|
|
|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1327 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1333 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1589 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/turkrocker/forum/Sources/Subs.php on line 1595 hiç olmadığın kadar yoktun hayatımda.. Hiç olmadığın kadar yoktun hayatımda ve belki yaşadığım bir hayat bile yoktu. Tutunamadım sevdana... Yosun tutmuş dallar gibiydi kolların hep. Her dokunduğumda kayıyordum sevdandan. Ve ne acı ki, benden başka bana destek verecek kimsem yoktu. Sen bile yoktun... Ben hep senin yokluğunda yaşadım sevdamı. Dalların kaygandı çünkü... Hiç olmadığın kadar yoktun hayatımda ve belki yaşadığım bir hayat bile yoktu. Hatırladığım tek şey yokluğun... Hep kimsesizliğin... Hep sessizliğin.... Sen hep çalmayan telefonlarımdın. Duyulmayan aşk fısıltılarım. Dünyayı suskunluğa bürümem bile yetmezdi sana. Sen hemen kendine yeni bir dünya yaratırdın. Bense senin o yeni dünyanın kapısında kimsesiz bir çocuk gibi beklerdim. Güneş doğardı... Güneş batardı... Ama senin kapıların asla kımıldamazdı. Bense susardım... Yokluğunu sessizliğe kurban ederdim. Hıçkırıklarımı bile sustururdum. Susar ve kapını açmanı beklerdim. Sense beni her fark edişinde beni bilmediğim kimliksizliklere bürürdün. Üzerime zorla giydirilmiş gibi hissettiğim kimlikler yüzünden kapının açılmasına bile sevinemezdim. Çünkü bilirdim; açılan her kapının ardında yine sensizliğin olurdu. Aslında beni dünyana almak için açmazdın kapılarını. Açılan kapıların sadece kendine yeni bir dünya yaratma telaşın olurdu. Bilmezdin sen... bilemezdin... Yarattığın dünyalarının kapılarında bekleyen o sessizlik olmasa, dört duvardan başka bir şeyin olmayacağını bilemezdin. Senin dünyalarının gizemi bendim. Benim varlığımı kapının ardında bilmekti dünya. Ve hep bu yüzden başka kapıları özlerdin. Hep yeni beklemeleri... Yeni sessizlikleri... Bilirdin ki; kapının önü hep dolu olacak... Bilirdin ki; sessizlik orada öylece dinginliği bozmanı bekleyecek... Ama ben de bilirdim ki HAYAT SONSUZ SENSİZLİK |
||
|
||
| Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi… Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin… Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma atlar gibi sevdalanışımdan… Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın… Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın… Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep. Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan… Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz çözüldüm… Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir telaşla söylersin… Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin kendini tutamazsın. Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek… Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi. Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş gibi… Bir tür gurur muydu bu? Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı? Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu… Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı… Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı masanın üstünde dururdu hep. Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl katlanır…Sinemada nasıl oturulur… Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen inanırdım… Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! … Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? … Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz… Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız. Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! … Evet cok geç anladım… Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş… Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz… İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti. Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman ediyordu… Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydik… Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık… Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadığımız o felaket duygusu… Anlamıştım senin ailen de böyleydi… Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! … Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! … Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten sonra… Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın her şeye… Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken kaybetmiş gibisin hep… Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız kadınlarda… Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız erkeklerde… Biliyorum ne ben o erkeği bulacağım ne de sen o kadını bulacaksın… Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür gibi konuşanlara sevdalanacağız… Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz… Ölesiye, amansız seveceğiz onları… Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın… Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun… Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı… Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka kıtalara gitmeyi düşlerlerdi… Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın… Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim… Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim gibi… Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi… Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arıyor. Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM… Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri yok ediyor… Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor… Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası… Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri sevse de hiç kapanmayacak bu yaran… Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç gibi… CEZMİ ERSÖZ |
||
|
||
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim... Neler yazmak istiyorum sana bir bilsen, tek yapabildigim yazmak oldugundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yaziyorum, yada bitirmek isteyerek... Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum. Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen... Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar Güzel Güleni! Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en baştan başladım... Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum! Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum... Sesini duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duydugumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum... Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen... Zaten kolay olan ne vardı ki benim için; Sanki seni öldürmemle sevmem arasında hiçbir fark yoktu.... Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım... Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek, yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak, sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtıgımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sagladıgın için galiba gerçekten "bir taneydin"! Işte bu yüzden imkansızlıgına hep inandım! Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever oldugumda, sen benim her şeyim oldugunda ben senin için hiç yoktum... Bu yüzden yalnızlıklarım, aglamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı.Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyecegin en son şeydi... Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevdigimden hiç bahsetmeseydim Sen beni hiç sevmedin! Ben Seni Seviyorum dedigimde Seni Seviyordum! Ben Seni Özlüyorum dedigimde Seni Özlüyordum. Ben Senin Için Ölürüm Dedigimde ben senin özleminden zaten ölüyordum... Ve Ben Simdi Senin Hayatından Gidiyorum! Ben Kaybettim... Sen Kazandın! Artık sesimi duymayacaksın... Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin! Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum...Ben artık gidiyorum.. |
||
|
||
hiç olmadığın kadar yoktun hayatımda.. Hiç olmadığın kadar yoktun hayatımda ve belki yaşadığım bir hayat bile yoktu. Tutunamadım sevdana... Yosun tutmuş dallar gibiydi kolların hep. Her dokunduğumda kayıyordum sevdandan. Ve ne acı ki, benden başka bana destek verecek kimsem yoktu. Sen bile yoktun... Ben hep senin yokluğunda yaşadım sevdamı. Dalların kaygandı çünkü... Hiç olmadığın kadar yoktun hayatımda ve belki yaşadığım bir hayat bile yoktu. Hatırladığım tek şey yokluğun... Hep kimsesizliğin... Hep sessizliğin.... Sen hep çalmayan telefonlarımdın. Duyulmayan aşk fısıltılarım. Dünyayı suskunluğa bürümem bile yetmezdi sana. Sen hemen kendine yeni bir dünya yaratırdın. Bense senin o yeni dünyanın kapısında kimsesiz bir çocuk gibi beklerdim. Güneş doğardı... Güneş batardı... Ama senin kapıların asla kımıldamazdı. Bense susardım... Yokluğunu sessizliğe kurban ederdim. Hıçkırıklarımı bile sustururdum. Susar ve kapını açmanı beklerdim. Sense beni her fark edişinde beni bilmediğim kimliksizliklere bürürdün. Üzerime zorla giydirilmiş gibi hissettiğim kimlikler yüzünden kapının açılmasına bile sevinemezdim. Çünkü bilirdim; açılan her kapının ardında yine sensizliğin olurdu. Aslında beni dünyana almak için açmazdın kapılarını. Açılan kapıların sadece kendine yeni bir dünya yaratma telaşın olurdu. Bilmezdin sen... bilemezdin... Yarattığın dünyalarının kapılarında bekleyen o sessizlik olmasa, dört duvardan başka bir şeyin olmayacağını bilemezdin. Senin dünyalarının gizemi bendim. Benim varlığımı kapının ardında bilmekti dünya. Ve hep bu yüzden başka kapıları özlerdin. Hep yeni beklemeleri... Yeni sessizlikleri... Bilirdin ki; kapının önü hep dolu olacak... Bilirdin ki; sessizlik orada öylece dinginliği bozmanı bekleyecek... Ama ben de bilirdim ki HAYAT SONSUZ SENSİZLİK of muhteşem cidden çok beğendim
|
||
|
||
| nightmare_storm yazmış: Alıntı of muhteşem cidden çok beğendim beğenmene sevindim yenileri gelcek:) |
||
|
||
| Dostları Olmalı İnsanın Dostları olmalı insanın, Aynen gemilerin limanlari gibi Zaman zaman uğradığın Yükünü boşalttığın Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, Geri döneceğin günü bekleme umuduyla Bazen rüzgara o açmalı yelkenini Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla Halatlarını çözmeli Seni çok ama çok özlemeli Dostları olmalı insanın, Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen Düşünmediklerini düşündüren Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen Gerektiginde senin için ateşi yutabilen Yolunu ısıtan ustan olmalı, Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde Üzerindeki tek gömleğini. |
||
|
||
| Yalnız kalmışım yine , Beynimi sürekli meşgul eden , Beni yalnızlığa iten düşünceler var sadece yanımda .. Gidiyorum nereye gittiğimi bile bilmeden , Gözlerimde yaşlar .. Karşımda çıkmaz bir sokak ! Sonu olmayan karanlık bir yer … Aydınlık olsan da insanı karanlığa iten.. Bakıyorum etrafıma ; Göremiyorum hiç kimseyi , hiçbir şeyi ! Bana görünen sadece karanlık Ardıma dönüp bakamıyorum … Bulamıyorum hiçbir yeri Zaten benim dünüm var zehir gibi . . Neye ne çare arıyorum ki ben ?! Kalıyorum o köşede , çöküyorum . . Yorgunum , çok yol aldım bu sokakta . Ağlıyorum çaresizce . . . Kurtaranım olur mu acaba , Çıkaran olur mu beni de aydınlığa ? Hiç sanmıyorum ! . . Beni yalnızlığa iten , karanlığa iten kişiler Beni neden çıkarsınlar o karanlıktan ?!! Yalnız kalmışım , ağlıyorum . . Bu karanlıkta çürümeye yüz tutuyorum . . . |
||
|
||
| Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …? Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan, Sanki benim hiç senim olmamış gibi… |
||
|
||
| Kapak resmi kalbimin ateşe benzer yüzün Gidersen, ağlayacak var ardından, gel gitme! Demirler, bıraktığın cana sensiz her hüzün Birazcık sevgi yeter, olanı da tüketme! Aydınlığa hasretim, karanlığı geri al Gül güneşi görmezse boynunu büker ağlar Yalnızlıktan kavrulan canımdaki teri al Gönlüm özlem elinde gözyaşı döker ağlar. Çıkmaz bir sokak gibi şu sensizlik, ayrılık Paramparça bir ayna hayalinin aksidir Canım heyecansız; hislerim dökük, kırık Kalbimde hüküm süren, yalnızlığın raksıdır. Gölgeler var sığınak, yâr senin gölgen nerde? Alabora haldeyim, gideceğim kimse yok! Çökmekte gurubuma sensizlik perde perde Aldatıp yaşattığın, bilmem, bu kaçıncı şok? |
||
|
||
| sevgimin silgisiyle sildim nefretimi yerine adını yazdım adın acımın soyadı alıntı |
||
|
||
| Şimdi bu satırları, ertelenen gözyaşlarım aksın diye yazıyorum. Ve bekliyorum… Yağmuru… Bir umut… Bir ben… Bekliyorum… Çünkü; yağmursuz duygularım öksüz kalıyor. Yağmursuz ümit çiçeklerim açmıyor. İşte yağmur yağıyor! Yıldızlar ağlıyor… Masumluğunu yitiren gözlerimde, sararıp soluyor hayat! Yaşamak bir ağrı gibi dolaşıyor kanımda. Artık hatıralar avutmuyor beni. Acı dolu gözlerle bakıyorum hayata. Hayat ki başımın üstünde dönüp duran pervane misali üç günlük, üç nefeslik, kısa bir zaman. Ben hayallerimi gökyüzüne ulaştıramadım, çünkü gökyüzü görünmüyordu. Gönlümü dağlara veremedim, çünkü dağlar yoktu. Bu yüzden mısraları derime kazıdım. Kanasın diye yüreğim, ağlasın diye gözlerim… Mısraları derime kazıdım… Sonra çiçekleri gördüm. Beton yığınlarının arasına sıkıştırılan laleyi, gülü, menekşeyi. Derin bir sızıları vardı, konuşamadım onlarla.Ben de sizdenim diyemedim. Koklayamadım; bir ceset gibi gömülmüştüler toprağa. Aslında toprak öldüren değil, diriltendi umutları. Ve karmakarışık duygular içerinde boğulan ben, somutlaştıramadım düşüncelerimi. Gül yüzlü seherlere açamadım kalbimi. Müjdeleyemedim gözlerimle baharın geldiğini… Ve öylesine haykırdım ki titredi beton yığınları. Ertelenen gözyaşları akmaya başladı yanaklarıma. Nemli gözlerle baktım dünyaya son kez. Ve dedim: Bilin ki benim gibi şehir çiçekleri de ağlar. Gönlünü dağlara veremediği için… Guruptaki renk cümbüşünü göremediği için… Şehir çiçekleri de ağlar |
||
|
||
| Sonunda bitti..İsyanlar içinde sevgimiz gibi..Kavgamız büyüktü..Sonunda bitti...Acılar ağında merhametsizce hüzünler seninle..Hala senden birşeyler var..Aklımda resimler..Kalbimde izler..Hala kalan birşeyler var..Her baktığımda ...Sonunda bitti..Sözlerde yalanla..Yüzlerde utançla...Öfke kin inatla..Sonunda bitti..Ayrı diyarda..Hasret kahırla..Nefret göz yaşıyla..Hala senden birşeyler var..Aklımda resimler..Kalbimde izler..Hala kalan birşeyler var..Her baktığımda ...Sonunda bitti..Zor bir zamandı..Artık alıştım..Yeniden başladım... |
||
|
||
| Anlattikca kis vuruyor satirlarima Anlattikca üsüyor, anlattikca isiniyor yüregim... Bu gün sardunyalarim da acmadi Belliki küskün renklere Ellerimde bir günah gibi durmada yasayamadiklarim Soluyorum sensiz anlayacagin Mavi mavi ölüyorum biraz da Duyuyor musun , orada misin , Var misin, yok musun ? Unutma Karistim bir kere bulastim gecerken yollarindan belana... Sen yoksun , ben yokum... Hic bir sey yok... Yürüyorumm rihtimlari ausde, avere , sikilarak... Yoksun Yokuluyorum biraz-biraz yildizlarina bakarak.... -------------------------------------------------------------------- Varliginla yoklugun arasinda kalmayacagim artik, sadece olmayacaksin. Sensiz kalma ihtimali olmayacak alehine kurulmus cümlelerin sonunda. Belki Bir kac satir arasinda unutulup gideceksin bir müddet sonra. Icten olmayacak , bos bir kagidin gölgesine siginmayacak sana olan sitemlerim , ama yine de kirilacagim sana... Hani hep kizardin ya " konus, konus , konus " derdin , haykirabilir miyim simdi korkligini ? Biraktigin bu mavi düsleriyle avunan yalnizligi, artik sahiplenmeyecek olmanin buruklugunu yasarken , haykirabilir miyimm dersin , susar miyim, gülüp gecer miyim yoksa ? Aslinda alistirmaliyim kendimi hic dönmeyecekmissin , dönülmeyecek bir yerdeymissin gibi farzetmeli, unutmali... Seni hic tanimamis gibi yasamimi dürdürmeli. Var oldugum her yer " ask(in) sehri olmali artik, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamani yasanan ve gelecek tüm zamanlar olmali benimm icin... Eevet. Sayfalardan koparim bir bir savurmaliyim seni yasanmamis tüm zamanlara, uzaklasan her adimimla seni hapsetmeliyim bu anilar sehrine... Kopan takvim yapraklari sensiz gecen günleri saymamali, ben de kabullenebilmeli , hazmedebilmeli, aldirmamali , hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satirlarla büyümeye baslamaliyim,salt seni ve cocuk yanlarini unutabilmek icin... Biliyorum yoksun , olmayacaksin artik. Ssanki benim hic senim olmamis gibi yasar giderim ben de... Sanki bizi hic yasamamisiz , sanki ask denen o hoyrat sarkiyi hic mirildanmis ve yarim birakmisiz gibi, yarim birakir herseyi ceker giderim ben de... "Artik yeni bir sarkiyi söylemenin vakti " der , öldürürüm icimdeki cocugu ve ölür giderim ben de... Sanki benim hic senim olmamis gibi alismaya calisirim ... Sen gittin, ben de elinde bileti , terkedilemsi gereken bu güzel kenti terk ediyorum... Ama ask kalmali... |
||
|
||
Varliginla yoklugun arasinda kalmayacagim artik, sadece olmayacaksin. Sensiz kalma ihtimali olmayacak alehine kurulmus cümlelerin sonunda. Belki Bir kac satir arasinda unutulup gideceksin bir müddet sonra. Icten olmayacak , bos bir kagidin gölgesine siginmayacak sana olan sitemlerim , ama yine de kirilacagim sana... Hani hep kizardin ya " konus, konus , konus " derdin , haykirabilir miyim simdi korkligini ? Biraktigin bu mavi düsleriyle avunan yalnizligi, artik sahiplenmeyecek olmanin buruklugunu yasarken , haykirabilir miyimm dersin , susar miyim, gülüp gecer miyim yoksa ? Aslinda alistirmaliyim kendimi hic dönmeyecekmissin , dönülmeyecek bir yerdeymissin gibi farzetmeli, unutmali... Seni hic tanimamis gibi yasamimi dürdürmeli. Var oldugum her yer " ask(in) sehri olmali artik, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamani yasanan ve gelecek tüm zamanlar olmali benimm icin... Eevet. Sayfalardan koparim bir bir savurmaliyim seni yasanmamis tüm zamanlara, uzaklasan her adimimla seni hapsetmeliyim bu anilar sehrine... Kopan takvim yapraklari sensiz gecen günleri saymamali, ben de kabullenebilmeli , hazmedebilmeli, aldirmamali , hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satirlarla büyümeye baslamaliyim,salt seni ve cocuk yanlarini unutabilmek icin... Biliyorum yoksun , olmayacaksin artik. Ssanki benim hic senim olmamis gibi yasar giderim ben de... Sanki bizi hic yasamamisiz , sanki ask denen o hoyrat sarkiyi hic mirildanmis ve yarim birakmisiz gibi, yarim birakir herseyi ceker giderim ben de... "Artik yeni bir sarkiyi söylemenin vakti " der , öldürürüm icimdeki cocugu ve ölür giderim ben de... Sanki benim hic senim olmamis gibi alismaya calisirim ... Sen gittin, ben de elinde bileti , terkedilemsi gereken bu güzel kenti terk ediyorum... Ama ask kalmali...
|
||
|
||
| iltifatın için tşk edeerim nightmare_storm | ||
|
||
| Kalbi ağrır zaman zaman insanın, içine bir sıkıntı yerleşmiştir ki gitmez,gözler hep bir dalgın,hareketler hep bir anlamsızdır..Laf olsun diye yemekler yenir,laf olmasın diye buluşurlur insanlarla...Boş,bomboştur ama insanın içi..O gidenle beraber alıp götürdüklerine yanasınız gelir.O,yüklediğiniz tüm anlamlarla ,önce hayatınızı,sonra kalbinizi dolduran o,yine o her şeyi sırtlanıp gitmiş,o garip boşlukla baş başa bırakmıştır şimdi sizi..Bomboş odalarla baş başa... Zaman zaman ,gücünüz kalmadığında o anlamsız kalabalıklara karışmaya,kaçıverirsiniz ,artık bomboş olan o odaya..Yere çökmüş etrafa bakınırken buluverirsiniz kendinizi ki,o ,o andır,dolan gözleriniz görmez yapar her şeyi..Görmeyen gözlerin büyüsü bir başka güzeldir ki,boş odayı bıraktığınız gibi gösteriverir size..Sabır sandalyesi orda durmaktadır,keyif koltuğu hemen karşısında...Sohbet köşesi camın önündedir işte,kuşlarınız gelmiş sizi dinlemeye..Dinlenme minderleriniz yine ordadır ,yerde..Dünden kalmış şarap açacağınız sehpanın hemen üstünde..Abartırsınız hatta bile,kaynayan çayın sesini duyuverirsiniz içerde.. Hissettiğiniz güvendir,yaşadığınız deli sevgi,bulduğunuz mutluluk,gözünüz tutku,sözünüz söz,umduğunuz sonsuzluktur bu odada.... Aşkım dediğiniz,hayatım,sevgilim,huzurum,tutkum,bebeğ im, kuşum,emeğim,nurum, vanilyam,gözüm,yatağım,amacım,hayalim,sebebim ..... ....dediğiniz her şey.....Bu odayı dolduran her şey....Duvarlarda artık sadece kokusu kalmış,ama asla aslını bulamayacağınıza emin olduğunuz onlar....Gitmiştir işte onunla,gözler artık sefil derya.... Yıkıldığınız yerde yitirdiğiniz tüm inançlarınızla,haykırırsınız içinizde ki çocuğa,saldırırcasına... ‘’Yabancılarla konuşma diye uyardım seni defalarca,güvenme onlara...Bakma gözlerine,aldanma...Hayatın içine karıştırmadım seni diye,tatlı masallarla uyuttum diye,gerçekle sahteyi ayırabilirim sanma...Yakıyorsun beni de seni her koruma çalışmamda..Şimdi canının yanmışlığında,dolanma ayaklarıma!!!Aklın başına gelene kadar,kapan bu odalara...... Koşarak çıkarsınız kapıdan..Bir daha girmemeye yeminler ederek,bu acıyı bir daha hissetmemeye içinizden sözler vererek...O oda,tüm anlamlarınızla dolup sonra boşalan o oda,içine çekmeden sizi rüyalarınızda,sonunuz olmadan hatta,kilit üzerine kilit astırır size kapısına o anda.. '' G!TT!N V£ BİTT!N '' |
||
|
||
| gerektiği kadar iyi yaşayamıyorum - işin komiği 'gerektiği kadar iyi' nasıl yaşanır, onu da pek bilmiyorum - devamsızlığım çok hayatta - bir yıl düş'e dokunur gibi hiçbir şey yaşamıyorum, sonra, ertesi yıl bir gömülüyorum hayata ve aşk'a, kaldırabilene aşkolsun - nerede, nasıl, ne zaman, kiminle, ne kadar daha fazla mutlu olunur, bilmiyorum - olmadığım yerleri, yapmadığım şeyleri düşlüyorum bazen - bazen diyorum: 'cinsim başka olsaydı daha mı mutlu olurdum acaba'- dallıyorum günleri, bugünün ne içerdigine bakmadan, ertesi gün'e geçiyorum hemen - yaşayacaklarımı hep son ana bırakıyorum - kendimi çogunlukla yaşamayacak kadar yorgun hissediyorum - ne yasarsam yasayayım, gözüm hep öteki hayatlar'da kalıyor bazen - yaşamaya iyi konsantre olamıyorum - bence hayat, cinselliğin önemli bir parçası- bazılari çalıp-çırpıyor her şeyi, öteki hayatlar'dan otluyor hep bazıları - sevişince acıkıyorum - her sabah bir gün eksik uyanıyorum ömrümden - kafamdaki insan, olamıyorum- kendi ömrümdeymiş gibi rahat yaşayamıyorum - herkes ağzına kadar başkası dolu - içimde hiç kötülük yok.. bu çok kötü - depremle yaşamaya da alışabilirim.. tamam.. olur.. fakat bir şartla: beni öldürmeyeceğine söz verirse - ömrüm bir dönem çok açık kaldı, hayatıma kaç insan girdi hatırlamıyorum - aslında ileride çok mutlu olunacak sota yerler biliyorum - bazı sabahları dünya, çok zor alışıyor bana - orjinal bir kaç insan arıyorum - atsan atılmaz, satsan satılmaz bir yük gibi geliyor bazılarına hayat - tez'siz, antitez'siz, gel bana hipotez, hipotez - hayatta bir ağırlığım olsun diye, şişmanlıyorum - üçün biri'ni seçerken bile ikilem'e düşüyorum - yaşamak için sonsuz ideal bir yer var mı? ben bulamıyorum.. - yaşamam gereken bir çok şey ve yaş, başka bir çok şey ve yaşları düşünürken geçip gidiyor - bazen çok geriden yaşıyorum - ömrüm son bulduğunda neleri yaşamış olayım.. neleri yaşamış olmalıyım.. bilmiyorum - bu benim ilk tecrübem dünyada - bütün güzel kızları, iyi oğlanları kapmışlar - bütün şahane mevzuları çok önceden konuşmuşlar - bütün güzel pozisyonları biz yokken sevişmişler - iyi bir ömür, hangi iyi bir ömürle kıyaslanabilir ki - kim olarak öleceğimi, ne olarak kalacağımı bilmiyorum - hayat, benden, zevk alıyor mu acaba bilmiyorum - tanrı veya doğa, beni böyle kullanarak ne yapmak istiyorlar, pek anlamıyorum - ancak yine de ömrümden geleni yapıyorum.. |
||
|
||
iltifatın için tşk edeerim nightmare_storm rica ederim
|
||
|
||
| Seni ezberlemeye calisiyorum. Kendini bana birak, senden alabilecegim hicbir sey yok, hele senin haberin olmadan asla. Gözlerine dokunmak için ne kadar uzun zamandir bekliyorum biliyor musun? Ya saclarini koklamak için. Yasemin gibi kokuyorlar... Belki de daha güzel. "Böyle kokmayi nasil basariyorsun?" derdim hep, Sende bana, "Sen koklamayi biliyorsun derdin" Siyah saçlarin, yesil çayirlarlari animsatan göz bebeklerinle bulusunca, ne kadar romantik duruyorlar..Öyle ezberlemek istiyorum ki seni, unutmak denen sey bile hasetlensin. Kirpiklerine baktikça rimel olup bulasmak geliyor içimden. Bir firça kadar bile sansli bulmuyorum kendimi. Yada bir çorap kadar, bir ruj olmak bile düsmüyor payima. Dudaklarina yaslanmak ne güzel olurdu. Ne güzel olurdu onlara pervasizca dokunmak... Seni ezberlemek istiyorum. Ellerinde kimsede olmayan bir hüzün var, yüzünde yasayan her duygu ellerine de bulasmis sanki, incinmekten hiç korkmazdin sen.. Ojelerin silinmis, yarin onlari yeniden sürecegim. Kir çiçeklerini çok seversin, sana tazelerini toplamaliyim...Daha çok sey var söylemek istedigim, ama dilime mühür vurdum sen konus diyinceye kadar. Sadece yüregimle konusuyorum. Sadece yüregimle... Bilmem ki kitap okumami ister misin? En sevdigin sey, boleroyu dinlerken kitap okumakti... Küpelerini çikarmislar, aradim ama komedin de degiller, yüzügünde yok, yer yarildi içine girdi sanki. Oysa ne kadar sevinmistin sana evlenme teklif ettigim o aksam, hiç çikarmayacagina da söz vermistin. Sana sitem etmiyorum. Birak hiç degilse kendimle konusayim. Sen beni yokmus farz et. Ne tuhaf, o kadar güzel görünüyorsun ki, sanki baska bir yerdeymisiz hissine kapiliyorum. Beni azarlamak için neler vermezdin simdi... Keske azarlasan. Gözlerini çevire çevire bakip "Gene mi alisverisi eksik yaptin" demeni ne kadar sevdigimi bilmiyorsun. Yada ne zaman futbol seyretsem, yüzünde beliren kiskanç ifadeye ne kadar hayran oldugumu. Sana ait bir esya gibi yanindan hiç ayrilmasam ne kadar sevinirdin kim bilir. Çok tatlisin, çok... is çikisi yine gelecegim. Daha ne kadar idare ederler ki...Neyse sen bos ver bunlari. Keske hiçbir sorumlulugum olmasaydi, her saniyeyi seninle geçirmek çok keyifli olurdu. Ama isteyken hep seni hayal edecegim bunu bil. Tatli tatli sarki söyleyisini, yaramaz çocuklar gibi gizlice çaldigin isliklari, kizdiginda söyledigim muzir sözleri... Ayaklarin daha sicak simdi.Yastigini da düzelttik mi tamam... Burnundan öpmek istiyorum seni, ne kadar zarif bir durusu var, hiç bu kadar düzgün oldugunu fark etmemistim. Garip, su son birkaç aydir, seninle ilgili neler kaçirdigimi daha iyi anliyorum. Hemsire gelmek üzeredir canimin içi, birazdan annemlerde gelecek, beni merak etme, ben seninim, hep senindim zaten. Sesimi duydugunu düsünüyorum. Gözlerin kapali olsa da gördügünü...Ellerin ezberlediklerini animsiyor olmali... Karanliktan korkmana gerek yok. Isik hep yanik kalacak. Doktorlar bu gün olmasa da, bir gün komadan çikabilecegini söylüyor. Onlar seni tanimiyorlar ki, ne kadar inatçi oldugunu, birbirimizi ne kadar sevdigimizi, bir ay sonra kutlayacagimiz evlilik yildönümünü bilmiyorlar. Onlara da hak vermeliyiz! Burnundan öpüldün, dudaklarina degmeye kiyamadim yine... | ||
|
||
| ÖĞRENDİM Kİ... Öğrendim ki... Arkadaşlarımın değişebileceğini kabul edersem, arkadaş değiştirmek zorunda kalmam. Öğrendim ki... En sevdiğim kişi bile beni bir kez kırabilir, ama o her zaman affedilmeyi hak eder. Öğrendim ki... Gerçek dostluk ve gerçek aşk, araya mesafeler bile girse büyümeye devam eder. Öğrendim ki... Bir saniyede yaptığım birşey bana hayat boyu kırık bir kalp bırakabilir. Öğrendim ki... Olmak istediğim gibi biri olmak bazen hayat boyu sürebilir. Öğrendim ki... Sevdiklerimin yanından ayrılırken son sözlerim güzel şeyler olmalı, belki de bu onları son görüşümdür. Öğrendim ki... Yaptıklarımın sorumluluğu bana aittir, nasıl hissedersem hissedeyim. Öğrendim ki... Biz davranışımı kontrol etmezsem davranışlarım bizi kontrol etmeye başlar. Öğrendim ki... Bir ilişki ne kadar ateşli şekilde başlasa da, tutku gün geçtikçe söner. Birbirine gerçekten bağlı olanlar, kalplerindeki sevgi asla sönmeyenlerdir. Öğrendim ki... Kahramanlar, doğru şeyi doğru zamanda ve sonuçlarını düşünmeden yapanlardır. Öğrendim ki... Adalet parayla sağlanmaz. Öğrendim ki... En iyi arkadaşlarım, birlikte hiç birşey yapmadan da çok şey yaparak da iyi vakit geçirebildiğim kişilerdir. Öğrendim ki... Kızmaya hakkım var ama zalimce davranmaya hakkım yok. Öğrendim ki... Biri beni istediğim şekilde sevmiyorsa bu beni tüm kalbiyle sevmediği anlamına gelmez. Öğrendim ki... Olgun olmak kaç doğum günü kutladığım değil, hayatta neler görüp geçirdiğime ve bunlardan neler öğrendiğime bağlıdır. Öğrendim ki... Bazen etraftımdakilerin beni affetmesi yetmez, benim de kendim affedebilmem gerekir. Öğrendim ki... Ben ne kadar acı çekiyor olsam da dünya dönmeye devam ediyor. Öğrendim ki... Yetişirken ailem ve çevrem beni etkiler, ama sonunda nasıl biri olduğum sadece bana bağlıdır. Öğrendim ki... İki insan kavga ediyorlarsa bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez, iki insan hiç kavga etmiyorlarsa da birbirlerini sevdikleri anlamına gelmez. Öğrendim ki… Bazen bir sırrı öğrenmek için ısrarcı olmamak gerekir, öğrendiğimiz şey hayatımızı sonsuza kadar değiştirebilir. Öğrendim ki... İki insan aynı yöne bakıp apayrı şeyler görebilir. Öğrendim ki. Beni hiç tanımayan insanlar birkaç saniyede hayatımın akışını değiştirebilir. Öğrendim ki... Birini ne kadar çok seversem hayat onu benden o kadar erken alır. Ben Öğrendim Peki Ya Siz... İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim. Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmış... İnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim. Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim. Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim. İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini, Ondan sonra alışıldığı öğrendim. Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil, Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim. Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim. Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu son defa son görüşün olabileceğini öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim. Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun, Yapanlar olduğunu öğrendim. İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim. Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim. Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile büyüdüğünü öğrendim. Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi, Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim. Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim. Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim. Kendini de affetmeyi öğrenmelisin. Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim. Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini, Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim. İki kişinin tartışmasının, birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim. Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini. Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim. İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, Sonuçları önemsemediklerini öğrendim. Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim. Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim. Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim. En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştırıldıklarını öğrendim. İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin Çok zor olduğunu öğrendim. Sevmeyi Ve sevilmeyi öğrendim... |
||
|
||
| Seni yokken var saymışım meğer… Beni sildiğin gün nefretim oldun… Şimdi dostumsun kahretsin… Ben hiç sensiz kalmadım ki… Bir bakışla başlamıştı herşey… Unutmak iyi gelir! Hatırlamak acı verir! İlk değilsin affet! Son değilsin dikkat et! Bir tek seni sevdim! Gerisi yalan! Seni çok sevmişim neden gittin :’( sensiz olamam bunu senden öğrendim!... Yanıldım Allah’ım yanıldım! Hep böyle kalacak sandım… Yeni yaralar açıldı içimde:’( Eskileri kapanmadan!... İçimden geçenleri sana anlatamadım… Gözlerimi yasakladım gözlerine! Bir daha asla bakamam ki… Bunları sana anlatamamki… Ayrılıktan acısı yok! Özlemenin sancısı çok!... :’( Sen ellere aldanma! Asırlık yalanları iki günlük doğrularla susturamazsın… Sakın düzeltmeye kalkma sende yalan olursun! Sen benim hasretim! Aşkımsın! Dinmeyen acım! Yaramsın! Seni uzaktan sevmek… Sevgilerin en güzeli!... Her hayat hikayesi bitmiş bir aşktan yol alıyordu… Ve her ayrılık bir mektupla başlıyordu… Olmak yada olmamak işde bütün sorun bu… Varsın yada koskoca bir hiçsin! Alem ‘o’ olmuş… (Yapcak bişey yok!...) Her zaman doğruları söyle! Sonra ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın!... Tabirim caiz değil! Numunem yok! Sende kalsın aslım!... Masal mı? Rüya mı? Yaşanan günler… Nerde kaldı verdiğin sözler!... Sensiz birgün daha.. Sensiz yaşayamam anlasana.. Yaptın yapacağını sonunda.. Helal olsun sana!... Bu akşamda sensizliği anılara sarıp içtim… Ben hiç sensiz kalmadım ki… İllede görmek için mi beklenir güzel günler… Beklemekde güzel!... Hiçbir düş gerçek olmadı senin kadar!.. Seni sensiz yaşamak öyle zor ki… Buğulu gözlerinde kaldı düşlerim… Yağmur herkesin üzerine yağar! Ama herkes beklediğini değil.. Kaderini yaşar… Bir çığlıktı yalnızlığım!... Hepinizdemi sağırdınız!... Ne kimseye aitim!... Nede kimseye sahip!... Benle yaşadıklarını unut! Yaşayamadıklarını düşün!... Sahip olduğum kadar ait olurum!... bu qüLLer senin için, bu qönüL ikimizin, hiç üzüLme, aqLama sen, qüLümse daima... |
||
|
||
| İçimden gelmiyor artık senin için ağlamak. Senli hayallere dalmak gelmiyor işte .. Dualarıma seni katmayalı çok oldu . Rüyalarımdan da sildim seni . Ben keşkelere elveda dedim! Al senin olsun,sevgin, aşkın... al senin olsun. Nasıl yaşamak istiyorsan, kiminle istiyorsan yaşa. Al senin olsun yaşamak istediklerin… Bıraktım artık sevgini, bıraktım artık eskileri… Ve sildim anıları kafamdan, sildim yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı, birlikte ağladığımız günleri sildim Arkadaş olduğumuz günleri de sildim. Kilit vurdum anılara ve kapattım bir sandığa her şeyi. Kilidini de attım denize, bir daha bulmayayım diye. Kızgınım sana, Kızgınım bu vurdum duymazlığına. Ve kendime kızgınım. Niye değer verdim, niye bende unutmadım, niye bu kadar güvendim diye, sen güvenimi boşa çıkarttın. Sana bıraktım sevgileri, sana bıraktım dostlukları ve sana hediye ediyorum. Yalnız yaşanıyorsa sevgiler, yalnız yaşanıyorsa dostluk, al kendin yaşa, paylaş tek başına. Yalnızlıksa tercihin, al senin olsun. Yok saydım seni, bundan sonraki her baharı sensiz karşılayacağım. Her sonbaharda hüzünleri unutacağım sana inat. Bundan sonraki her yaza sensiz gireceğim, yine sevinçle. Ve her kışı sensiz yaşayacağım zemherisiyle... Geçerken her mevsim, sensizliğe üzüleceğim... Yinede bırakmayacağım sevinçlerimi. Ve sen bensizliğe alışmaya çalışacaksın. |
||
|
||
| Sensizlik zor oLur demiştim ya sana .. Sensizliğin ölümüm olur.. YanıLmışım herşeyim.. Asıl senin varlıgın sonum oLmuş benim.. Uzagında olsam beLki diyerek dayanırdım belki herşeye.. ama yanında beLki diyecek bir cümLem oLmadı olmayacak hiçbir zaman.. Çünkü yanında hep kesin hep acı cevaplar aldım kendime.. Ben sana yetmiyorum biliyorum.. Senin istediğin ben değilim. Senin istediğin bendeki sen.. Anlamıyorum artık... Git desem yüreğim elvermiyor. KaL desem akLım darılıp gidiyor.. Çıkmazın içinde kaldım ... Bir cıkar yol yok. Dayanacak bir tek el yok.. Sen söyle ben nasıl dayanıyım basucundakii sensizliğe.. "" Sevme beni sevdalardan vurgunlar yedim... Bana cok gördüğün aşkı sen ellere ver Terkedilişim ilk değil alışır gönlüm Sevilmeden sevmek varya o daha beter"" Sen bana cok gördün aşkı.. Herşeyi tek basıma yaşamam üzerime bıraktın.. her defasında ben seninim dedin ama her defasında bir adım daha gittin.. Gittin... Gittin... Ve ben ardından sadece o gitmedi sadece bedeni gitti kalbi benimle dedim.. ""Git, Hadi git Ciğerim yanıyor Son gece bu Beni sevsen ne oLur Kim saracak beni Kim sevecek Dur Dokunma Yüreğim acıyor"" Artık sana kaL diyemiyorum biliyor musun. Kal demek gelmiyor içimden.. Seviyorum kahretsin.. Ama uzagında sevmekle yetinmeyi öğrenmeye gidiyorum artık.. Tutma. Dokunma.. EngeL oLma.. Son gecemiz son anlarımız beni artık sevsen ne oLur.. Git artık.. Ardına bakma. Bakarsan dayanamam.. Gitme derim sana.. Gözlerini uzak tut benden.. Bakamam.. Yüreğim acıyor.. "Hadi beni öldür Beni unut Hadi beni göm YalnızLığa Hadi bana hepsi yalan de Beni Bırakma" Alıştım ben sensizliklere.. Alıştım seni uzagında, nefesini uzagında yaşamaya.. Şimdi içimde sadece yaLnızLık var.. Sadece yüreğim senLi doLu bir sensizlik var.. Ben senin koynunda acı cekmekten se Ben senin uzagında seni hayaL ederek yaşamaya gidiyorum.. Elveda.. |
||
|
||
| Yüreğim masum bir çocuk yüzüydü… Sevmesini bilmezdim ben,hayran olurdum ama biterdi hemen…Ama sevmenin güzel bir şey olduğuna inanırdım,inancımı kaybetmezdim.. Sonra seni gördüm yüzüme gülümseyen bir bebek yüzüydün,belliydi sende masum bir çocuktun .. Sana baktım,güldüm,sonra sevmenin ne demek olduğunu anladım…Halbuki abimin sevgilisi vardı ama…Keşke anlatsaydın abi,’’deseydin sevmek çocuk oyunu değil,sevmek anlatılamayacak duygularının olması demek deseydin’’… Küçük yüreğim kaldırmadı O nu sevmeyi,ifade edemedim kendimi,ağladım… Polyannacılık oynadım kendi kendime…Teselli aradım…Onu sevdiğimi bilmesede işte karşımda dedim…Yanımda kalacak sandım!!!Bilmiyordum ki… Söyleseydin ya,deseydin ya ‘bak DÜŞLERİN KIZI gelen gider…’ Bilmedim gideceğini,yanıbaşımda sandım,gitti,küçük yüreğim kaldırmadı,O nunla bitti… Aslında aslında bana tek şey söyleseydin abi… Deseydinki:’’sevmek yarı ölmektir’’…….. |
||
|
||
| Karanlıkta kayboldum, aydınlığı bulamıyorum... Bulsamda ne olucakki? Kalbimin karanlığını temizliycekmi yok edicekmi aydınlık... Kalbimi hep sen kararttın hep sen kirlettin önce sevdin sonra terkettin sen hiç sevmedin aslında sevmiş gibi yaptın ve ben senin yalan dünyanda YALAN BİLE OLAMAYAN SEVGİNE kANDIMM..bİR GEMİYDİN ÖNCELERİ GELDİN HAYAT LİMANIMA... limanımın suyunu güzelleştirdin önce ama taa o ana kadar bana beni sevmediğini söyleyene kadar bulandı o an denizimdeki bütün mavilik kapkara oldu. Ben de seninle birlikte karardımm mahvoldumm... Sabahları gelmeyen geceler yaşşattın bana Nasıl geçer bu acı anlasana Bana bunca acıyı yaşatmana rağmen aşığım hala sana... ben karardımm gölgen doğdu duvarlarımda büyüyorlar onlarda benim duvarlarımda kaç yıl geçince bu gölgeler geçerki... Zaten bir kere oluşmuş bir daha geçermiki... (Bu yazıyı ben yazdım arkadaşlar umarım beğenirsiniz) |
||
|
||
| Kendimden yoruldum Sürekli maske takmaktan İçim Kan ağlarken İnsanlara gülmekten yoruldum Çok sinirliyken bile Sakin olma zorunluluğundan yoruldum Hıçkırarak ağlamak isterken Gözyaşlarımı içime akıtmaktan Delice severken içimden dağlara denizlere Hoyratça esen rüzgara toprağa kuşlara Seviyorum diye haykırmak isterken Susmaktan yoruldum Mavinin her tonunda kaybolmak isterken Siyaha esir olmaktan yoruldum Kendimden yoruldum Hep güçlü olmak ne zordur Hep sorumluluk sahibi olmak Her zaman haklı olmak Herseyi bilmek zorunda olmak Ruhum yoruldu Çoçukken genç olmak Gençken olgun olmak Çok zor yoruldum Çabuk tükettim ömrümü Yarınlarımı..... Umutlarımı..... Duygularımı....... Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim Oyunun adı hayat Başrolde ben Yardımcı oyuncular sevgi, aşk, acı, geçmiş Senaryo konusu Herseye ragmen Mutlu Olma Sanatı Ve oyun bitti..perdeler indi ışıklar söndü Kendimden yoruldum. Artık tutunduğum Güvendiğim Yanındayken kendm olduğum Maske takma ihtiyacı hissetmediğim Ağlamak istediğimde özgürce ağladığım Haykırmak istediğimde sevgimi Sınır tanımadan haykırdığım Sen varsın Artık Oyunun ikici perdesini açtım Her yer ışıl ışıl Başak saçların deniz gözlerin umudum Senin sevgin yarınlarım Kendimden yorulduğum yerde seni buldum.................... |
||
|
||
| Bir deniz kıyısında, küçük bir kumsaldım... Dalgalar okşardı kumlarımı, bir anne çocuğunun saçlarını okşar gibi... Her dalga gelişinde, bu sefer gitmeyecek sanırdım, ama hiçbir dalga kalmazdı kumlarımın üzerinde, bir nefesten daha uzun süre... Kimi dalgalar bana deniz kabukları getirirdi, kimileri küçük, küçücük ama çok güzel taşlar... Hatta deniz yıldızları bile getirenler olurdu ama hepsi bu... Hiçbiri kalmazdı bir nefesten daha uzun süre... Kumdan kalelerim olurdu bazen... Altın sarısı kumlardan, kendi canımdan yapılmış. Kollarımı açmış beklerken görkemli dalgaları, gelir umarsızca yıkıp giderlerdi kalelerimi, arkalarına bile bakmadan... Kimi büyük bir gürültüyle gelirdi, köpüklerini saçarak etrafa büyük bir haşmetle; kimiyse sessiz ve sakin, karanlıkta bir fısıltı gibi... Ben hep en gürültülüsünü, en köpüklüsünü beklerken, anladım ki benden en çok şeyi onlar alıp götürüyordu...Sessiz sakin gelenlerse sanki bana dokunmaya kıyamıyorlar, geldikleri gibi dönüyorlardı masmavi evlerine... Bazen biri gitmeden bir diğeri çıkıp geliveriyordu. İşte o zaman bilemiyordum ne yapacağımı... Birini kucaklamak isterken diğeri kayıp gidiveriyordu avuçlarımdan... Gel-gitler oluyordu bazen... Kıyılarımdan giden dalgalar dönmüyorlardı geri.. Ve ben yalnız kalıyordum uzuuun bir zaman... Ve ilk dalga vurduğunda sahile yeniden büyük bir gürültüyle, içimde bir çocuğun mutluluğu büyüyordu... Haydi güzel dalgam, ne olur gel artık, İster fırtınalarla gel, ister meltemlerle.. ama ne olur gel... Sahilde bıraktığın köpük köpük gözyaşları yetmedi mi? Bak görmüyor musun? Açtım sana kollarımı.Gel söndür yanan kumlarımı, içimdeki ateşi... Yoruldum seni beklemekten, Yoruldum gel-gitlerden... GEL-GİTME ARTIK!!! |
||
|
||
| Tüketilmemiş Sevgilere İnat Öyle ya, terk ettin beni, kendine dair ne varsa yaşanacak yanında alıp götürdün, gözlerindeki kıvılcımları dahi almışsın bana sormaksızın...." Bütün bunlar sana ceza değil" diyordun telefonda, "üzülme" derken asıl üzülenin sen olduğunu gizlemeye çalışarak.. Evet...Üzdüm seni farkına varmaksızın, üzdüm seni çünkü sence hakkım olmayanı yaşamaya çalıştım bencilce, ve gözlerinde dinlendiğimi anlattım sana usulca....Şarkılar dinlettim en hüzünlüsünden, istedim ki anlatamadıklarımı dinle bensiz kaldığında, dinle ki içimde ki fırtınaların nasıl güçlü ve acımasız olduğunu biraz olsun anla diye....Ben korkusuzluğun en kuytularında kendi korkularına yenik düşmemeye çalışan bir çığlığım aslında, aslında senin bende görmediklerindir beni sana muhtaç kılan...İsterdim ki senin kıyılarında soluklanayım biraz olsun, fırtınalar ha koptu ha kopacakken bu düzlükte, isterdim ki ellerinde bulayım yitirdiğim düşleri bir anda olsa...Biliyorum, kocaman bir yürek var senin o narin bedenin de Ve o yürekte kocaman bir yer açtın bana alelacele, bilemezdin ki bu denli pişman olacaktın Böylesine yorgun kaçışlara kapı aralayacaktın, üzgünüm, üzgünüm çünkü seni hak etmediğin kadar çok üzdüm....Şimdi ikimizde farklı yerlerde farklı türkülerin melodisiyle aynı hüznü bölüşüyoruz, bölüşemediklerimize inat.....Keşke durabilseydin bu sevdanın karşısında, keşke korkmasaydın acılardan bu denli, hangi gün bilmediğimiz acılara merhaba demiyoruz ki oysa............. Bu kadar çabuk pes edeceğin aklıma gelmezdi doğrusu, tutkuların bir adım önde olduğunu söylerdin hep, nedense bana karşı bu denli acımasız olabildin yaşamın boyunca bir tek, seni üzenlere inat ve tüm hatalara bana yükleyerek, artık istediğin kadar susabiliyorsundur geceler boyu, benli düşlere çoktan son vermişliğin keyfini yaşayarak, ben hala bıraktığın yerdeyim iki gözüm, birazda utanarak....... Yazarı : Hasan Şahin |
||
|
||
| Ve sen..... Arsız duygularımı yok sayamıyorum ki bu aralar,ya ordayım ya burda,koyu bir gelgit içinde çalkalanıp duruyorum pervasızca,ayak sesleri hiç susmuyor beynimde,deli bir gürültünün sessizliğini bekliyorum kaderine razı gelmeyen berbat bir asilikle.....Her çırpınışta biraz daha mı batıyorum farkında değilim,sel vurup geçecek yakıp yıkıp ne varsa ve ben bana kalanların ardından farkına varacağım neresinde olduğumun bu batıklıkta...Bir tek gülümsemem kaldı dudaklarımda bozulmayan ve yorulmayan,ne varsa takıştırıp duruyorum ondan gayrısında kendimce,bir tek gülümsemem kaldı bana el değmemiş,korunaklı...Ve sen... Ah ! sen....aldın bütün hüznünü katıştırdın gülümsememe,bundandır sana öfkem,kızgınlığım,ben yorgun argın bir dere kenarında ıslık çalıp hayallere dalmayı düşledim sana gelene kadar,ve ıslığımda senin melodilerin olsun istedim,neşeli cıvıl cıvıl,akan suların sesinin karıştığı bir melodi......... Ve sen.....Ah! sen....içimi kanatan türküleri koydun önüme,çığlık çığlık ,ağlayan ağıtlar doldu kulaklarıma can hıraş,sen söyledin ben ağladım,ben söyledim sen ağladın,ve bir kuş uçarken direnemedi yorgunluğuna,bırakıp kanat çırpmayı sonsuzluğa mavi dedi...Şimdi her yanım yara bere,nereye elim değse sızılara selam ediyor ,gözlerimdeki yorgunluk korkutuyor çevremdeki herkesi,uğultuları sarıyor dört yanı,üzülmüş,yardıma hazır,timsahla akraba duygularla..Ben hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım bu berbat hayatın içinde bütün kahpeliklerine karşı,ben hiç bu kadar kaçmamıştım kendimden koşar adım,ben hiç bu kadar hızlı düşmemiştim çıkmayı başardığım o heybetli yükseklikten....Ve sen...Ah! sen....hiç bu kadar eksilmemiştin birileri vurup kapıyı çıktığında....Ve sen Ah! sen....hiç bu kadar üşümemiştin odaların çıplaklığında,şimdi her yer mahşer yeridir bizim için,artık her yer kuytu bir orman,ne sen sen olalı bu kadar yalnız,nede ben ben olalım bu kadar kalabalığız kendi çaresizliğimizde........... Hasan Şahin |
||
|
||
| Doğduğumuz andan itibaren bize yakştırılan bir kimlikle büyüme çabasındayız. “Ben” duygusunu belki de daha o ilk saatlerimizde alıyor ve öyle bir içimize sindiriyoruz ki; büyüyüp yetişkin bireyler haline geldiğimizde ne yazık ki toplum içinde yaşadımızı, bazı şeyleri paylaşmamız gerektiğini unutuveriyoruz. Konuşurken, yürürken, araba kullanırken, yemek yerken, sıraya girerken, sinemada, kafede hep “ önce ben “ diyoruz. Önce ben konuşmalıyım, en önde ben olmalıyım, en iyisini ben yemeliyim, en güzelini ben giymeliyim, en çok ben sevilmeliyim, en iyi arabaya ben sahip olmalıyım....Neden? ünkü çocukluktan itibaren aldımız eğitimde bir şeyler yanlş verilmiş çoğumuza. İlk tembihler, ilk uyarılar hep bu yönde olmuş. Önümüzdeki ilk örnekler anne ve babalarımız bize en doğruyu verdiklerini zannederken, bencilliğimizi pekiştirmişler çoğu zaman. Eşyalarımıza sahip ıkmamız gerektiğini ğretirken belki de dozunu kaırmşlar bir parça. Sonunda yetişkin bireyler olup da bir hayatı paylaşmaya kalktımızda (bencilliğimizin önümüze hep bir duvar gibi dikildiğini göremeden) başka şeylerde aramız suçu, en çok da karımızdaki insanda. “Önce ben, en değerli ben” egomuz öylesine aır basmş ki, sevgimizi yaşar ve yaşatırken sevdiklerimize, dünce ve isteklerine kayıtsız kalmız çoğu kez. Oysaki paylaşmak, her şeyi, aşkı,sevgiyi, okunulan bir kitabı, müziği, emekle pişirilen bir yemeği, uzun bir kuyruğu, üzüntüyü, beklemeyi,...ne kadar da önemlidir. “Ben” egosundan uzakta; sevgiler paylaıldıkça artacak, üzüntüler paylaıldıkça azalacaktır. Upuzun kuyruklar paylaıldıkça kısalacak, güzel bir müzik paylaıldıkça daha da güzelleşecektir. Dünsenize bir kez; duygu silsilesi yüklü bir şiiri karınızdaki kişi ile paylaştınızı. Mısralardaki her bir sözcük ikinizi birden sarıp sarmalarken sizleri hayal dünyanızın doruklarına ulaştırır. O anda gördünüz rüyadan uyanmak istemezsiniz. Önce “ben” değil , önce “ biz” dediğimiz sürece dostluklar gerçek dostluğa, aşklar tutkuya, evlilikler ise muhteşem birlikteliklere yelken açacaktır sessizce. Denemek için ne duruyoruz öyleyse, haydi paylaşmaya... |
||
|
||
| Mutluluk nedir yada nasıl olmalıdır diye zaman zaman düşünürüm.Oysaki standart bir tarifi olmadığını biliyorum. Asıl olan mutluluğu fark etmemizde yatıyor aslında. Neden mi,çünkü etrafımıza dikkatlice bakarsak aslında bizi mutlu edecek o kadar çok şey var ki hayatımızda. Öncelikle sağlıklıyız,nefes alıyoruz,her bir nefeste içimizi dolduran tertemiz hava bile bizi mutlu etmeye yetmeli aslında. Çünkü bizler dünya üzerinde yaşayan ölümlüleriz. Nerede ,ne zaman, hangi konumda ve hangi sebepten öleceğimizi bilmeden , bilemeden yaşıyoruz. Hoş zaten ne zaman öleceğimizi bilsek nasıl olurdu acaba diye , oturup şöyle bir düşünmek lazım. Önümüzde çok kısa bir süremiz varsa ona göre dolu dolu yaşar, uzun senelerimiz varsa daha mı yavaştan alırdık hayatı ve yaşamayı? Asıl olan yarın ölecekmişiz gibi hayatın her dakikasından zevk alabilmek. Ama nerdeeeee....bizde o şevk. Öyle olmalıyız diyoruz da, iş uygulamaya gelince işte orada sınıfta kalıyoruz aslında. Mutluluk fark etmektir, etraftaki güzellikleri görebilmek ve hemen her şeyin tadını çıkarabilmektir.İnsan nasıl susuz kaldığında bir bardak suyu kana kana içiyorsa,hayatı öylesine kana kana yaşamalı,tıpkı ağzımıza aldığımız lezzetli bir yiyeceğin tadını çıkara çıkara yemek gibi,tıpkı sıcak yaz güneşi altında serin masmavi denize daldığımızda hissettiğimiz o enginlik gibi ...Dolu dolu mutluluğun tadına varmalı. Yaşıyoruz, her gece yatağımıza yatarken ki iç huzuru ile sabahları uyanabiliyorsak eğer, hayat güzel ve yaşanılası demektir. İnsanın her an , her dakika nefes alışında bile belki de şükretmesi gerekiyor yaşadığına. Neden mi? Çünkü hayata, sadece evet sadece bir pamuk ipliği ile bağlıyız. Gece yatıp, sabaha uyanamamak, evden dışarı çıkıp geri dönmemekte var aslında. O halde her saniyenin tadını çıkarmalıyız. Çünkü zaman öylesine hızla geçip gidiyor ki hayatımızdan. Zamanı durdurmak yada geri getirebilmek ne yazık ki mümkün değil. O nedenle en iyi şeylerimizi yarına saklamanın, en güzel eşyalarımızı kullanmadan sadece seyretmenin, ya da en basitinden aldığımız keyifli bir yiyeceği yarına, sonraya saklamanın hiç mi hiç gereği ve nedeni yok. Yarın yiyemeyebilir, giyemeyebilir, ya da hiç kullanamayabilirsiniz. Yaşayın dolu, dolu ve yaşarken sanki yarın hiç yokmuşçasına keyif alın yaptıklarınızdan, keyiflerinizi ertelemeyin. Keyiflerinize sevdiklerinizi de ortak edin, aynı tadı,aynı hazzı onların da alması için yardım edin. Öncelikle kendinizle barışık olun,hayatla barışık olmak için ilk şart bu. Kendinizi sevin, en güzel özelliklerinizi ortaya çıkarıp kendinizi çok sevin,şımartın arada bir de olsa. Sizi sizden başkası daha iyi anlayamaz,sevemez buna inanın. Çıkın evinizden dışarıya ve etrafınızdaki güzellikleri görmeye çalışın. Sadece bakmayın gelişigüzel, baktığınızı görmeye çalışın.Sevin çevrenizi,çiçekleri,kuşları ,insanları,herkesi,herşeyi. Siz sevdikçe, bir ayna misali sevginizin, neşe ve mutluluğunuzun size doğru geriye yansıyacağını göreceksiniz. Mutlulukla Mutlu kalın. |
||
|
||
| Hayatta yaşadığımız olumlu ya da olumsuz duyguların tamamıyle beynimizin kontrolü altında olduğunu biliyor musunuz? İstediğiniz anda,istediğiniz şekilde bütün negatif duyguları, pozitif bir şekile getirmek, kendi elimizde.Ne kadar üzülürsek üzülelim ne kadar sorunlarımız olusa olsun beynimizin gücüyle içinizdeki BEN'e kulak verin.Bizi en iyi anlayan dostumuz sadece biziz.Hayatta elbette zorluklar olucak, bu belkide yaşamın bir kuralı, çok mutlu bir hayatta belki mutsuz bir hayat haline gelecektir belli bir zamandan sonra insana.Önemli olan hayatı kurallarına göre yaşamak ve içinden gelen sese göre hareket ederek sürdürmek.Bir gün aynanın karşısına geçin ve kendinizle konuşun.Kendinize sorular yönetin, aldığınız cevaplara siz bile inanamıyacaksınız.İnsanın kendi sorularına verdiği cevaplar daima yalansız ve dürüst cevaplardır.Asla kaçamak yapamazsınız kendinize ve beyninize. Beynimiz yaptığımız ve yaşadığımız şeyleri o kadar iyi programlayabiliyor ki. Sıkıntılarınız veya üzüntülerinizi,illaki birileri ile paylaşmak zorunda değilsiniz, sizi en iyi anlayan, sizi dinleyen, bir arkadaş, bir dost var içinizde,içinizdeki sese kulak verin.O ses çok yakınınızda!!!Yeterki o sesi duyun!!! Asla hayatınıza keşkeleri sokmayın.Keşkelersiz de yaşanır.Keşkeler zaten yaşanmışlar bütünüdür.Onlar yaşanmalıydı belkide. doğrularımızı bulmak için.Önemli olan bir kaç kez üstüste kendinize keşkeleri tekrar etmemek.Her yaşanmışın bir nedeni,Ve her yaşamın bir bedeli vardır.O bedel keşkeler olmasın!!.Hayat herşeye rağmen devam etmeli hayal kırıklıkları da olsa,üzüntü de olsa gam,tasa, keder de olsa hayat bizim hayatımız. Tavsiyem bütün olumsuz düşünceleri kafanızdan silin ve yerine olumlu cümleler koyun kelimelerin bile değişip yetersiz kaldığını göreceksiniz.Hayatta hiç bir şeyi şansa bırakmayın!!!Şans bir oyun, yaşam ise bir gerçektir. |
||
|
||
| Seyret, sus ve dinle Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu. Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor." Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu. Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor. "İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden bozuyor?" Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi. Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre... Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu. Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi: "Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu? Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE." Dağ denize sordu: "SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?" Deniz, "Bak... Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin... Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin... Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin..." |
||
|
||
| Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız; tanıştığımız, selamlaştığımız; klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz, yanıtlarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz... İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan? Hayır, hiç sanmıyorum. Gönülde biter her şey; akla yararlı gelse de samimi bir ilişki, gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz. İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun; ister en zengini, ister en komiği; ne yapsa nafile; yüreğine ulaşamaz. Başkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır ve ... yüzüne bakmaz kimisi vazgeçemediğim dediğinin... Gönlümüzdür hükümdar; kime ne paye vereceğini o belirler. Kimine “dost”, “yar”, kimine “tanıdık”, “arkadaş” deyip, çıkar işin içinden... Özünde iyi olduğuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden... Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten; sevginin, sevdiklerinin hakkını vermek ister. Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur; emek vermek gerekir, ilgilenmek... Sevdiğim her insanın yaşamına bir anlam katmalıyım; zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı; dost dediğim insanlarla aynı zaman dilimini paylaşmak! Hani, bilirsiniz işte! Dostlar vardır çiçek gibi; koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi... Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya; uzundur kış geceleri... Dostlar vardır soba gibi; yüreğindeki ateşle ısıtır ellerinizi... Dostlar vardır; fırtınada sığınak, güneşte gölge; yanarken buz gibi su dökmez üstünüze; aksine, harlandırır ateşi; bilir ki, yanmayanı hiçbir şey söndüremez. Dostlar vardır, yıldız gibi; hava kapalıyken bile, kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde... Dostlar vardır, arada bir uğrayıp alt üst eder yaşamınızı; dili zehir zemberek, bakışları keskindir. Dostlar vardır gül gibi; sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir. Hani, kiminin yoluna halı sersen kar etmez; dostlar vardır, minder de kafi gelir; sen olursan fark etmez. Dostlar vardır; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez; dostlar vardır, efkarının sebebi bir bardak demli çaydır. Dostlar vardır, omzu her derde devadır. Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir. Dostlar vardır dağ gibi vakur; toprak kadar bereketli, mert... Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük... Dostlar vardır türkü gibi; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını; yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine... Dostlar vardır baki; tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün! Zamana ve darbelere; yollara ve hasretlere dirençli... Dostlar vardır, közde mısır, kadehte şarap; ateşte yanmanın da, şarapla sönmenin de tadı damağındadır. Dostlar vardır; yüreğine kök salmış bir çınardır; hiçbir şey deviremez; gönülden gönüle kurulmuştur köprüler; ne yaşansa atılamaz! Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz... Dostluklar vardır, erken dolar vadesi; dostluklar vardır, devam eder ahrette! İşte böyle dostlardır; her şeye lanet ettiğin günlerde bile, yaşamını güzel kılan... Gönül, her yerde onları arar. Ve bulduğunda haber gönderir bize; bir sıcaklık yayılır yüreğimize; bunda bir iş var deriz, takılırız peşine... Dost olalım gönlümüzle! |
||
|
||
| GERÇEK DOST Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.Kucaklamalı seni güvenli kolları,...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş... Can Dündar |
||
|
||
| Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve: " Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.." Delirdin mi? der gibi baktı teğmen... " Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş...Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.." Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. " Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen,kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü: " Sana değmez! Hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş.." " Değdi teğmenim. " dedi asker.. " Nasıl değdi? dedi teğmen.. Bu adam ölmüş görmüyor musun?." " Gene de değdi komutanım.. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.." Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı " Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı. " Geleceğini biliyordum..." |
||
|
||
| Kum ve Tas Bu hikayede iki arkadasin çölde yürüdüğünü anlatır. Yolculugun bir noktasında bir tartışma olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadi yiyenin canı acır ama bir şey söylemeden kuma şöyle yazar: "BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİ TOKATLADI" Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar verirler. Tokadi yiyen bataklığa saplanır ve boğulmak üzereyken arkadaşı kurtarır. Yarı boğulmadan kurtulduktan hemen sonra bir taşa şöyle yazar: "BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI" Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar: "Canını acıttığımda kuma yazdın , neden şimdi taşa ? " Diğeri cevaplar: "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin, ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız hiç bir rüzgar silemesin. ACILARINIZI KUMA VE İYİLİKLERİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN Özel bir kimseyi bulmak bir dakika alır , unutmak ise bir ömür. Bu mesaji hic unutmayacağınız kimselere gönderin. Bu onları hiç unutmayacağınızı bildiren bir mesajdir. Eğer yollamazsanız bu telas içinde olduğunuzu ve onları unuttugunuzu gosterir. Yasamak icin zaman ayirin |
||
|
||
| Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende. Yazar : Fügen Ünal Şen - Sonbahar Yakın kitabından |
||
|
||
| SEVMEK Kişi sevdiğiyle olmak ister!. Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!. Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız.. “Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!. Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın… Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!. Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister; kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister. “Sevmek” ise bundan çok farklıdır… Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!. Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin! Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana, onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!… Yakınlık bile uzak gelir sana!… Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!.. Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!. Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!… Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!. Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler! Beğenen sahip olmak ister… Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!. Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!. Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!. Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz… Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!. Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde… Eksiklikler görmeye başlar başlar, yetersizlikler görmeye başlar… Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acıyarak seyretmeye başlar… Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!. Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!.. Beğeniyi, sevgi sanmıştır!.. Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın, layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!.. Oysa yanlızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!. Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir… Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı… Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı… Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!. Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan… O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan! Seven, karşılıksız sever!… Beğenen karşılığını ister!. Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!.. Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!.. Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır; maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar… Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!. Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!. Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!.. Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip,her şarta katlanmayı! Ve “delillik bu” derler… Beğenme bir tür “hobi”dir!… Bazen ömür boyu sürer, bazen bir kaçyıl, bazen bir kaç ay!.. Sevgi bir ömür boyudur!… Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!. |
||
|
||
| BÖYLE SEVMELİSİN Acıları kurutmalısın,yüreğindeki sayfalarda. Umut olmalı,heyecan olmalı kahverengi gözlerinde Hüzünlerden kederlerden uzak olmalısın Hayat bulamlısın ,huzur dolmalısın İşte yaşamak bu,nefes almak bu demelisin Gözlerimi düşündükce daha fazla sevmelisin Bende seni senin gibi öyle sevmeliyim. Korktuğumda sıkıca sarılabilmeliyim sana, Üşüdüğümde soğuktan titredğimde Sen ısıtmalısın beni yüreğinle Çocuklaşıp ağladığımda okşamalısın saçlarımı, Tesellim olmalısın tesellin olmalıyım. Yüreğinde merhamet düşüncelerinde vicdan olmalı, Bütün güzelliklere kalbinde yer açmalısın. Düşenlerin dostu,gülenlerin huzuru Ağlayan herkesin umudu olmalısın. Yağmurlar gibi yağmalısın,bir adım gelene, Şimşekler gibi çakmalısın,karanlıkta gezene Güneş gibi doğmalısın,garibanın gönlüne, Yıldırım gibi düşmelisin,zalimlerin üzerine Sen hep böyle olmalısın. Ben seni sevdiğimden gurur duymalıyım Acılara gülümseyebilmelisin Hayat denizinden attığın her oltaya Gülücükler takılmalı,umutlar yakalamalısın, Umutların bugün doğmuş bebek gibi olmalı Geçen her zaman büyütmeli onları Bazan küçük bir tebessümün yaşatmalı beni Bazanda koca bir yürekten akan sevgin. Sevdamız sınırsız ve ölümsüz olmalı Biz toprak olsakta sevgimiz dillerde dolaşmalı. Ne varsa hayata dair paylaşmalısın benimle Acolarını,sevinçlerini vede korkularını bilmeliyim. Gözyaşlarımızı gizlemeden ağlayabilmeliyiz, Sevinçlerimizi paylaşıp gülebilmeliyiz, Korkularını anlatmalısın hiç çekinmeden Korktuğunda hiç kimselerin bilmediği sığınağın olmalıyım. Korkuları birlikte yenmeliyiz. Sevmediklerini söyleyebilmelisin bana, bende sana İçimde olmalısın yanımda yoksan bile Hissetmeliyim varlığını fizanda olsan yinede Tutkunsam,yanıksam sevdalıysam sana Bedeli ölüm olmamalı, yaşatmalı beni Senin vazgeçilmezin ben olmalıyım Sende benim vazgeçilmezim olmalısın Paylaşmak istemediğin tek varlık ben olmalıyım Sen paylaşılmazım olmalısın Beni herşeyimle kabullenmelisin ben buyum,böyleyim diyebilmeliyim korkusuzca Hüzünlendiğimde huzur bulduğum kucak, Mutluluğumda sarıldığım beden olmalısın. Bütün şarkılarım sana hitap etmeli İç çekmelerimin nedeni Şiirlerimin ilhamı Bütün sohbetlerimin konusu sen olmalısın. Bir anda dört mevsimi yaşatmalısın bana. Sevginle kış ortasında baharı getirmelisin, Beni düşündüğünde güneş doğmalı şehre Birdaha asla batmamalı. Bedenimdeki bütün hücrelerimde sen olmalısın. Damarlarımda sen dolaşmalısın, Damarlarında dolaşmalıyım kan yerine Hücrelerinde hissetmelisin beni bende seni Canım olmalısın sen yaşatmalısın beni Canın olmalıyım ben yaşatmalıyım seni. sen ve ben olmamalı Türkçe'de ve diğer dillerde, Biz olmalıyız yalnızca biz Tek yürek, tek beden,Tek can olmalıyız. Ben beni, sende yaşamalıyım Sende seni,bende yaşamalısın. Masallar anlatmalısın aşka dair, Sevdalar işlemelisin yüreğinle yüreğime Ayrılık kelimesi geçmemeli sözlerinde Sen saçlarımı okşarken yanımdayken bile, Yüreğimdeki denizlerden,hasret şiirleri haykırmalıyım Bütün çılgın dalgalar,fısıldamalı kulağına Kahverengi gözlerin yaşamamın tek nedeni olmalı Saçların rüzgar olup göyaşlarımı kurutmalı Uzaklardada olsak düşünmemeliyiz mesafelerle ayları Zaman kavramı olmamalı içimizde Sevgimiz büyümeli sığmamalı yüreğimize Taşmalıyız ırmaklar gibi Coşmalıyız ilkbaharda dereler gibi Çöllerde Vaha olmalıyız Bozkırlar sevgimizle yeşile dönmeli Gözlerin karanlıkta ışığım olmalı Sözlerin bilinmezliklere uçurmalı Bulmacaların olmalıyım Beni sen çözmelisin İpuçların olmalıyımki,rahatlayabilesin Benim olmalısın baenimsin diyebilmeliyim. Senin olmalıyım,benimsin diyebilmelisin. Bütün duyguların bende yoğunlaşmalı Seviyorsan tek sevdiğin ben olmalıyım Kızabilmelisin bana bağırıp çağırabilmelisin Küsebilmelisin bana, arasıra çekip gitmelisin. Geri bana gelebilmelisin Yenebilmelisin gururunu Sevdiğini defalarca söylemelisin Nefretini bütün açıklığıyla haykırmalısın Sitem etmelisin edebilmelisin bana Öfkeni yenebilmek için tokat bile atabilmelisin Seni herhalinle sevebilmeliyim. Kölemdir diye tanıtsanda dostlarına Başım dik ve gururla evet kölenim diyebilmeliyim eziyet etsende bana, ben seni sevdiğimi söyleyebilmeliyim. Bir damla suyu bir parça ekmeği Oturup katıksız yemeliyim senleKimseler bilmemeli açlığımızı bile Sana ve bana ait ne varsa paylaşmalıyız senle verdiklerinle değil yalın halinlede Sevmeliyim hissetmeliim seni.Düşüncelerinde yalnızben olmalıyım Hayalimle yüreğini ben süslemeliyim. Gözlerindeki aşk kıvılcımıyla yalnız ben yanmalıyım. Vede benim ateşimle sen yanmalısın Yüreğinle sarmalı,gözlerinle ısıtmalısın Tenime her dokunuşunda ben inlemeliyim Sen hiç tatmadığın kadar haz almalısın Ve hiç bir zaman doymamalısın bana bende sana doymamalıyım İhanetlerini aldatmalarını bilmeliyim Açıkca söylemelisin bana Bugün A şahsi ile seviştim diyebilmelisin Fakat o an hayalinde ben olmalıyım Öptüğün o tenin kokusunda hissetmelisin beni Bedenine sahip olmalı o her kimse yüreğin vede aldığın haz bana ait olmalı Senleyken korkmamalıyım ölümden bile Senin gibi mert senin gibi erkek olmalıyım Yiğitliğin destanını öğretmelisin bana Sonra cahilliğimi yüzüme vurmamalısın Git dediğinde surat asmadan gitmeliyim Kal dediğinde ateşinle daha çok yanmalıyım.Allahtan sonra taptığım tek varlığım olmalısın Yüreğimden gelen sesle erkeğimsin diyebilmeliyim Böyle sevmelisin beni,bende seni Senin ruhun bende olmalı Benim ruhum sende sen öldüğünde bende yaşamamalıyım İşte bitanem böyle sevmelisin beni bende seni Kabülümsün, Vazgeçilmezlerinle, Olmazsa olmazlarınla, bende senin kabulünsem, Hazırım... Hazırım senle tüm savaşlara.... |
||
|
||
| Sevmek...Tanrının bize bağışladığı en yüce duygulardan bir tanesi... Yaşamımıza renk katan yegane şey. Sevmek ve sevildiğini hissetmek, hissettirmek. Sevmek... her şeyi, dünyayı, yaşamayı, insanları, kuşları, çiçekleri, denizi, suyu, herşeyi, kendimizi bir de. Biz ulus olarak sevgi dolu insanlarız aslında, yüreğimiz hep bu ışıltılarla dolu. Ama sevgimizi dile getiremiyoruz yeterince. Hep içimizde, yüreğimizde saklı tutuyoruz, nedense kullanmayıp saklıyoruz. Halbuki ne güzel iki kelimedir “ seni seviyorum ” diyebilmek. Bu gizemli kelimeyi kullanmaktan korkmasak, içimizden geldiği gibi ve hissettiğimiz anda söyleyebilsek keşke sevdiklerimize. Dünün , sabahın ilk ışıklarında yeni açmış bir çiçeğin yaprağındaki çiğ tanesi ile size gülümsemesini bir kez. içimizi mutlulukla dolduran bu sıcak tablo karısında “ seni seviyorum güzel çiçek” demek, ne hoş bir karşılamadır onu. ( aptalca mı geliyor size, gelmesin lütfen) Yada aynada yüzünüze bakarken içten gelen bir gülümseme ile kendi kendimize “ seni seviyorum ” desek, diyebilsek keşke. “ seni seviyorum ” öyle sihirli ve güçlü iki sözcüktür ki aslında; söylendiği anda karşımızda akan suları bile durdurur anında. Eşimize, kızımıza, sevgilimize, emektar köpeğimize, yetiştirdiğimiz çiçeklere, büyüklerimize , tüm sevdiklerimize söyleyelim her an içimizden geldiğinde; duraksamadan,” acaba tepkileri ne olur, yada çok söylemeyeyim etkisi azalır ” diye düşünmeden. Olabilir mi hiç böyle bir şey, etkisi azalabilir mi hiç. Bu iki sözcük ne kadar sık kullanılırsa insanın içini o kadar okşar, o kadar sevgi ile doldurur, ilişkileri düzene sokar, uzaklar hemen yakınlaştırır, mesafeleri yok eder. Ne güzel bir şeydir bunu sıkça kullanabilmek, alışkanlık haline getirip söyleyebilmek. Hayatın ne kadar acımasız, ne kadar kısa olduğunu, belki yarın sevdiğimiz ve değer verdiğimiz kişileri bir daha bulamayacaımızı düşünecek olursanız; bence şu anda, şu saniyeden itibaren, daha fazla geç kalmadan söyleyelim, haykıralım sevgimizi; “ seni seviyorum ” diyelim. Eşimizi yada sevdiklerimizi yolculuğa uğurlarken hazırladımız bavulun içine, giyisilerin arasına “ seni seviyorum ” yazan minicik notlar iliştirelim. Bizden önce eve geleceğini bildiğimiz anlarda yine onlar için evin çeşitli yerlerine “ seni seviyorum ” mesajları bırakalım. İnanın o mesajları gördüklerinde yaşayacakları mutluluğu kelimelerle anlatmak mümkün olmaz. Bu öylesine güzel bir sıcaklık, öylesine güzel bir yakınlaşmadır, sözcüklere sığdıramazsınız gücünü. İçimizde tutup, saklayıp, ayda yılda bir kez söylediğimizde; hayatımızdaki “keşkelerin” sayısı hızla artacaktır inanın buna. Oysaki “keşkelerin “geri dönüşleri yoktur; giden yıllarla birlikte onlarda gider, yakalayamazsınız. O halde gelin kullanmaktan çekinmeyelim, “ seni seviyorum ” demeyi de sevelim, tüketelim bolca. Bilin ki siz kullandıkça tükenmeyecek, size geri dönşleri katlanarak artacaktır. Yazarı : Belgin Eryavuz |
||
|
||
| Seninle ... Ruhumu sana adamalıyım... Ruhum senin olmalı... Sen ruhumu güzel kıldın... Seninle ruhum yeryüzünde yaşamaktan her zamankinden daha fazla ongun... İzin ver ruhum sende kalsın... Bu kararı kalbim ve bedenimle aldık... Kalbimde bedenimde bu karardan dolayı ferah... Çünkü sen ruhumu kendinle donattın... Gülücüklerinle, sözcüklerinle, bakışlarınla!.. Biliyorum ki sen en nice mutluluklarla bezeli yaşamlarda uyumalısın... Fazlasıyla hak ettiğin sevinçlerin gelmeli bir bir yüreğine... Gelmeli ki; geçmişinde ki acıların buhar olup kaybolmalı tümden... Sayfalarda coşkuyla yarattığın sözcükler, öyküler canlanmalı teker teker... Ve hepsi seninle olmalı evrenin ömrüyle... Öykülerinde ki sevinçlerin seninle yaşamalı hep... Senin olmalılar dirilip... Yüreğini geçmişindeki loş boşluktan çekmeliler... Çekip akmalılar yaşamına... Akıp sarılmalılar sana sonu gelmez bir nehir gibi... Titreyen yüreğine merhem olmalı yaşayacağın her an... Sen ve kalbin gözyaşlarını sadece mutlulukların için tüketmeli... Geçmişin asla ağlatmamalı seni... Ağlatırsa bile her ağlayıştan sonra daha fazla mutlu olmalısın... Çünkü yüreğin uçsuz bucaksız bir iyilik tarlası... Biliyorum ki bu tarlayı o iyi, sıcak umutların çapaladı hep... Biliyorum ki bu tarla sende huzuru, mutluluğu ve kahkahaları çağrıştıran mavi renginde... Sen bu mavi tarlayı böylesine bereketli, gülümseyen topraklı bir hale getirmek için çok uğraştın... Geçmişinin sana sızılarla örülü dikenli tellerle barikat kurmasına rağmen masmavi bir tarla yarattın içinde... Gelecekteki mesut düşlerin bu tarlada saklıdır... Hayallerin birikmişlikten ağırlaştı farkındayım... Hayallerden çekindiğini, ürktüğünü de biliyorum... Ve her şeye rağmen hayallerin sana yaklaşmasından korkmadığını da biliyorum!.. Hayallerin mavi tarlanda gerçek olup misafir olacaklar yüreğine... Çünkü sen hayallerini zamanın içinde doyurdun, besledin, onları incitmedin ve kimsenin de incitmesine müsaade etmedin... Senin incitmeye çalışanlar hatta incitenler oldu... Buna engel olamadın... Ama hayallerine zarar verdirtmedin!.. Çünkü hayallerin senin için kutsal ve özgür... Emin ol hayallerin de senin için aynı şeyi düşünüyorlar... Sen ve hayallerin senin gerçeğin... Gerçeklerinse senin güzelliklerinle yoğrulmuş kalbinin yaşama bakan uzantıları... Ve biliyorum ki gerçeklerini ve hayallerini kıranlara ve zarar verenlere bile öfke duyamıyorsun... Çünkü öfke bedeninden uzak bir karanlık senin için... Çünkü öfke duyamayacak kadar narin ve ince ruhun... Benimle yada bensiz mavi tarlanda mutlu olmanı arzuluyorum yaşamının sonuna kadar!.. Benimle mutlu olmak istiyorsan ben yeryüzünden göçene kadar kalbim senin!.. Eğer daha çok benimle olmak istiyorsan ben öldükten sonrada senin kalbim!.. Ama benli yada bensiz ruhum senindir... Ruhlar asla kaybolmazlar... İnan bana bir an bile ruhumun senin olmasından pişmanlık duymayacağım... Zaten eğer alırsan ruhumu ona yabancılık çekmeyeceksin... Çünkü tamamen seninle dolu!.. Seninle ve yaşattıklarınla... Seninle ve sözcüklerinle... Seninle ve geleceğinle... Yazan : Bilinmiyor |
||
|
||
| Ve Ben Sana Aşık Olacağım... Biliyorum; ama elimde değil söylememek... Bir gerçeklik vaat etmese de "merhaba" deyişin... Yüzüme bakmadan konuşabilsen de elimde değil işte... Ben de bakamıyorum senin yüzüne... Seni; "elsiz" ezberliyorum!. Belki hiç dokunmayacaksın bana... Bir gülün yaprağına dokunur gibi dokunacağım ben... Sana değil; yine bir gül yaprağına... Seni; "dilsiz" tanıyorum!... Seni ne zaman düşünmesem susuveriyorsun kulaklarımda... Senden özge düş, hayal yok!.. Sen duvarlarımda alışılmış bir yalnızlıksın... Konuşamıyoruz "merhaba"dan başka kelime... "Nasılsın"lar zoraki çıkıyor dudaklarımızdan... Duymuyoruz!.. Eminim... Seni; "kör" bilmek de işime gelirdi belki... Bir cam yansımasında ya da yağmurlu bir yalnızlığında yolculuğunun, dışarıyı izlemediğini varsaymak... Anlamsız bir bakışa, belki biraz da siyaha bürünmesi gözlerinin... Kendimi "hissiz"liğine inandıramıyorum... Şu yazdıkların var ya; olmasa onlar?!! Tüm noktalı virgüllerimle birlikte ben, sana aşık olacağım... Şiirler umurumda değil!.. Şarkılar... Hepsinin boğazını sıkacağım... Duyduğum her güzel melodiye susacağım artık; çünkü ben, sana aşık olacağım... Seni ilk okuduğum şiirde olduğum gibi... Seni ilk gördüğüm resimde olduğum gibi... Seni ilk tanıdığım günde olduğum gibi... Ve dün, ve bugün olduğum gibi... Yarın da ben, sana aşık olacağım. Aynı kaldırımlarda üşümüş olabiliriz bir ihtimal, bu sebepten seviyorum artık onları... Belki aynı rakıyı yudumladık bir zamanlar... Aynı yağmura tutulduk... Aynı anda bakmışız ki ayışığına... Ben sana aşık olacağım. "Sus" diyecek gözlerin bana... Biliyorsun, bir daha bakamayacağım onlara... "Sus" diyeceksin duyamayacağım sesini de... Beni reddedişini bile çok gördüm kendime. Bir hayal şiiri yaratacağım ve onun içinde ben, sana aşık olacağım. "Sus" diyemeyecek yazdıkların bana... Ben de "Sus" olamayacağım yazdıklarımda!.. Seni yazacağım; çünkü artık "varsam varım"... Çünkü, ben sana aşık olacağım ... İçimde senden başka bir sen var artık ve ben onu sonsuza kadar yaşatacağım... Bir hayal kenti yaratacağım ve onun içinde ben, sana aşık olacağım... Yaşlı değil aptalım!.. Hal bilmem, mazeret bilmem şimdi... “ama” diye başladığın hiç bir cümle ilgilendirmiyor beni... Yirmi yaşımın heyecanına kapılacağım... ve ben ... Sen bilmediğin için beni, gönlünce yazacaksın şiirlerini... Senin yazdığını okurken ben o şiirde de bir başka “ben” yaratacağım... Böylelikle sen de “beni” anlatacaksın... En çözülmez açmazlarla hazırlandım sana... Bir değişiklik yapacağım... ve ben; (bilmiyorsan söyleyeyim) Sana aşık olacağım. Yazan: Bilinmiyor |
||
|
||
paylaşım için teşekkürler geçekten okumak zordu
|
||
|
||
| Bu yalnız olanlara; Aşk bir kelebek gibidir. peşinden koştukça hep senden kaçar.. en iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna dokunuverir...Aşk mutlu eder, bazen de üzer... ama aşk özeldir, aşkını hak eden birine sunarsan eğer.. Bu sevgilisi olanlara; Aşkın amacı birileri için "mükemmel insan" olmak değildir. seni mükemmelliğe en çok yaklaştıracak insanı bulmaktır.. Bu çapkın olanlara; Sevmediğin birine asla "seni seviyorum" deme.. içinde olmayan duygulardan varmış gibi sözetme.. kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme.. sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme.. çünkü birine verebileceğin en büyük acı, aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir. Bu evli olanlara; Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir. "neredesin" yerine "ben buradayım" diyendir.. "nasıl yaparsın" yerine "niye yaptığını anlıyorum" diyendir.. ve aşk "keşke" yerine daima "iyi ki" diyendir... Bu evlenmek için gün sayanlara; Bir kadın ve bir erkeğin birbirleri için ne kadar uygun olduğu, birlikte geçirdikleri zamanın değil, birbirlerine duydukları aşkın ne kadar sürdüğüyle anlaşılır. Bu kalbi kırık olanlara; Kalp yarası siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer.. ve ilacı bu acıya alışmak değil, ondan ders çıkarabilmektir. Bu asık olmaktan korkan olanlara; Aşka düş ama tökezleme.. anla ama bekleme.. paylaş ama isteme. Yaralan ama asla acıyı içinde büyütme... Bu sevdiğini fazla sahiplenenlere; Sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa, o da sevdiğinin seninle mutsuz olduğunu görmektir.. Bu aşkını itiraf etmeye çekinenlere; Sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir.. sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir.. ama en acısı, onu ne kadar sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir.. Ve bu da dönmeyecek birini hala bekleyenlere; Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır.. ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır.. senin aşkını şu gün hak etmeyen, bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir... bırak, gitsin... |
||
|
||
Alıntı paylaşım için teşekkürler geçekten okumak zordu rica ederim davamı gelcek sizin için daha kısa yazılar göndermeye çalışıcam.... |
||
|
||
| ESKİ AŞKLAR - Seni seviyorum; seni çok seviyorum - Ben de seni; ben de seni çok seviyorum... Değil o iki insanın arasına şu iki satırın arasına bir şey girebilir mi? Ama girer işte girdiği için de, “eski aşk” oluverir karşındaki Artık hiç görmese de göremese, görmemesi gerekse de “eski aşkları”yla yaşar insan düşleriyle geçip gider zaman Hiç konuşmasa, konuşulmasa adı bile geçmese, silgilerle silinse de gittikçe dolan kartvizitinde çoluk çocuk tatil dönüşünde bir ödül töreninde bol yıldızlı bir gecede gözlerin önünden geçiveren film şeridinin soluk karelerinde başucunda sevdiklerin, son nefesinde mutlaka bir “eski aşkı” vardır insanın ayakkabısında taş, yüreğinde yara olan yeri doldurulamayan... |
||
|
||
| Korkuyorum artık yanlızlıktan Siyah ve karanlık odamdan. Elbiselerimin gece yarısı canlanmalarından ve Oyuncak askerlerimin canavarlaşmasından korkuyorum Korkuyorum artık insanlardan ve bakışlarından İçsel dünyamdaki hayallerimden korkuyorum Karanlıklar lordunun, şeytanın beni almasından korkuyorum Korkuyorum artık yanlızlıktan Geceleri tek başıma kalmaktan. Karabasanların her akşam beni korkutuyo olmasından korkuyorum. Anlamsızca duvarımda beliren iki karanlık gölgeden ve senden korkuyorum artık Sen kimsin... Cevabını bulamıyorum kimdin sen Herşeyden fazla korkuyorum senden Herşeyden fazla korkutuyosun beni ----------------------------------- Bir zamanlar çok eskiden Eskiden de öte Karanlıklar şehrinde Gölgeler içinde Yanlızlıklar kentinde Bunalımlar ülkesinde Kaybolmuşlar caddesinde Bir barda... Elimde bir kadeh şarapla Seni bekledim... Bekledim ve Geldin Benim için...geldin. |
||
|
||
| bunca acı tek bir söze nasıl sığabiliyordu... aldım bu sözü dudaklarınızdan, saplayıp kalbimi onunla parçaladım.. o söz ki; sapladıkça kalbimin her parçasına yüzünüzü yeniden çiziyordu.. şimdi içimde binlerce yüz oldunuz.. şimdi içimde binlerce siz oldunuz.. yalnızsınız.. bilseniz ne kadar suçluyum bunun için.. bilseniz ne kadar acı çekiyorum.. çünkü sevgim çekip alamıyor sizi derin ıssızlığınızdan. oysa ben sizi, sizden önce gözlerinizdeki o ıssıkzlıktan dinledim. sözlerinizden de önce.. benimle ölmeye hazır sesinizden bile önce.. yalnızsınız.. bilseniz ne kadar da çaresizim buna çare olamadığım için.. oysa en çok siz de soluk alıp veriyorsunuz diye sevdim ben yaşamı. yaşamın ona kendinizi eklediğiniz yerlerini sevdim en çok. dokundukça çoğalttığınız, sevdikçe çoğaldığınız yerlerini.. bu şehirden her ayrılışınızda arkanızda bıraktıklarınızı topladım birer birer.. oturduğunuz çay bahçelerinden yürüdüğünüz sokaklardan ıslandığınız yağmurun damlalarından topladım sizi.. vitrinlerde unuttuğunuz dalgınlığınızı hiç tanımadığım bir kızın su yeşili gözlerinde bıraktığınız mısralarınızı.. bir bunlara bir de her "sevgilim" deyişinizde binlerce çiçek açtıran o büyülü sesinize sarılıp uyuyabildim ancak, düşlerime dar gelen tek kişilik yatağımda. soluğumu yalnızca sizin için içimde saklıyorken düşlediğim yarınlara, siz nasıl da ben hissedemeden soluksuz kaldınız... yalnızsınız... bana git dediniz.. sonra gitme... kal.. dediniz.. hiç farkında olmadan bir tek sözünüzle ittiğiniz o uçurumdan son anda yakaladığınız ellerimle çekip çıkardınız beni. o gece kollarınızda gözyaşlarına boğulmamın sebebini belki hiç anlayamadınız. o "kal"ın benim için önemini hiç bilmediniz... hiç bilemediniz sizi bir başkasıyla yakalamayı istediğiniz mutluluğa engel olmayı istemeyecek kadar sevdiğimi.. bir başka aşka tututnarak ıssızlığınızdan sıyrılabilecekseniz eğer kalbinizde derin bir suçluluk duygusu pişmanlık ve acıdan başka birşey yaratabilmekten, yalnızlığınıza ilaç olabilmekten aciz, size zarar vermekten bir adım öteye gidemeyen şu deli sevdamın ağırlığını üzerinizden alıp gidebileceğimi bilemediniz.. aşkımı bir "eflatun ölüm"e sarıp gidebileceğimi.. yalnızsınız.. bilseniz ne kadar suçluyum bunun için.. ah bir bilseniz ne kadar çok acı çekiyorum.. nolur affedin beni.. boyle büyük bir aşkla severek size en büyük acımasızlığı ben yapıyorum.. affedin beni......... sevgili...... |
||
|
||
| Karanlıklardayım, derinlerde. Ateşlerdeyim, küllerde. Ruhlardayım, sahte bedenlerde. Zindanlardayım, esirlerle. Korkularındayım, korkunum. Düşlerindeyim, rüyalarında. Savunmasızım Korkağım Duygusuzum Aptalım... Zayıfım, güçsüz. Direnişciyim ama özgür. Lanetliyim Cehennemliğim Ruhsuzum ama ölümlüyüm |
||
|
||
| Korkmadım şeytandan Melek demelerinden Benimle oynamalarından Korkmadım onlardan Beni korkutmalarından korkmadım Şimdi hepsi çok uzaklaştılar Y | ||