaştırdı. Sokağın tenhalığından mıydı yoksa yağmurun deliciliğinden miydi, kendini kedi yavrusu gibi hissediyordu. Bu durumdan nefret ediyordu ama işte aptal bir kediden farkım yok benim, neyim var ki neden ben diğerleri gibi olamıyorum, neden Kemal Bey neden Nuray neden şu telefondaki deli olamıyorum? Kendimden işte bundan nefret ediyorum böyle kedi yavrusu gibi hissettiğim için. Zalim, odunun teki ya da menfaatci, çıkarcı, hesapçı, işini bilen olamıyorum. Her seferinde neden bu kedi yavrusuna dönüşüyorum? Bu beni siper almış kötü şanstan da herşeyden de bugün nefret ediyorum diyerek içinden haykırdı. Yağmur iyice hızlanmıştı. O da kendi kendini teselli edenlerdendi işte herşey iyi olacak üzülme, değmez, gibi bir işe yaramayacağını bilerek tesellilerini sıralıyordu en iyi dostu biliyordu ki sadece kendisiydi. Ne zaman ihtiyacı olsa kimseyi yanında bulamadığı için o diğerlerinin kötü zamanlarında yanında oluyordu. Bir yanını gizleyerek yaşama devam etmek. Nihayet sokağın sonu apartmana ulaşmıştı. İçeri geçip bir havluyla önce gözlüğünü sonra saçlarını kuruladı. Sıcak su kaynatıp kahve hazırladı. Ayaklarını koltuğa uzatıp biraz dinlendi çünkü bütün gece hazırlancak bir dosya daha onu bekliyordu. Sıkıntıyla içini çekti.Telefon çalmaya başladı. G.T.(Mezbahadaki ceset) |
||
|
||
| Bir bu eksikti diye düşünüp telefonu son gücüyle açtı. Yine arayan gizli numaraydı. "Bugün yağmurda ıslanırken nedense aklıma sen geldin. Seni merak ettiğim için aradım. İyi misin?" dedi telefondaki ses. "Fena değilim sadece yorgunum hepsi bu sıradan bir gündü işte" dedi Gül. "Baksana biz seninle hiç tanışmadık adım Emre adını sormam hata mı olur?"diye sordu. "Hımm nasıl olsa olacak konuşmaydı memnun oldum ben de Gül". "Adınla baya alakalı bir karaktere sahipsin Gül bak bu iç karartıcı havayı biraz uzaklaştırsak kötü mü olur ?" "Mümkünse önümde duran bir yığın yarın teslim edilecek işi de uzaklaştırsan bir de şu bulutları çok sevinirim cidden" "Zor birşey değil ama bu senin ilerdeki her zorlukta bana geleceğin anlamına geliyorsa neden olmasın derim. Sanki mutsuzsun ve saklamaya çalışıyorsun, her ne olduysa umursama o kadar üzülmene değmez. Unutma hayat bir anlık." "Sanırım ben hayatı çok ciddiye aldığım için kaybediyorum bütün hatam bu herşeyi çok ciddiye almak neyse sana bugün yardımcı olamayacağım ama sen yanımda olup bana çok büyük bir iyilik yaptım senden beklemediğim halde bunun için sana borçluyum" dedi. "O zaman senden bir kahve istesem kahve içmeye gelir misin?" dedi Emre. "Hayır. Gelmek istemiyorum" dedi Gül. "Peki sen bilirsin bak ben ama bir daha teklif etmem ona göre" "Bakıyorum kendine çok güveniyorsun, hayat herşeyini elinden alınca ne yapacaksın? dedi Gül" "O zaman onun da bir çaresini bulurum sen canını sıkma sana iyi çalışmalar Gül" dedi Emre. Telefon yine pat diye kapandı hımm anlamak gerçekten zor bu deliyi dedi içinden, ne yapmaya çalışıyor ki. Önündeki dosyaları alıp gözlüklerini taktı kahvesinden bir yudum aldı. G.T.(Mezbahadaki ceset: Tamamen gerçekdışıdır) |
||